Nereden aklıma geldi bilmiyorum…

Geçenlerde baromuzun başkanı İbrahim KABOĞLU’nun 2024 Genel Kurulundaki konuşmasını hatırladım.

İnsanı duygudan duyguya sürükleyen o konuşmayı hatırlıyor musunuz?

“Anayasa, anayasa, anayasa…” sözleri arasında bir ara coşkuyla, “2000 yıllık Türk Silahlı Kuvvetlerinin genleriyle oynandı!” diye kükredi.

Her cümlesini coşkuyla alkışlayan destekçileri bile ne olduğunu anlamadı, cılız bir alkışla bu sözü geçiştirdi.

Tüm salon şokta, Anayasa dersinin ortasına Mete Han’ın nereden girdiğini anlamaya çalışıyordu.

Hoca bununla da yetinmedi. Kazanmayı kafasına koymuştu.

Osmanlı’nın modernleşme hareketine, Atatürk’e ve silah arkadaşlarına teşekkür etti. Zafere giden yolda adeta her tuşa bastı.

Sonra pazar günü oldu, daha Mete Han’ın attığı ok yere düşmeden, anayasanın değiştirilemez maddelerine “olumlu anlamda dokunulabileceğini” söyledi.

Dün iki bin yıllık ordunun genlerini koruyan hoca, arkasına aldığı siyasi görüşün gazıyla olsa gerek Cumhuriyetin temel değerlerine dil uzatma cüreti gösterdi.

Hoca şanslı da bir adam. İki gün sonra Devlet Bahçeli grup toplantısında öcalan çıkışını yaptı da herkes hocayı unuttu.
Belki de hocanın bir bildiği vardı.

Kimileri “Maskesi düştü” dedi.

Ama düşen şey masken değildi hocam. Sen hiç maske takmadın ki. Biz seni zaten biliyorduk.

İmzacı Hoca

2008’de “Ergenekon karartılmasın, derinleştirilsin” bildirisinin altındaki imzandan biliyorduk.

O gün soruşturmanın derinleştirilmesini istedin. Sonrasında o derinliğin içinden büyük bir kumpas çıkınca ortadan kayboldun.

Şimdi o imzana baktığında ne düşünüyorsun hocam? Yanıldığını düşünüyor musun?

Profesörlük yanılmaya engel değil ama insanın yanılgısıyla yüzleşmesine de engel olmamalı.

Başkalarının sorumluluğunu anlatırken gösterdiğin titizliği, kendi imzanı değerlendirirken de göstermen gerekmez mi?

O günkü çağrın için bugün söyleyeceğin bir söz, dileyeceğin bir özür yok mu?

Yoksa o dönem; “Çok hata yapıldı ancak şimdi zamanımız yok onları konuşmak için” dediğin yerde misin hâlâ?

Aradan yıllar geçti.

Hala zamanın yok mu hocam?

İki bin yıllık ordunun tarihine girecek kadar vaktin var. Anayasanın değişmez maddelerine nasıl dokunulacağını anlatacak kadar vaktin var. Fetullahçı hainlerin iki bin yılık orduya kurdukları kumpasa nasıl alkış tuttuğunu da anlatacak vaktin yok mu?

“Çok hata yapıldı ancak şimdi zamanımız yok onları konuşmak için.”

Ne kullanışlı bir cümleymiş bu. Hem yanlışları kabul etmiş oluyorsun hem de hiçbirini konuşmak zorunda kalmıyorsun.

Ben ise hala senin konuşmanı bekliyorum hocam. Konuşmayı ertelediğin o hatalar yüzünden insanların hayatından yıllar gitti. Ve hiçbiri de olumlu anlamda değildi.

Oryantalist Hoca

Paris’te Baro Başkanları Birliğinin Genel Kurulunda onursal üye seçildin. Gurur duyduk.

Ama niye onlar “Fransız” barosu olurken biz ise “Türkiyeli” avukatlar olduk hoca?

Fransızlara layık gördüğün ulus devlet fikrini, biz Türklere yakıştıramıyor musun yoksa?

Senin gibi solcu liberallere göre Fransa ulus devlet olabilir ama biz Türkler olamaz mıyız?

Anayasanın ilk dört maddesini okuyup nasıl dokunabileceğini düşünürken “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” maddesine bir türlü sıra gelmiyor mu hoca?

