TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

V.S. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/7679)

Karar Tarihi: 20/5/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

Muhterem İNCE

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mustafa ŞENOCAK

Başvurucu

:

V.S.

Vekili

:

Av. Levent KAHYA

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir.

2. Olay tarihinde Denizli 11. Komando Tugayında İstihkâm Savaş Bölüğünde kıdemli başçavuş rütbesi ile bölük astsubayı olarak görev yapan başvurucunun darbe girişiminin merkezi olan Ankara'ya takviye kuvvet olarak götürülmesi, planlanan komando birliği içinde diğer sanıklarla beraber yer alması, Denizli'den Çardak Askerî Havaalanı'na intikal etmesi ancak kendilerini almak üzere Kayseri'den gelen uçakların pistin aydınlatmasının kapalı olması sebebiyle iniş yapamaması, mülki idare amirlerinin, havaalanında görevli personelin ve vatandaşların aldıkları önlemler ve karşı koymaları nedeniyle başarılı olamayarak teslim olduğu tespit edilmiştir.

3. Başvurucu hakkında anılan eylemler nedeniyle Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu işlediği iddiası ile soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde Başsavcılık tarafından başvurucunun anılan suçtan cezalandırılması talebiyle 6/10/2016 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır.

4. Ege Ordu Komutanlığı tarafından 20/4/2017 tarihinde düzenlenen idari tahkikat raporu Mahkemeye gönderilmiştir. Anılan raporda başvurucu ile ilgili yer verilen tespitler şöyledir:

"[V.S.]'in İstihkam Savaş Bölüğünde Bölük Astsubayı olarak görev yaptığı, Çardak Havalimanına yapılacak intikalde görevli olmadığı hâlde, asıl görevli olan İs.Asb.Çvş. Burak ÇAM’ın (2007-16) vaktinde kışlaya yetişememesinden dolayı İs.Svş.Bl.K. İs.Ütğm. Yakup ATILGAN’ın (2009-4), İs.Asb.Kd.Bçvş. [V.S.]'’e (1990-22) eksik adam olmaması için 'Sen de gel' dediği [V.S]. Başçavuşun da 'İki saatlik motorlu intikal değil mi komutanım, siz laf duymayın ben gelirim.' dediği ve intikale bu sebeple son anda katıldığı, bu konuşma ve davranışları ile darbe teşebbüsü içinde olanlara destek verecek tarzda olmadığı değerlendirilmiştir."

5. Mahkemece 27/4/2017 tarihinde Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan talimat sonucu Kara Kuvvetleri Komutanlığına mensup üç kişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan bilirkişi raporu alınmıştır. Anılan raporda başvurucu ile ilgili yer verilen tespitler şöyledir:

i. Sanık Yakup ATILGAN beyanında;

"Başçavuş [V.S.]''in Kurmay Başkan Fahrettin DEMİR'i aradığını, Kurmay Başkanının havaya iki el ateş edin ve aracı ileri sürün şeklinde emir verdiğini, böyle bir maksat için gelmediğinden verilen emri uygulamadığını beyan ederek, müsnet suçlamayı reddetmiştir.

15.07.2016 saat 22.30 da nöbetçi uzman çavuş tarafından arandığını ve eğitim saatinin 23.00'e alındığını ilettiğini, Burak Asb. İzinli olması nedeniyle [V.S.]'’e eğitime katılma emrini kendisinin verdiğini belirtmiştir.

[V.]'’ın Fahrettin ile konuşmasında çok kızdığını anladım" dedi.

ii. Tanık Halil SIRÇA’nın(Uzm. Çvş) beyanında;

"Burak ÇAM‘ın izne ayrılmasından dolayı eksikliği tamamlamak için yerine [V..S.]'’in katıldığını" belirtmiştir.

iii. Tanık Mehmet Ali KESKİN (Uzm. Çvş) beyanında;

"Burak ÇAM‘ın izne ayrılmasından dolayı eksikliği tamamlamak için Bölük Komutanımız yerine [V.S.]'’in gitmesini söyledi" dedi.

iv. Tanık Burak ÇAM (Astsubay) beyanında;

"Eğer ben izne gitmemiş olsaydım, aynı faaliyete ben katılmış olacaktım" dedi.

v. Yapılan inceleme sonucunda;

"A. İs.Asb.Kd.Bçvş. [V.S.]'’in İstihkam Savaş Bölüğünde Bölük Astsubayı olduğu, eğitimde kısım komutanı olarak görevlendirildiği, eğitime asıl görevli olan İs.Asb.Çvş. Burak ÇAM’ın (2007-16) yerine katıldığı,

B. İs.Asb.Kd.Bçvş. [V.S.]'’in telefonundan Kur.Bşk. Hv.Svn.Kur.Yb. Fahrettin DEMİR’i aradığı yolu sivillerin kapattığını kışlaya dönemediklerini söylediği, Fahrettin DEMİR’in “Ne Demek Sürün Aracı, Geçin” dediği, Fahrettin DEMİR’e “Hayır Ateş Açamam Emirlerinizi Dinlemiyorum, Ne Verecekseniz Alın Bölük Komutanına Verin” diyerek telefonu İs.Ütğm. Yakup ATILGAN’a verdiği" şeklindedir.

C. Personelin;

"(1) 12-15 Temmuz 2016 tarihleri arasında icra edilen faaliyetlere yönelik emirleri, askerî emir olduğu zannıyla emir komuta zinciri içinde kalarak yerine getirdiği,

(2) Çardak Sivil Havaalanı bölgesine geldiklerinde durumun farklı olduğunu gördükleri, planlanan eğitimin dışına çıkıldığını görünce mülki amir ve kolluk kuvvetleri ile koordineli hareket ettikleri, Denizli Valiliğince oluşturulan kriz masasının ve Çardak Kaymakamının talimatları doğrultusunda hareket ettikleri, herhangi bir arayış içine girmeden o bölgede bekledikleri, sabah olunca kolluk kuvvetlerine teslim oldukları değerlendirilmiştir" şeklindedir.

6. Yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 2/1/2018 tarihli kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçtan beraatine karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanıklar [...başvurucu V.S.nin...] Sivil Havaalanı önünde diğer sanıkların ise Hava Meydan Komutanlığının bulunduğu Askerî Havaalanı içerisinde konumlarının yer aldığı;

AYM'nin 2021/18267 başvuru numaralı kararı
AYM'nin 2021/18267 başvuru numaralı kararı
İçeriği Görüntüle

Sanık [E.Y.nin] Çardak Havalimanına intikal eden Denizli Tabur Komutanlığında Tabur Komutanı olarak seçimi esnasında bu görevlendirilmeye ve yapılan eğitime itiraz etmesine rağmen itirazlarının Tugay Komutanı tarafından dikkate alınmadığı, eğitim tatbikatının hazırlığı safhasında görevinin olmadığı, tatbikata katılan birliklerin belirli bir sayıyı oluşturmak amacıyla rastgele seçilen personellerden oluşturulduğu, mahkumiyetine karar verilen sanıklar [...] dışındaki diğer sanıkların Yaya İntikal, Üs Bölgesi İşgali ve Motorlu Araç İntikal Eğitimi adı altındaki eğitim planının, 15 Temmuz günü FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından planlanan darbeye teşebbüs fiiline iştirak amacıyla hazırlandığından haberinin olmadığı, Genel Kurmay Başkanlığı Askerî Heyetinden oluşturulan Bilirkişi Raporu içeriği, dinlenen tüm tanık anlatımları, olayın oluşundaki özellikler nazara alındığında, 13-14-15 Temmuz tarihlerinde sanıkların içinde bulundukları birliklerin önce Yaya İntikal Eğitimi, sonrasında bu eğitimin devamı mahiyetinde Üs Bölgesi İşgal Eğitimi adı altında Çardak Havalimanına Eğitim Tatbikatı görüntüsü altında gönderildikleri, sanıkların da 13 ve 14 Temmuz tarihlerinde Yaya İntikal Eğitimine katıldıktan sonra bu eğitimin devamı mahiyetinde Motorlu Araç İntikal Eğitimi olarak algıladıkları;

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 37. Maddesi gereğince sanıkların Anayasayı İhlal Suçu yönünden suça iştiraklerinin kabul edilebilmesi için, suçun kanuni tanımında yer alan fiili, birlikte suç işleme kararına bağlı olarak icrai hareketlerini gerçekleştirmeleri ve dolayısıyla fiilin icrası üzerinde müşterek hâkimiyet kurmaları gerekmektedir. Somut Yaya İntikal, Üs Bölgesi İşgali ve Motorlu Araç İntikal Eğitiminde sanıkların rolleri, Anayasayı İhlal ve Darbeye Teşebbüs fiillerini katkılarından söz edilemeyeceği gibi dolayısıyla müşterek fail oldukları da kabul edilemeyecektir. Sanıklarda birlikte suç işleme kararı bulunmamaktadır. Silahlı Terör Örgütünün faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirilen Darbeye Teşebbüs eyleminde sanıkların eyleminin bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olmadığı, intikal eğitimi esnasında bazı sanıkların sosyal medya üzerinden, kesin olmamakla birlikte İstanbul ve Ankara'da Silahlı Terör Örgütünün bazı fiillerinden haberdar olmaları, bu konuda kesin bilgi sahibi olmamaları sebebiyle iştirak iradesinin varlığından da söz edile[meyeceği]

...

Astın, konusu suç oluşturan emrinin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen failin bu emri yerine getirmesi hâlinde, somut olay çerçevesinde astın bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübe, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak Türk Ceza Kanununun 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilecektir. Keza astın emrin askerî hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi hâlinde yapılan değerlendirme neticesinde Türk Ceza Kanununun 30/1. Maddesi gereğince kasten hareket etmediği sonucu ortaya çıkacaktır. Türk Ceza Kanunun 30/4 Maddesi kapsamında sanıkların Yaya İntikal, Üs Bölgesi İşgali ve Motorlu Araç İntikal Eğitimine katılmaları hususunda verilen emir nedeniyle hataya düşürüldükleri, bu sebeple iradelerinin sakatlandığı, sanıklarda suç işleme kastının olmadığı..."

7. Katılan kurumlar, başvurucu hakkında verilen beraat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Anılan istinaf talebi, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) tarafından esastan reddedilmiştir.

8. Katılan kurumlar, başvurucu hakkında ilgili istinaf dairesince verilen esastan ret kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yapılan temyiz incelemesi sonucunda (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) dosya kapsamına göre başvurucunun üzerine atılı eylemin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna yardım etme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.

9. Bozma kararı sonrasında Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) yeniden yapılan yargılama sonucunda başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna yardım etme suçundan 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...sanıkların, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduklarının, suç işleme karar ve iradesine katıldıklarının da kanıtlanamamış olmasına, sorumluluk alanı olan Denizli'de suçun icrai hareketi olarak nitelendirilebilecek başka bir olayın vuku bulmamasına, suç işleme merkezi olan Ankara'ya takviye kuvvet olarak götürülmesi planlanan komando birliğine çeşitli kademelerde komuta etmek üzere harekâta katılıp birliği sevk ve idare ederek Denizli'den Çardak Askerî Havaalanına intikal ettiklerinin ancak kendilerini almak üzere Kayseri'den gelen uçakların pistin aydınlatılmasının kapalı olması sebebiyle iniş yapamaması, mülki idare amirlerinin, havaalanında görevli personelin ve vatandaşların aldıkları önlemler ve karşı koymaları nedeniyle başarılı olamayarak burada belli süre bekleyip teslim oldukları, eylemlerinin elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunmakla birlikte, sundukları katkının tek başına vahamet arz etmediği gibi, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hâkimiyet kurduklarından da bahsedilemeyeceğinden, emir ve eylemin suç teşkil ettiği açıkça belli olmasına rağmen, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığından eylemlerinin, işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım etmek suçun[u oluşturduğu]..."

10. Başvurucu, anılan karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yapılan temyiz incelemesi sonucunda Ceza Dairesinin 7/10/2020 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.

11. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararına karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurmuştur. İtirazın başvurucu ile ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanıklar [... ve başvurucunun] durumlarının değerlendirilmesi; Eğitim faaliyeti kapsamında kışladan çıkan sanık [E.Y.] komutasındaki grubun güzergahı şaşırarak intikal edilmesi gereken Çardak Askeri Hava alanı yerine sivil hava alanına doğru gittiği, yolda önlerinin halk tarafından kesilmesi sonrasında konvoyun durduğu, darbe girişiminden haberdar olan [A.Y.nin] olay yerine gelen kaymakam ve ilçe emniyet müdürüyle tartışıp, validen değil komutanlarından emir aldığını, gerekirse yürüyerek askeri hava alanına gidileceğini söylemesine rağmen tabur komutanı olan sanık [E.Y.nin] tam aksine halkı ve askerleri sakinleştirmeye çalıştığı, [A.Y.nin] komutuyla araçlarından inen askerleri tekrar araçlara binmeleri emrini verdiği, Tugay Komutanlığını arayıp olayları haberdar ettiği, sanıklardan [başvurucu] ve [Y.A.nın] halkın yolu kestiğini [F.D.ye] telefonla söylemeleri ve [F.D.nin] de 'araçları halkın üzerine sürün, havaya ateş açın, ilerleyin' şeklinde verdiği talimata tepki gösterip uymadıkları, geri dönmek istemelerine rağmen halkın dönüş yolunu da kapatması nedeniyle dönemedikleri, jandarmanın gelip teslim almasına kadar araçların içerisinde herhangi bir arayışa girmeksizin bekledikleri, dolayısıyla o ana kadar eğitim için dışarıya çıktıkları düşüncesinde olan [A.Y.] dışındaki sanıkların halkın önlerini kesmesi sonrasında herhangi bir direnç göstermedikleri, askeri hava alanında yaşanan olaylarla da aralarında bir bağ bulunmadığı, teslim oldukları ana kadar darbe girişiminin başarıya ulaşması noktasında asli ya da feri nitelikte katkı sunacak herhangi bir eylemlerinin tespit edilemediği, bu haliyle burada bulunan sanıklar [... ve başvurucunun] Anayasayı ihlal suçuna iştirak ettiklerinden bahsedilemeyeceği değerlendirilmiştir.

...

Bu açıklamalar ışığında sonuç olarak; 16 Temmuz 2016 günü saat 03:00 da başlatılması planlanan darbe girişimi kapsamında Denizli 11. Komando Tugay Komutanlığından Ankara'ya asker sevkıyatını sağlama görevini diğer askeri personelden gizlemek isteyen Tugay Komutanı [K.Ö.Ö.], Tugay Komutan Yardımcısı [E.A.] ve Kurmay Başkanı [F.D.nin] aralarında plan yaparak bu işi o dönemi kapsayacak bir askeri eğitim faaliyeti adı altında gerçekleştirme kararı aldıkları, askeri teammül ve kurallara aykırı şekilde acelece hazırlanan ve 14-17 Temmuz tarihlerini içine alan komando yürüyüşü, motorlu intikal ve üs bölgesi işgali konulu eğitim faaliyetine yukarıda isimleri geçen sanıkların dahil edildikleri,[K.Ö.Ö.], [E.A.], [F.D.] ve [A.Y.] dışındaki personelin eğitim faaliyetinin gerçek amacını bilmediği, darbenin başladığı saatlerde yapılan intikal sırasında dahi hava alanına yaptıkları intikali bir gün önce başlayan eğitim faaliyetinin devamı olarak düşündükleri, askeri hava alanına geldikten sonra işin iç yüzünü öğrendikleri, güzergahı şaşırıp sivil hava alanına giden grubun halk tarafından önünün kesilmesi ve eğitim faaliyetinin gerçek amacını o anda öğrenmeleri sonrasında herhangi bir direniş göstermedikleri ve darbeye katkı sunacak bir eylem yapmadıkları, herhangi bir arayış içine girmeksizin jandarma tarafından teslim alınmayı bekledikleri, askeri hava alanına giden gruptaki sanıkların ise yukarıda detaylı şekilde anlatıldığı üzere içinde bulundukları durumdan kurtulmak için çaba gösterdikleri, darbeci komutanların verdiği kanunsuz emirlere uydukları ya da darbenin başarılı olması için katkı sunacak herhangi bir davranışlarının olduğu yönünde yapılmış tespitin bulunmadığı, aksine bir çoğunun darbeye karşı olduğunu gösteren tavırlar sergilediği, Genelkurmay Başkanlığı ve Ege Ordu Komutanlığınca hazırlanan tahkikat raporlarında da sanıklara herhangi bir kusur yüklenmediği gözetildiğinde [...] sanıkların mahkumiyetine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına hükmolunması gerekirken onama kararı verilmesi isabetli görülmemiştir..."

12. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (Kurul) 21/3/2023 tarihli ilamıyla itirazın reddine karar vermiştir. Ret kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Uyuşmazlığın çözümü, darbe girişimini öğrendikten sonra buna rağmen intikale devam eden ve askerî havaalanına gelen (askeri hava alanına gelmek isterken yanlışlıkla sivil hava alanına gelen sanıklar da dâhil olmak üzere) sanıkların eylemlerinde uyuşmazlığa konu suçun unsurlarının bulunup bulunmadığının, başka bir anlatımla intikal ve darbe girişimi arasında bağlantı kuramadıklarına yönelik savunmalarının doğruluğunun tespitine bağlıdır. Bu husus irdelenirken sanıkların görev ve rütbeleri ile askerî bilgi ve görgülerinin yanında darbe girişimiyle ilgili aldıkları bilgilerin zamanı ve içeriği ile eylemlerinin bu haberleri öğrendikten ne kadar zaman sonra gerçekleştiği gibi hususlar da dikkate alınacaktır. Buna göre eylemin öncesinde;

-Tugay komutanınca yapılması emredilen eğitim faaliyetinin zamanının tayin dönemi ve hava sıcaklığı koşulları bakımından uygun olmaması,

-Komando eğitimi yaptırılan personelin bu eğitimi alacak vasıfta olmadığının açıkça anlaşılması,

-Birlik komutanlarından yanlarına almaları istenen kumanya ve mühimmat miktarının böylesi bir eğitim için anlamsız sayılacak düzeyde fazlalık arz etmesi,

-Bu tip eğitimlere katılmaları mutat olmayan Tugay Komutan Yardımcısı ve Kurmay Başkanının yanı sıra henüz başlayış dahi yapmamış Topçu Tabur Komutanının son anda gelerek emir komutayı devralması,

-Birliğin intikaline refakat etmesi gereken polis araçlarının çıkış anında Tugayın önünde bulunmaması,

