Bilgi kirliliğinin küresel bir tehdit haline geldiği günümüzde, ifade özgürlüğü ile kamu düzeni arasındaki hassas denge, dijital mecralarda yeni hukuki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda 7418 sayılı Kanun ile Türk Ceza Kanunu'na eklenen TCK m. 217/A, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenlemektedir.
Geleneksel iletişim araçlarından dijital mecralara geçişle birlikte bilginin yayılma hızı önemli ölçüde artmıştır. Sosyal medya üzerinden yapılan tek bir paylaşım kısa sürede binlerce kişiye ulaşabilmektedir. Bu durum, gerçeğe aykırı bilgilerin toplumsal etkisini de artırmaktadır.
Ancak her yanlış veya gerçeğe aykırı bilgi TCK m. 217/A kapsamında suç oluşturmaz.
TCK 217/A Suçunun Unsurları
Bir eylemin bu suç kapsamında değerlendirilebilmesi için kanunda öngörülen şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Öncelikle yayılan bilginin gerçeğe aykırı olması ve ülkenin iç veya dış güvenliği, kamu düzeni ya da genel sağlığı ile ilgili bulunması gerekir.
Bunun yanında failin, bilginin gerçeğe aykırı olduğunu bilerek hareket etmesi ve sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle bu bilgiyi yayması aranır.
Ayrıca söz konusu bilginin kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayılması gerekir.
Dolayısıyla yalnızca bir bilginin yanlış olması veya sonradan yanlış olduğunun ortaya çıkması, tek başına cezai sorumluluk için yeterli değildir. Paylaşımın içeriği, yapıldığı koşullar, bilgi kaynağı, failin amacı ve paylaşımın kamu barışını bozmaya elverişli olup olmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Cezai Yaptırım ve Nitelikli Hal
TCK m. 217/A uyarınca suçun temel şekli için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Failin suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde ise verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır.
Özellikle sosyal medya platformlarında anonim veya sahte hesaplar üzerinden gerçekleştirilen eylemler bakımından bu düzenleme önem taşımaktadır.
İfade Özgürlüğü ile Ceza Sorumluluğu Arasındaki Denge
TCK 217/A'nın uygulanmasında en önemli hususlardan biri de ifade özgürlüğüdür.
Anayasa'nın 26. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına almaktadır.
Bu nedenle bir paylaşımın cezai sorumluluk doğurup doğurmadığı değerlendirilirken yalnızca paylaşımın sonucuna değil, paylaşımın yapıldığı andaki koşullara, içeriğine, bağlamına ve failin amacına bakılması gerekir.
Özellikle bir kişinin doğru olduğuna inanarak yaptığı bir paylaşım ile gerçeğe aykırı olduğunu bildiği bir bilgiyi halk arasında korku veya panik yaratmak amacıyla yayması aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz.
Dijital Delillerin Önemi
TCK 217/A soruşturmalarında dijital deliller önemli bir yer tutmaktadır. Paylaşımın kim tarafından yapıldığı, hangi tarihte ve hangi hesap üzerinden gerçekleştirildiği, paylaşımın bütünlüğü ve paylaşımın bağlamı soruşturma konusu yapılabilir.
Bu nedenle yalnızca bir ekran görüntüsünden hareketle failin kimliğinin veya paylaşımın hukuki niteliğinin kesin olarak belirlenmesi her olay bakımından mümkün olmayabilir.
Savunma bakımından ise paylaşımın kaynağı, yapıldığı tarihte mevcut bilgiler, paylaşımın amacı, kullanılan ifadelerin bütünü ve kamu barışını bozmaya elverişlilik kriterleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Sonuç
TCK 217/A, dijital çağda gerçeğe aykırı bilgilerin toplumsal etkilerine karşı getirilen önemli ceza hukuku düzenlemelerinden biridir. Ancak bu düzenleme, her yanlış bilginin veya her hatalı sosyal medya paylaşımının suç olduğu anlamına gelmemektedir.
Cezai sorumluluğun doğabilmesi için kanunda öngörülen şartların somut olayda birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Bu nedenle TCK 217/A kapsamında yapılacak hukuki değerlendirmede yalnızca “Ne paylaşıldı?” sorusuna değil; “Bilgi doğru muydu, fail bunun yanlış olduğunu biliyor muydu, neden paylaştı ve paylaşım kamu barışını bozmaya elverişli miydi?” sorularına da cevap aranmalıdır.
Av. Hüseyin Murat GÖÇER
Next






