A.Giriş
Ceza hukukunda kişinin işlediği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için isnat yeteneğine sahip olması koşulu aranır. İsnat yeteneği, bir kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını bu algı doğrultusunda yönlendirebilme yeteneğidir. Bu yeteneklerin akıl hastalığı nedeniyle ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalması halinde, failin ceza sorumluluğunun etkilenmesi gündeme gelmektedir.
Dürtü kontrol bozuklukları arasında değerlendirilen kleptomani, ceza hukuku ile psikiyatri bilimini kesiştirmektedir. Kleptomani hastası bireylerin davranışları dış dünyada hırsızlık suçunun maddi unsuru ile örtüşebilmekteyse de manevi unsurlarından biri olan “yarar sağlama” maksadıyla örtüşmemektedir. Bu davranışın altında yatan süreç klasik hırsızlık suçundan farklıdır. Cezai sorumluluk bakımından kleptomani ile hırsızlık suçu arasındaki ilişkinin yalnızca fiilin dış görünüşü üzerinden değerlendirilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır.
B.Kleptomani Hastalığının Kelime Kökeni ve Tanımı
Kleptomani kelime kökeni olarak Yunanca hırsız anlamına gelen “Kleptes” kelimesi ile çılgınlık anlamına gelen “Mania” kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Kleptomani, temel özelliği kişisel kullanım veya parasal değerleri nedeniyle ihtiyaç duyulmayan nesneleri çalmaya yönelik güçlü dürtülere karşı tekrarlayan biçimde direnememe olan bir dürtü kontrol bozukluğudur. Bozuklukta çalma davranışından önce artan bir gerilim veya duygusal uyarılma, davranış sırasında veya hemen sonrasında ise haz, tatmin ya da rahatlama duygusu ortaya çıkabilmektedir. Çalma davranışı, öfke veya intikam amacıyla gerçekleştirilmemekte ve başka bir psikiyatrik bozukluk, örneğin mani, davranım bozukluğu veya dissosyal kişilik bozukluğu tarafından daha iyi açıklanmamaktadır[1].
ICD-11 de kleptomaniyi, güçlü çalma dürtülerini kontrol etmede tekrarlayan başarısızlık üzerinden tanımlamakta; çalınan nesnelerin kişisel kullanım veya parasal kazanç amacı taşımamasını önemli bir ayırt edici özellik olarak kabul etmektedir[2].
Kleptomaniyi genel anlamıyla kişinin ihtiyaç duymadığı veya ekonomik bir yarar sağlama maksadıyla davranmayarak çalma dürtüsüne tekrar tekrar karşı koyamaması şeklinde tanımlayabiliriz. Literatürde ise Kleptomani “kişisel kullanım ya da parasal değeri için gereksinim duyulmayan nesneleri tekrarlayıcı biçimde çalmaya yönelik dürtülere karşı koyamama olarak tanımlanan bir dürtü denetim bozukluğu”[3] şeklinde tanımlanmıştır. Halk arasında çalma hastalığı olarak da bilinen kleptomani kişinin ihtiyaç duymadığı ve çoğu zaman ekonomik değeri sınırlı olan eşyaları çalma yönündeki tekrarlayan dürtülerine karşı koymakta zorlanmasıyla oluşan bir bozukluktur.
Kleptomani hastaları maddi bir kazanç elde etme amacıyla davranmamaktadır, bu durum hastalık için en temel özelliklerdendir. Diğer temel özellikleri de şu şekilde sıralayabiliriz; Çalma davranışının tekrarlayıcı nitelikte olması, çalınan eşyanın kişinin gerçek bir ihtiyacını karşılamaması, çalınan eşyanın ekonomik değerinin çoğu zaman düşük olması, davranışın çoğunlukla plansız ve dürtüsel nitelikte olması olarak özetlenebilir.
C.Hırsızlık Suçu Kanuni Düzenlemesi
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde 141 ila 147’nci maddeleri arasında hırsızlık suçu düzenlenmiştir. TCK 141/1’e göre hırsızlık suçu;
“Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeye göre zilyedin rızası olmadan başkasına ait bir taşınır malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimsenin fiili hırsızlık suçunu oluşturmaktadır. Hırsızlık suçunun nitelikli halleri ise Kanun’un 142. maddesinde düzenlenmiştir.