-Askerî havaalanına giriş sırasında kendilerine sözlü olarak karşı çıkılmasına rağmen on dakika boyunca bekledikten sonra hava alanına giriş yapılması,

Gibi hususların, subay ve astsubay olan sanıkların eğitim planının aslında bir darbe girişimini perdeleme çabası olduğunu anlamalarına yetmeyeceği bir an için düşünülebilecek olsa da;

Saat 22.00'den itibaren ulusal ve yerel basın ile sosyal medya üzerinden yoğun şekilde gelen bir darbe girişimi yaşandığına dair haberlere ve dosyadaki bilgi ve belgelere göre sanıkların bu haberleri öğrenmiş oldukları dikkate alındığında, özellikle birliğin Tugaydan çıkış yaptığı saat ve hava alanına ulaşıldığı zaman dilimi arasında yolda geçen süre içinde intikalin bir eğitim faaliyeti olmayıp darbe girişimine katılan kişilerce birliğin darbe girişiminde kullanılabilmesi için gerçekleştirilen bir intikal eylemi olduğunun açıkça anlaşıldığı, zorunlu askerlik hizmetini yapan er/erbaş rütbesindeki bazı askerlerin bile beyanlarında anladıklarını ifade ettikleri bu hususun subay ve astsubay rütbeleriyle birliğin emir komutasından sorumlu olan sanıklarca anlaşılamadığına yönelik savunmalara bazıları uzun yıllar boyunca askerî hizmette bulunmuş sanıkların, görev ve rütbeleri ile askerî bilgi ve görgü düzeyleri dikkate alındığında itibar edilmesinin mümkün bulunmadığı, bu nedenle yukarıda değinilen TCK'nın 24 ve 30/3. maddelerinde düzenlendiği şekilde yetkili merciin emrini yerine getirdiklerini düşündüklerini savunmuşlarsa da aynı birlikte görev yaptıkları uzman çavuşların ve asteğmenlerin aksine olayın bir darbe girişimi olduğu hususunda anılan maddelerdeki cezasızlık sebebinden yararlanmalarını sağlayacak nitelikte kaçınılmaz bir hataya düştüklerinden bahsedilemeyeceği, bu durumda sanıkların darbe girişimi çerçevesinde verilecek emirlere uygun hareket etme iradesi taşıdıklarının kabul edilmesi gerektiği ve olayda TCK'nın 30. maddesindeki hata hâlinin gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Darbe girişimi kapsamında verilen emirlere uygun hareket etme iradesiyle havaalanına gelen sanıkların darbe girişiminin başarısızlığa uğrayacağının anlaşıldığı zaman diliminden sonra darbecilerin eylemlerine karşı gerçekleştirdikleri kimi faaliyetlerinin ve teslim olma süreçlerinin suçun oluşumuna bir etkisi bulunmamaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler neticesinde, darbe girişimini öğrendikleri hâlde askerî havaalanına yapılan intikale devam eden, bir bölümü halkın etraflarını çevirmesi nedeniyle sivil havaalanı önünde mahsur kalan, diğer bir bölümü ise havaalanının içinde konuşlanarak uçakların inmesini bekleyen ve konumları itibarıyla birliğin emir ve komutasında görevli olan sanıkların eylemlerinin, Özel Daire bozma kararına uygun nitelikteki Yerel Mahkeme kabulünde yer aldığı şekilde Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu oluşturduğu cihetle, anılan suçtan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına dair Özel Daire kararının isabetli olduğu..."

13. Başvurucu, nihai hükmü öğrendikten sonra süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

15. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. 2023/76830 numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2021/7679 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucu, bozma kararı öncesinde Ege Ordu Komutanlığı tarafından düzenlenen idari tahkikat raporu ile Kara Kuvvetleri Komutanlığına mensup üç kişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan bilirkişi raporuna neden itibar edilmediğine dair yeterli gerekçe bulunmadan cezalandırıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun yargılama aşamasında lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve mahkemede yargılamaya konu olayı kendi açısından anlatabildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.

18. Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de olmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

20. Anayasa Mahkemesi daha önce benzer bir şikâyeti M.Y. ([GK], B. No: 2021/7687, 5/3/2025) başvurusunda incelemiş ve karara bağlamıştır.

21. Somut olayda gerekçeli karar içeriğine göre başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna yardım etme suçundan mahkûm olmasında dayanılan delil, suç işleme merkezi olan Ankara'ya takviye kuvvet olarak Denizli'den Çardak Askerî Havaalanına intikal etmesi ancak kendilerini almak üzere Kayseri'den gelen uçakların pistin aydınlatmasının kapalı olması sebebiyle iniş yapamaması üzerine teslim olmasıdır.

22. Başvurucu; bozma kararı öncesinde Ege Ordu Komutanlığı tarafından düzenlenen idari tahkikat raporu ile Kara Kuvvetleri Komutanlığına mensup üç kişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarına göre üzerine atılı suçu işlemediğini, bozma kararı öncesinde Mahkemenin anılan raporları diğer deliller ile birlikte değerlendirerek beraatine karar verdiğini, bozma kararı sonrasında verilen mahkûmiyet kararında Mahkemenin davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki iddiasını değerlendirmediğini savunmuştur.

23. Mahkemece verilen mahkûmiyet kararı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım sanığın içinde bulundukları durumdan kurtulmak için çaba gösterdikleri, darbeci komutanların verdiği kanunsuz emirler doğrultusunda darbenin başarılı olması için katkı sunacak herhangi bir davranışlarının olmadığı, aksine birçoğunun darbeye karşı olduğunu gösteren tavırlar sergilediği, Genelkurmay Başkanlığı raporu ve Ege Ordu Komutanlığınca hazırlanan tahkikat raporlarında da sanıklara herhangi bir kusur yüklenmediği gerekçeleriyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur (bkz. § 11).