Sürekli Anayasayı hatırlatırken Anayasamızın vatandaşlık tanımı canını mı sıkıyor?

Fransızlara Fransız demek kolay da bize Türk demek senin için neden bu kadar zor?

Belki bu seçimi kaybedeceğini düşünürsen bunu da söylersin. Ama ordusunu sahiplendiğin Mete Han’ın kemiklerini sızlatıyorsun hoca!

Korkak Hoca

Kürtçe yazıp sonra sosyal medya hesaplarından sildiğin paylaşımı unutturabileceğini mi sandın?

Niye yaptığının arkasında durmuyorsun hoca? Neden siliyorsun?

Ve sonra neden çıkıp “yaptığımız yanlıştı” diyemiyorsun?

Senin gibi bir akademisyenin öğrencilerine bırakacağı miras bu ikircikli tutum muydu?

Başkalarının attığı her adımın anayasal hesabını sorarken, sildiğin paylaşım için de bir açıklama yapamadın mı?

Anneyi Sınıfta Bırakan Hoca

Başkanlığının ilk gününde başlattığın “dokunma” hareketi iki yıl boyunca durmaksızın devam etti. Toplumun bütün sinir uçlarına itinayla dokundun.

TBMM’de apo lehine slogan atıldı, barolar bunu kınarken sen kafanı kuma gömdün.
Her bulduğun fırsatta Tunceli’nin ismini değiştirip dersim dedin.

SSÇ’lerin katlettiği Ahmet’in de bir çocuk olduğunu unuttun hocam. Bir annenin feryadını hukuk sınavında verilmiş yanlış bir cevap sandın.

Kimsenin savunma hakkından vazgeç demiyorum sana ama o hakkı savunurken öldürülen çocuğun ailesine de yalnız olmadığını hissettirebilirdin.

Sen ise annenin feryadından çok, o feryatta kullanılan kelimelerle ilgilendin.

Bir annenin acılı feryadını anlaman için Anayasa değişikliği de gerekmiyordu o annenin hukuki terimleri kullanması da gerekmiyordu.

Dokunan Hoca

Anayasanın değişmez hükümlerine dokundun. Vatandaşlık tanımına dokundun. Medeni Kanun’un başındaki Türk ibaresine dokundun. Acılı bir anneye had bildirdin.

Toplumun bütün sinir uçlarına dokundun.

Bir tek bizim gibi avukatlara dokunamadın hocam. Derdimize, günlük meslek hayatımıza, adliyede gördüğümüz muameleye dokunamadın.

Kocasakal döneminden kalan arama-tarama meselesini önceki yazımda anlattım. Kapıda başlayan uygulamanın, şimdi Çağlayan Adliyesinin 7. katına ve Anadolu Adliyesinin 6. katına kadar çıktığını da yazdım. Önceki yazının linki. www.hukukihaber.net/dus-yakamizdan-kocasakal-erdost-balci

Arama-Tarama Kocasakal’ın icadı da Adliye koridorunda taranmak kimin döneminde oldu?

Sen ayarlarıyla oynamaya çalıştığın bu Cumhuriyetin törenlerinde protokolde yer alırken, biz her koridorda yeniden kontrol edilmesi gereken kişiler olduk.

Senden benim gibi düşünmeni istemiyorum hocam. Aynı şeyleri hissetmeni de beklemiyorum.

Ama iki bin yıl geriye gidip Mete Han’a ulaşıyorsun, Paris’e gidip Fransız avukatlara ulaşıyorsun, bir de şu adliye koridorundaki biz avukatlara ulaşsaydın.

Bunun için Anayasa değişikliği de gerekmiyordu.

Şimdi de kazanamayacağını anladın, muhalefet partilerini gezip destek açıklamaları almaya çalışıyorsun.

Ne için hoca?

Bugün desteğini istediğin muhalefetin karşısına, yarın anayasa ve çözüm süreci ortaklığıyla çıkmak için mi?

Baro seçiminde muhalefetten aldığın desteği, yapılacak genel seçimlerde yeni iktidar ortağına altın tepside sunmak için mi?

Yoksa sıradaki “olumlu dokunuşun” bu mu olacak?

Av. Erdost BALCI