D.Hırsızlık Suçunun Gerçekleşmesi için Gereken Şartlar
Hırsızlık suçunun konusu taşınır mal olup yalnızca taşınır mallar hakkında hırsızlık suçu işlenebilir. Bir yerden başka bir yere yapısına zarar verilmeden kolayca taşınabilen her türlü fiziksel eşya ve varlığa ise taşınır mal denir. Taşınmaz mallar hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaz. Hırsızlık suçu zilyetlik haklarını da korumaktadır.
Suçun unsurları, bir fiilin suç teşkil edip etmemesinin değerlendirmesinin şartlarını belirlemektedir. Suç unsurları ise; maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılıktır.
1)Hırsızlık suçunun maddi unsurları
Hırsızlık suçunun maddi unsurları; fiil, suçun konusu, fail ve mağdurdur.
a-Fiil
Fiil, insan iradesine dayanan, dış dünyada bir değişiklik veya etki yaratan, hukuken yasaklanmış veya emredilmiş bir davranışın gerçekleştirilmesi ya da ihmal edilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Dolayısıyla başkasına ait bir taşınır malın zilyedinin rızası olmaksızın alınmasıyla hırsızlık suçu oluşacaktır. Sırf hareket suçu sayılan hırsızlık suçundaki fiil TCK 141. maddesindeki suçu tanımlayan hükümde geçen “alma” olarak ele alınmalıdır. Buna, zilyetliğin rızasız bir şekilde el değiştirmesi de denilebilir.
b-Fail
Kanunda suç olarak tanımlanan fiili işleyen kişiye fail denmektedir. Hırsızlık suçunda zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimse faildir.
c-Konu
Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen suç teşkil eden fiilin yöneldiği değere konu denir. Hırsızlık suçunun konusunu da “başkasına ait taşınır mal” oluşturur.
2)Hırsızlık suçunun manevi unsurları
Hırsızlık suçunun manevi unsurlarından biri suç fiilini işleyenin iradesidir. Suç işleyenin iradesi ceza hukukunda iki temelde kast ve taksir olmak üzere ayrılır. Hırsızlık suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur. Taksirle işlenemez. Failin aldığı taşınır malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve sahibinin rızası dışında o mal üzerinde hakimiyet kurma niyeti taşıması gerekir.
TCK 141’nci maddesi açıkça “kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla” demektedir. Türk öğretisinde de bu ifade hırsızlığın manevi unsuru bakımından özel kast/maksat olarak değerlendirilmektedir. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan çalışmada da TCK 141/1'deki bu unsur açıkça özel kast olarak nitelendirilmektedir[4].
Hırsızlık suçu yalnızca özel kast veya olası kastla işlenebilen sırf hareket suçudur. Yarar sağlama amacı da hırsızlık suçunun bir diğer manevi unsurudur. TCK hırsızlık suçunu düzenlerken kendisine veya başkasına bir yarar sağlama amacını aramaktadır. Yararın sağlanıp sağlanmadığıyla ilgilenmemektedir.
TCK m. 141'de düzenlenen hırsızlık suçunun oluşabilmesi için başkasına ait taşınır malın zilyedin rızası olmaksızın alınması yeterli olmayıp, failin bu alma fiilini kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla gerçekleştirmesi de gerekmektedir. Bu ifade, hırsızlık suçunda genel kastın yanında kanuni tanımda ayrıca belirtilmiş bir amaç unsurunun bulunduğunu göstermektedir. Öğretide bu unsur, hırsızlık suçunun özel kastını oluşturan “yarar sağlama maksadı” olarak değerlendirilmektedir.
