GİRİŞ

Bir evin “aile konutu” olması, yalnızca eşlerin aynı çatı altında yaşamasından mı ibarettir? Tapuda yalnızca eşlerden biri adına kayıtlı olan aile konutu, diğer eşin haberi ve rızası olmadan satılabilir mi? Aile konutu şerhi bulunmayan bir taşınmaz, Türk Medeni Kanunu’nun sağladığı korumadan yararlanabilir mi?

Aile konutu, eşlerin ortak yaşamlarını sürdürdükleri sıradan bir taşınmaz olmanın ötesinde, aile hayatının merkezini oluşturan ve bu nedenle hukuk düzeni tarafından özel olarak korunan bir alandır. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nda aile konutunun doğrudan bir tanımına yer verilmemiş; kavramın kapsam ve sınırları madde gerekçesi ve yargı içtihatlarıyla şekillenmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, aile konutuna ilişkin önemli sınırlamalar getirerek malik olan eşin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini aile birliğinin korunması amacıyla sınırlandırmaktadır. Bu çalışmada; aile konutu kavramının hukuki niteliği, eşlerin aile konutu üzerindeki tasarruf yetkileri, diğer eşin açık rızasının aranacağı hâller ve aile konutu şerhinin hukuki etkisi, güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında ele alınacaktır.

I. AİLE KONUTUNUN KANUNİ TANIMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ

Türk Medeni Kanunu’nda aile konutunun doğrudan ve bağlayıcı bir tanımına yer verilmemiştir. Yargıtay kararlarında da kanun koyucunun bu tercihi bilinçli olarak yaptığı; aile konutu kavramının kapsamının her somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Kanun metninde açık bir tanım bulunmamakla birlikte, kavramın çerçevesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin gerekçesi ve yerleşik yargı içtihatlarıyla çizilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin çeşitli kararlarında ve Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli kararında aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, yaşantılarına buna göre yön verdikleri ve ortak yaşamlarının merkezini oluşturan alan olarak kabul edilmektedir. Aynı yaklaşım Anayasa Mahkemesinin 04.03.2026 tarihli ve B. No: 2020/23865 sayılı kararında da benimsenmiştir.

Bu yaklaşım çerçevesinde aile konutunun belirlenmesinde taşınmazın yalnızca mülkiyet durumu değil, eşlerin yaşam faaliyetlerinin fiilen o konutta yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı önem taşımaktadır.

II. TMK m. 194 KAPSAMINDA AİLE KONUTUNUN KORUNMASI

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin birinci fıkrası uyarınca:

“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.”

Bu düzenlemeyle kanun koyucu, aile konutu üzerindeki bazı hukuki işlemleri malik olan eşin tek başına gerçekleştirebileceği tasarruflar olmaktan çıkarmış ve diğer eşin açık rızasına bağlamıştır.

Dolayısıyla aile konutunun yalnızca eşlerden biri adına tapuda kayıtlı olması, malik eşe bu taşınmaz üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisi vermemektedir. Düzenlemenin amacı, aile yaşamının merkezini oluşturan konutun eşlerden yalnızca birinin iradesiyle aile kullanımından çıkarılmasını önlemektir.

III. AİLE KONUTU ŞERHİ VE ŞERHİN HUKUKİ NİTELİĞİ

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca:

“Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.”

Aile konutu şerhinin hukuki niteliği, uygulamada önem taşıyan konuların başında gelmektedir. Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli ve E. 2023/707, K. 2025/240 sayılı kararı ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.05.2024 tarihli ve E. 2023/7378, K. 2024/3502 sayılı kararında, TMK m. 194’te öngörülen sınırlandırmanın tapu kaydına aile konutu şerhi konulmasından değil, taşınmazın aile konutu niteliğini taşımasından kaynaklandığı belirtilmiştir.

Bu nedenle aile konutu şerhi kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir. Başka bir ifadeyle, taşınmazın aile konutu niteliği şerhin tapuya işlenmesiyle doğmaz; taşınmazın fiilen aile konutu olarak kullanılmasıyla ortaya çıkar.