24. İtiraz üzerine Kurul tarafından yapılan incelemede başvurucunun da içinde bulunduğu bir kısım sanık hakkında Genelkurmay Başkanlığı ve Ege Ordu Komutanlığınca hazırlanan tahkikat raporlarına atıf yapılmak suretiyle sanıkların görev ve rütbeleri ile askerî bilgi ve görgülerinin yanında darbe girişimiyle ilgili aldıkları bilgilerin zamanı ve içeriği ile eylemlerinin bu haberleri öğrendikten ne kadar zaman sonra gerçekleştiği gibi hususlar dikkate alınarak eylemin öncesinde tugay komutanınca yapılması emredilen eğitim faaliyetinin zamanının tayin dönemi ve hava sıcaklığı koşulları bakımından uygun olmadığı, komando eğitimi yaptırılan personelin bu eğitimi alacak vasıfta olmadığı, birlik komutanlarından yanlarına almaları istenen kumanya ve mühimmat miktarının böylesi bir eğitim için anlamsız sayılacak düzeyde fazlalık arz ettiği, bu tip eğitimlere katılmaları mutat olmayan tugay komutan yardımcısı ve kurmay başkanının yanı sıra henüz başlayış dahi yapmamış topçu tabur komutanının son anda gelerek emir komutayı devraldığı, birliğin intikaline refakat etmesi gereken polis araçlarının çıkış anında tugayın önünde bulunmadığı, askerî havaalanına giriş sırasında kendilerine sözlü olarak karşı çıkılmasına rağmen on dakika boyunca bekledikten sonra havaalanına giriş yapıldığı gibi hususların olağan kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır (bkz. § 12).

25. Kararda ayrıca anılan hususların başvurucunun da içinde bulunduğu subay ve astsubay olan sanıkların, eğitim planının aslında darbe girişimini perdeleme çabası olduğunu anlamalarına yetmeyeceği değerlendirilecek olsa bile saat 22.00'den itibaren ulusal ve yerel basın ile sosyal medya üzerinden yoğun şekilde bir darbe girişimi yaşandığına dair haberlerin yayılması, dosyadaki bilgi ve belgelere göre sanıkların bu haberleri öğrenmiş olmaları, özellikle birliğin Tugaydan çıkış yaptığı saat ve hava alanına ulaşıldığı zaman dilimi arasında yolda geçen süre içinde intikalin bir eğitim faaliyeti olmayıp darbe girişimine katılan kişilerce birliğin darbe girişiminde kullanılabilmesi için gerçekleştirilen bir intikal eylemi olduğunun açıkça anlaşılması ve zorunlu askerlik hizmetini yapan er/erbaş rütbesindeki bazı askerlerin bile bu durumu anladıklarını ifade etmeleri karşısında bu hususun subay ve astsubay rütbeleriyle birliğin emir komutasından sorumlu olan sanıklarca anlaşılamadığına yönelik savunmalara görev ve rütbeleri ile askerî bilgi ve görgü düzeyleri dikkate alındığında itibar edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiş ve itirazın reddine karar verilmiştir (bkz. § 12).

26. Sonuç olarak başvurucunun değerlendirilmediğini ileri sürdüğü idari tahkikat ile bilirkişi raporlarına ve diğer hususlara ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine Kurul tarafından olgusal bağlamlarıyla birlikte ayrıntılı değerlendirmeler yapıldığı ve itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında yapılan yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun mahkûmiyetine ilişkin olarak yeterli gerekçenin ortaya konulduğu anlaşılmaktadır.

27. Dolayısıyla eldeki başvuruda da yukarıda anılan M.Y. kararından ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

B. Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, hakkında verilen beraat kararının temyiz incelemesi sonucunda bozulmasına karar veren Yargıtay ilgili daire başkanı ile bozma kararı sonrasında hakkında verilen mahkûmiyet kararının temyiz incelemesi sonucunda onanmasına karar veren Yargıtay ilgili daire başkan vekilinin itiraz talebini inceleyerek ret kararı veren Kurulda da yer aldıklarını belirterek bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlık görüşünde; başvurucunun yargılama aşamasında lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve mahkemede yargılamaya konu olayı kendi açısından anlatabildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda yer alan iddialarını tekrar etmiştir.

31. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

32. Anayasa Mahkemesi daha önce benzer bir şikâyeti M.Y. ([GK], B. No: 2021/7687, 5/3/2025) başvurusunda incelemiş ve karara bağlamıştır.

33. Somut olayda başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı ile ilgili Daire tarafından verilen onama kararında heyet başkanı M.Ş. yer almıştır. Anılan mahkûmiyet kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazı inceleyen Kurulda E.Y. (kurul başkanı olarak) ve M.Ş. ise (üye olarak) bulunmuştur.

34. Başvurucu, E.Y. ve M.Ş.nin Kurul tarafından yapılan itiraz incelemesinde bulunmalarının objektif tarafsızlığa aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, E.Y. ve M.Ş.nin öznel tarafsızlıkları ile ilgili bir şikâyette bulunmamış, nesnel olarak tarafsız olmadıklarını ileri sürmüştür. Dolayısıyla somut olayda incelenecek husus, nesnel tarafsızlıkla ilgilidir.

35. Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında itiraz incelemesini yapan Kurul yirmi beş üyenin katılımı ile oluşmuştur. Kurul, Daire kararına yapılan itirazın oy birliği ile reddine karar vermiştir. Daire tarafından yapılan temyiz incelemesinde heyet başkanı olarak görev alan M.Ş. görüş bildirme adına Kurula katılmakta olup gerektiğinde Daire tarafından verilen kararın aksine görüş bildirebilmektedir.

36. Bu çerçevede E.Y.nin Kurul başkanı olması, yine M.Ş.nin üye olarak Daire adına görüş bildirmek üzere Kurulda görev almasının -karara katılan yirmi beş üyenin oy birliği ile karar vermesi ve Kurulda görev yapan tüm üyelerin sayısı birlikte değerlendirildiğinde- yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini zedelemediği anlaşılmıştır.

37. Dolayısıyla eldeki başvuruda da yukarıda anılan M.Y. kararından ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

C. Diğer İhlal İddiaları

39. Başvurucu; somut delile dayanmaksızın mahkûm edildiğini ve buna bağlı olarak da tutukluluğunun devam ettiğini, hakkında yeterli delil olmamasına rağmen haksız olarak mahkûmiyet kararı verildiğini, müdafi yardımından yararlanamadığını, yargılamanın uzun sürdüğünü, ceza infaz kurumuna girmeden önce başladığı açık öğretim fakültesinin sınavlarına girmesine bulunduğu ceza infaz kurumu idaresince izin verilmediğini, suç olmayan eylemlerinden dolayı cezalandırıldığını, kendisinden daha yüksek rütbeli olanlara daha az hapis cezası verildiğini, mal varlığına tedbir konulmasından dolayı tasarruf yapamadığını ileri sürmüştür.

40. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının Ç.Ö. ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, müdafi yardımından yararlanma, makul sürede yargılanma ve eğitim haklarının ihlal edildiği iddialarının Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) ve Bayram Gök ([2. B.], B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 20-24) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, §§ 46-50) ve Adnan Şen ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, §§ 104-107) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, eşitlik ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE,

B. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

C. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

Ç. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

E. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY

1. Mahkemenin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

2. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

3. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında ayrıntılı olarak özetlenmiştir.

4. Başvurucu Denizli 11. Komando Tugayı İstihkam Savaş Bölüğünde kıdemli başçavuş olarak görev yapmaktadır. 15 Temmuz Darbe girişimi nedeniyle Denizli Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenmiştir.

5. Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmüştür. Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında beraat kararı verilmiştir. Beraat kararı katılanlar tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 16. Ceza dairesi başvurucunun eyleminin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna yardım etme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Yerel mahkemece bozmaya uyulması üzerine başvurucu 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Temyiz üzerine hüküm onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun beraat etmesi gerektiği yönüyle karar düzeltme yoluna gidilmiş, ceza genel kurulunca karar düzeltme talebi reddedilmiştir.

6. Olay nedeniyle Ege Ordu Komutanlığı idari tahkikat raporu alınmıştır. İdari tahkikat raporunda olay gününe ilişkin askeri teknik tabir ve durumların değerlendirildiği birtakım tespitlere yer verilmiştir. Yer verilen tespit ve değerlendirmeler başvurucunun hukuki durumunu etkileyecek, suçun unsurlarına etki edebilecek mahkemelerce tartışması gereken olgular ve tespitleri de içermektedir. Ayrıca tanıklar Burak Çam, Halil Sırça, Yakup Atılgan beyanları da başvurucunun hukuki durumunu etkileyecek ifadeler içermektedir. Tanık beyanlarında çelişkiler giderilerek maddi hakikate uygun sonuca ulaşılmalıdır.

7. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi de dikkate alındığında kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).

8. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması, bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

9. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarında; yerel mahkemelerce gerekçenin her bir sanık için bireyselleştirilip bireyselleştirilmediğini aramaktadır. Ceza davalarında aynı olay nedeniyle birden fazla sanık hakkında hüküm kurulması durumunda torba veya toptan bir gerekçelendirilme yapılmasını gerekçeli karar hakkının ihlal edebileceği AİHM kararlarında uygulanmıştır. AİHM, Mustafa Aydın Türkiye kararında; “Sözleşmenin 6. Maddesinin 1 numaralı fıkrasının yerel mahkemeleri hukuki ve fiili açıdan aynı durumda olan kişilere ilişkin olarak aynı gerekçeyi kullanmalarını engellemediğini vurgulamış, gerekçeli karar verme yükümlülüğünün gerekçenin her sanığın şahsi durumuna uygun olmasını gerektiğini vurgulamıştır. Bu kapsamda AİHM görevinin her sanık açısından şahsi şekilde incelenmeyen delilin mahkumiyet için yeterli ve ilgili olup olmadığını da değerlendirmek olmadığının altını çizmiş, zira bu durumun dördüncü derece mahkeme olması riskini barındırdığını ifade etmiştir. AİHM bu kararında yerel mahkemelerin mahkumiyetin temelini oluşturan vakiaya ilişkin yeterli gerekçe sunmadıklarını başvurucunun ceza sorumluluğunu atılı suçun niteliği ve hükmedilen cezanın ciddiyetine uygun şekilde bireyselleştirilmiş bir değerlendirilmeye tabii tutulmadığını bu eksikliklerin yüksek mahkemelerce de giderilmediğinin belirtmiş, ve gerekçeli karar hakkını ihlal edildiğine karar verilmiştir.

10. Somut olayda gerekçeli karar içeriğine göre başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna yardım etme suçundan mahkûm olmasında dayanılan delil suç işleme merkezi olan Ankara'ya takviye kuvvet olarak Denizli'den Çardak Askeri Havaalanına intikal etmesi, ancak kendilerini almak üzere Kayseri'den gelen uçakların pistin aydınlatılmasının kapalı olması sebebiyle iniş yapamaması üzerine teslim olmasıdır.

11. Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığına mensup 3 kişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan bilirkişi raporuna göre üzerine atılı suçu işlemediğini dile getirmişse de Mahkeme, başvurucunun davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki iddiası hakkında herhangi bir açıklamada bulunmamıştır (bkz. § 8). İlk derece mahkemesince yapılan değerlendirmeler sonucu başvurucunun beratına karar verilmiştir. Bozma ilamı sonrası kurulan hükümde başvurucunun eylemi bireyselleştirilerek sonuca ulaşılmamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz dilekçesinde torba gerekçe ortaya konarak başvurucunun bireysel tutumu ve olay sırasındaki davranışları belirtilerek itiraz edilmiş, genel kurulunca bu itirazlar bireyselleştirilmeden reddedilmiştir.

12. Diğer bir ifadeyle başvurucunun iddiası kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bir iddia olduğu hâlde Mahkemece bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı görülmüştür. Yine kanun yolu incelemesi sırasında da bu eksikliğin telafi edilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmalıdır.

13. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

14. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkına ilişkin yapılan değerlendirme

15. Başvurucu hakkında verilen beraat kararını temyiz incelemesi sonucunda bozulmasına karar veren Yargıtay, ilgili daire başkanı ile bozma kararı sonrasında hakkında verilen mahkumiyet kararının temyiz incelemesi sonucunda onanmasına karar veren Yargıtay ilgili daire başkanvekilinin, itiraz kararını inceleyen ve ret kararı verilen kurulda yer aldıkları ileri sürülerek tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürülmüştür.

16. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Yargılamaya katılamayacak hâkim" kenar başlıklı 23. maddesi şöyledir:

"Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.

Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.

Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz."

17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir..."