IV. AYRILIK VE BOŞANMA SÜRECİNDE AİLE KONUTU NİTELİĞİ

Aile konutunun korunması bakımından önem taşıyan bir diğer husus, eşlerin fiilen birlikte yaşamıyor olmalarının konutun hukuki niteliğine etkisidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16.12.2021 tarihli E. 2021/8307, K. 2021/9670; 07.10.2013 tarihli E. 2013/4648, K. 2013/22991 ve 21.04.2016 tarihli E. 2015/23480, K. 2016/8178 sayılı kararlarında; eşlerden birinin haklı bir sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınmasının, boşanma veya ayrılık davası açılmasının yahut başka bir nedenle ortak hayatın olanaksız hâle gelmesinin tek başına konutun aile konutu niteliğini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiştir.

Dolayısıyla aile konutu niteliğinin değerlendirilmesinde yalnızca eşlerin belirli bir tarihte fiilen aynı konutta yaşayıp yaşamadıklarına bakılması yeterli değildir. Somut olayın özellikleri ve konutun aile yaşamındaki işlevi birlikte değerlendirilmelidir.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Aile konutuna ilişkin düzenlemelerin temelinde, aile birliğinin ve ortak yaşam alanının korunması düşüncesi bulunmaktadır. Bu nedenle bir taşınmazın yalnızca eşlerden biri adına kayıtlı olması, malik olan eşe aile konutu üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisi vermemektedir.

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz veya aile konutuna ilişkin kira sözleşmesini feshedemez. Böylece kanun koyucu, aile yaşamını doğrudan etkileyebilecek hukuki işlemleri yalnızca malik veya sözleşmenin tarafı olan eşin iradesine bırakmamıştır.

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında aile konutu şerhinin kurucu değil, açıklayıcı nitelikte olduğu kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, aile konutuna sağlanan hukuki korumanın temelinde tapu siciline verilen şerhten önce, taşınmazın fiilen aile konutu niteliğini taşıması bulunmaktadır.

Bu çerçevede girişte yöneltilen sorulara dönüldüğünde; aile konutunun yalnızca eşlerden biri adına kayıtlı olması diğer eşin TMK m. 194 kapsamında sahip olduğu korumayı kendiliğinden ortadan kaldırmadığı gibi, tapu sicilinde aile konutu şerhinin bulunmaması da tek başına taşınmazın aile konutu niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Sonuç olarak aile konutu, hukuk düzeninde yalnızca bir taşınmaz veya mülkiyet konusu olarak değil, aile hayatının devamlılığının sağlandığı özel bir yaşam alanı olarak ele alınmaktadır. Bu sebeple aile konutu üzerindeki mülkiyet hakkı, aile birliğinin korunması amacıyla belirli sınırlamalara tabi tutulmuştur.

Her somut olay bakımından ise taşınmazın gerçekten aile konutu niteliği taşıyıp taşımadığı, eşlerin yaşam faaliyetlerinin söz konusu konutta yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı, diğer eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı ve gerçekleştirilen hukuki işlemin niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

Av. Esra ŞİMŞEK

KAYNAKÇA

Mevzuat

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 194.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, 2002/7 sayılı Genelge.

Yargı Kararları

Anayasa Mahkemesi, B. No: 2020/23865, T. 04.03.2026.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/707, K. 2025/240, T. 16.04.2025.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/2-473, K. 2014/92.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/21559, K. 2014/11002, T. 04.06.2014.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5640, K. 2024/9919, T. 12.12.2024.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7378, K. 2024/3502, T. 15.05.2024.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/869, K. 2024/3877, T. 27.05.2024.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/3464, K. 2021/6355, T. 22.09.2021.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/8307, K. 2021/9670, T. 16.12.2021.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/23480, K. 2016/8178, T. 21.04.2016.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/4648, K. 2013/22991, T. 07.10.2013.