18. AİHS'in 6. maddesinde, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiş olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında tarafsızlık, genel olarak ön yargı veya yanlılık olmamasını ifade etmektedir (Piersack/Belçika, B. No: 8692/79, 1/10/1982, § 30). Yerleşik içtihada göre tarafsızlığın varlığı öznel (subjektif) yöntem ve nesnel (objektif) yöntem esas alınarak belirlenir. Öznel yöntem kişisel kanaatin ve belirli bir yargıcın davranışının dikkate alınmasını, diğer bir deyişle yargıcın belirli bir davada kişisel bir ön yargıya sahip olup olmadığının belirlenmesini; nesnel yöntem ise mahkemenin oluşumunun tarafsızlık konusunda herhangi bir meşru şüpheyi ortadan kaldırmak için yeterli güvenceleri sağlayıp sağlamadığının belirlenmesini ifade eder (Fey/Avusturya, B. No: 14396/88, 24/2/1993, § 28). Bir başka anlatımla tarafsızlığın varlığı, bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki subjektif test ile bir yargıcın tarafsızlığından haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif teste göre saptanır (De Cubber/Belçika, B. No: 9186/80, 26/10/1984, § 24).

19. Objektif ve subjektif tarafsızlık arasındaki sınır kesin olmayıp yargıcın öznel bakımdan tarafsız olduğu varsayımının çürütülmesine olanak verecek deliller sunulmasının güç olabileceği kimi davalarda, nesnel tarafsızlık şartı önemli bir ek güvence sağlar. Nitekim tarafsızlık ile ilgili sorun bulunan başvuruların büyük çoğunluğunda objektif yönteme başvurulmuştur (Micallef/Malta [BD], B. No: 17056/06, 15/10/2009, § 95).

20. Subjektif testle ilgili olarak her hâlükârda aksine kanıt bulunmadıkça bir hâkimin kişisel tarafsızlığının olduğu varsayılmaktadır. Objektif test bakımından ise yargıcın kişisel tutumundan farklı olarak kendisinin tarafsızlığı hakkında kuşku uyandıracak belirli olguların olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu noktada objektif tarafsızlığın belirlenmesinde hâkimin tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygıyı, korkuyu bertaraf edecek yeterli güvence sunulup sunulmadığı önemlidir. AİHM içtihatlarında tarafsızlık konusunda görünüşün dahi önem taşıyabileceği, bir başka deyişle adaletin sadece yerine getirilmesi değil ama aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi ve böylece demokratik toplumda mahkemelerin hak arayanlara güven vermesi gerektiği vurgulanmaktadır (Micallef/Malta, §§ 94, 97, 98).

21. Bu çerçevede hakkında tarafsız olmadığından kaygı duymak için haklı bir sebep bulunan bir hâkim, davadan çekilmelidir. Bu durum, belirli bir davada bir yargıcın tarafsız olmadığından kaygılanmak için haklı bir sebebin bulunup bulunmadığına karar verilirken sanığın bakış açısının önemli olduğunu fakat belirleyici olmadığını ihsas etmektedir. Belirleyici olan şey, bu kaygının objektif olarak haklı görülüp görülemeyeceğidir. Bu ise her olayın kendi şartlarına bağlıdır (Hauschildt/Danimarka, B. No: 10486/83, 24/5/1989, §§ 47-49).

22. Bu bağlamda bir hâkimin yargılamadan önce aynı hususta daha önce karar vermiş olması, tarafsızlığıyla ilgili olarak ortaya çıkan şüpheleri haklı göstermez (Ökten/Türkiye (k.k.), B. No: 22347/07, 3/11/2011), önemli olan yargılama yapılmadan önce bu hâkimin aldığı tedbirlerin kapsamıdır. Dahası bir hâkimin dava dosyasını derinlemesine bilmesi, davanın esası hakkında karar verirken tarafsız olarak değerlendirme yapmasını engelleyen bir ön yargının bulunduğu anlamına gelmez. Sonuç olarak mevcut ilk verilerin değerlendirilmesi, nihai değerlendirme hakkında ön yargı oluşturmaz (Morel/Fransa, B. No: 34130/96, 6/6/2000, § 45).

23. AİHM; Fazlı Aslaner/Türkiye (B. No: 36073/04, 4/3/2014) başvurusunda, temyiz incelemesi yapan Danıştay Dairesi üyelerinin ilk derece mahkemesinin bu temyiz kararına uymayarak kararında ısrar etmesi üzerine dosyanın geldiği ve otuz bir üye ile toplanan Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna (İDDK) katılmalarının tarafsızlığa aykırı olduğu iddiasını incelemiştir. Temyiz incelemesinde görev alan üç üyenin davanın esası hakkında karar verilmesinde meşru olarak taraf olmuş gibi görünebileceklerine değinen AİHM, bu durumun İDDK'nın tarafsızlığının somut olayda bozulduğunu değerlendirmek için tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir (Fazlı Aslaner/Türkiye, § 36). AİHM; bu tür durumlarda üyelerin sergiledikleri tutumları ve kararın verilmesindeki rolleriyle ilgili olarak söz konusu üyelerin sayıları yanında diğer unsurları da gözönünde bulundurmak gerektiğine, bu bağlamda kararların oyçokluğu ile alındığı, kurul hâlinde yargılama yapan mahkemelerde görevli hâkimlerin sayılarının azlığını dikkate alarak benzer şikâyetleri daha önce reddettiğine dikkat çekmiştir. Diğer taraftan AİHM, hem kurula katılan ilgili hâkimlerin yüksek sayıda olmasını hem de bu hâkimler tarafından icra edilen başkanlık veya raportörlük görevlerini dikkate alarak tarafsız bir mahkemece yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna vardığını da hatırlatmıştır (Fazlı Aslaner/Türkiye, §§ 37-39).

24. AİHM, bu belirlemelerden sonra ilgili hâkimlerin sayısının veya oranının belirleyici olmadığı ve sayı ile ilgili değerlendirmelerin söz konusu sorunun incelenmesi üzerinde bir etkisinin bulunmadığı kanaatine varmıştır (Fazlı Aslaner/Türkiye, § 40). AİHM burada yeni bir kıstas ortaya koymuş olup bu kıstasa göre tarafsızlıkla ilgili belirleyici olan husus, ilgili hâkimlerin oranı veya sayısı değil bu hâkimlerin kurula katılmalarını mutlak gerekli kılan önemli bir gerekçenin bulunup bulunmadığıdır.

25. AİHM, ayrıca anılan üç üye arasında yer alan T.Ç.nin Danıştay başkan vekili sıfatıyla İDDK'ya başkanlık yaptığını, bu bağlamda görüşmeler sırasında tartışmaları yönettiğini ve bu durumun tarafsızlık görünümünü etkileyen ek bir durum oluşturduğunu gözlemlediğini belirterek anılan iki unsurun başvurucunun İDDK'nın tarafsızlığıyla ilgili endişelerini haklı gösterdiği sonucuna varmış; başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Fazlı Aslaner/Türkiye, §§ 41, 42).

26. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle eklenen adil yargılanma ibaresine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHS ile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adil yargılanma hakkı güvencelerinden birini tarafsız mahkemede yargılanma hakkı oluşturmaktadır (bkz. §§ 24-31).

27. Genel olarak tarafsızlık davanın çözümünü etkileyecek bir ön yargı, tarafgirlik ve menfaate sahip olunmaması davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 61).

28. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Buna göre tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişisel tarafsızlığı öznel tarafsızlık, kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı tarafsızlık izlenimi ise nesnel tarafsızlık olarak adlandırılmaktadır. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca tarafsız mahkemede yargılanma hakkı da adil yargılanma hakkının zımni bir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- Anayasa’nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, § 60).

29. Mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin nesnel olarak tarafsız olmadığı izlenimi vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015). Bunun yanı sıra yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunması da gerekmektedir (Tahir Gökatalay, § 62).

30. Öznel tarafsızlık ise hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız durması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Anayasa ve kanunlar karşısında hâkimlerden beklenen de budur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015). Hâkimler, hâkimliğin gerektirdiği her türlü yüksek nitelikleri taşısalar bile kamu vicdanında tarafsızlıkları konusunda kuşku uyandıracak düzenlemelerden kaçınmalıdır (AYM, E.2013/82, K.2014/100, 4/6/2014).

31. Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yönden yakın bir bağının bulunması ya da yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir. Bununla birlikte belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur (Tahir Gökatalay, § 62). Bir başka deyişle aksi yönde delil bulununcaya kadar bir hâkimin kişisel olarak tarafsız olduğunun kabulü gerekir.

32. Bu bağlamda hukukumuzda, hâkimin tarafsız kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek durumlarda hâkimin kendi mahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir davaya bakamayacağı veya bakmayı reddedilebileceği kabul edilmiştir. Hâkimin yasaklılığı ve reddi kurumları hâkimin bakacağı davada tarafsızlığını sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla ilişkilidir (AYM, E.2011/142, K.2013/52, 3/4/2013).

33. Kanun yolu, bir yargı yeri tarafından verilen ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir kararın kural olarak başka bir yargı yeri tarafından incelenmesini sağlayan hukuki yoldur. Kanun yolunun amacı, yargı yerleri tarafından verilen kararların kural olarak başka bir yargı yeri tarafından denetlenmesine imkân tanınmak suretiyle daha güvenceli bir yargı hizmeti sunmaktır. Bunun nasıl yapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

34. Anayasa Mahkemesi içtihadında, adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin kanun yolu aşamasında da sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre kanun yollarına ilişkin usullerin ve kanun yollarındaki yargılamanın da adil yargılanma hakkına uygun olması gerekir (Emine Karagülmez, B. No: 2013/3673, 11/12/2014, § 21).

35. Bu çerçevede ilke olarak gerek kanun yolu incelemesinin etkililiğinin sağlanması gerekse kanun yolu incelemesinin objektif tarafsızlık esaslarına uygun yapılmadığı izleniminin oluşmaması için ilk derecede kararı veren hâkimin dosyanın kanun yolu incelemesinde bulunmaması gerekir. Bununla birlikte bu hususa uyulmaması tek başına kanun yolu incelemesinin etkisiz ve tarafsız olduğu sonucuna götürmez. Her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede tarafsızlığının bozulup bozulmadığını değerlendirmek için bu şekilde önceki aşamalarında görev alan hâkimlerin özellikle kurul hâlinde yargılama yapan mahkemelerdeki oy sayısı, bu üyelerin kararın verilmesindeki rolleri gibi diğer unsurları da dikkate almak gerekir (Kemal Demir, B. No: 2014/17141, 6/7/2017, § 69).

36. Tarafsız mahkemede yargılanmaya ilişkin anayasal ilkeler, Anayasa Mahkemesinin olaya bakışı, AİHM içtihatları yukarıda özetlendi bu kapsamda somut olay değerlendirilmelidir.

37. Başvurucu yargılandığı olay nedeniyle ilk derece mahkemesinde beraat etmiştir. Beraat kararına katılanlar istinaf ve temyiz etmişlerdir. İstinaf dairesi itiraz başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay ilgili dairesince eylemin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım suçu oluşturacağı gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Bozma kararı veren daire de E.Y başkan olarak görev yapmaktadır. M.Ş üye olarak yer almaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine itiraz başvurusunu inceleyen Ceza Genel Kurulunda E.Y başkan olarak görev almakta müzakereleri yönetmektedir. İlgili dairenin kararını Ceza Genel Kurulunda daha önceki heyette üye olarak görev yapan M.Ş başkan olarak genel kurulda savunmuştur. Ceza Genel Kurulunun üye sayısının fazla olduğu söylenebilir. Ancak müzakereye katılan hakimler E.Y ve M.Ş’nin Ceza Genel Kurulundaki konumları değerlendirilmelidir. E.Y Ceza Genel Kurulunun başkanıdır müzakereleri yönetmektedir. Diğer üyelere söz verme, dosyanın raportör tarafından hazırlanması gibi konularda etkin görevi bulunmaktadır. Mahkumiyet hükmünün verildiği dairede de başkan olarak görev yapmıştır. Ayrıca Ceza Genel Kurulu’nun karar oluşumunda ilgili daireler kararları genel kurula sunarak oylamaya da katılmaktadırlar. Mahkumiyet hükmünün mahkumiyet hükmü kurulması gerekçesiyle bozma verilen heyette yer alan üye M.Ş Ceza Genel Kurulunda ilgili dairenin başkanı olarak görev almış, görüşmelere katılmış, kararı genel kurula sunmuş ve oy kullanmıştır. Her iki üyenin konumları gereği karar sonucunu etki edebilecek konumdadır. Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesince ihlal sonucuna ulaşılmalıdır.

38. Yukarıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

Üye

Selahaddin MENTEŞ