Kleptomani bakımından bu unsur özel bir önem taşımaktadır. Zira kleptomaninin tanımlayıcı özelliklerinden biri, çalınan nesnenin kişisel kullanım veya parasal değeri nedeniyle elde edilmemesi ve davranışın ekonomik bir kazanç amacı taşımamasıdır. Bu nedenle kleptomani iddiasının bulunduğu her olayda yalnızca TCK 32’nci maddesi kapsamında kusur yeteneğinin araştırılması yeterli olmayıp, öncelikle somut fiilin TCK 141'de öngörülen “kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadı” ile gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
E.Kleptomani ve Hırsızlık Suçu Arasındaki İlişki
Kişinin psikiyatrik rahatsızlığının bulunması hırsızlık fiilinin maddi unsurlarının gerçekleşmesini engellemez. Manevi unsurlardan biri olan yarar sağlama kastı bakımından ise failin ekonomik bir kazanç elde etmek istememesi, dürtüye karşı koyamamasından kaynaklı bu fiili gerçekleştirmesi manevi unsur olan yarar sağlama kastını somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Kleptomani ile hırsızlık fiilinin dış görünüşü birbirine benzeyebilmekle birlikte, bu iki davranışın motivasyonel yapısı birbirinden ayrılmaktadır. Klasik hırsızlık davranışında fail, malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak amacıyla edinmeye yönelirken; kleptomanide çalınan nesnenin kişisel kullanım veya parasal değerinden yararlanma amacı taşıması tanının temel özellikleriyle bağdaşmamaktadır. Kleptomanide davranışın belirleyici unsuru nesnenin kendisinden elde edilecek ekonomik veya kullanım değerinden ziyade, çalma davranışına ilişkin dürtü ve bu davranışın sağladığı kısa süreli gerilim azalması veya rahatlama deneyimidir.
ICD-11'in özellikle “kişisel kullanım veya parasal kazanç amacı bulunmaması” ölçütünü vurgulaması bu ayrım için çok güçlü bir kaynak oluşturur [5].
F.Türk Ceza Hukukunda Kusur ve Kusur Yeteneği
Ceza hukukunda kusur, suç teşkil eden fiilin failine belirli koşullar altında kınama yöneltilebilmesini ifade etmektedir.
Kusur yeteneği bir fiilin bir şahsa yüklenebilmesi için, hareketi yaptığı sırada o şahsın sahip bulunması gereken niteliklerin bütünü, diğer bir ifadeyle anlama ve isteme yeteneklerinin ikisinin de birlikte bulunması demektir. Bu yeteneklerden birinin bulunmaması halinde kusur yeteneğinden bahsedilemez [6]. Kusur yeteneğini kaldıran veya azaltan nedenler TCK 31-34. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu durumlar kişinin işlediği filli anlama veya davranışını yönlendirebilme yeteneğini etkiler. TCK 31-34. maddeleri; yaş küçüklüğü, sağır ve dilsizlik, akıl hastalığı, geçici nedenler, alkol ve uyuşturucu madde etkisinde olmayı düzenlemektedir.
G.Kleptomani Hastalığının TCK Madde 32 (Akıl Hastalığı) Kapsamında Değerlendirilmesi
1)5237 sayılı TCK’nın 32. maddesi akıl hastalığının ceza sorumluluğuna etkisini düzenlemektedir:
TCK Madde 32 “(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2)Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. (Değişik cümle:24/12/2025-7571/14 md.) Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.”
TCK madde 32 bakımından değerlendirme alanı failin gerçekleştirdiği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığıdır.
Kleptomaninin TCK 32 bakımından doğrudan “akıl hastalığı” olarak kabul edilmesi gerektiği söylenemez. Ceza hukuku bakımından kişinin somut fiili kusur yeteneğinin değerlendirilmesinde ölçüt alınır.
2)Kleptomani hastalığının temel özelliği çalma yönündeki dürtüye karşı koymakta güçlük yaşanmasıdır. Dürtüye karşı koymada güçlük ile davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalması aynı kavramlar değildir. Hukuki olarak değerlendirmede yalnızca hastalığın varlığı değil suç tarihinde somut fiil bakımından failin davranışlarını yönlendirme kapasitesi de değerlendirilmelidir.
Yapılan son araştırmalar göstermiştir ki, kleptomaninin yalnızca “karşı konulamaz dürtü” kavramı üzerinden açıklanması, hastalığın klinik yapısının aşırı basitleştirilmesine yol açabilir. Güncel çalışmalar kleptomaninin hem dürtüsel hem de kompulsif özellikler gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle kleptomani tanısının varlığından hareketle kişinin belirli bir fiil sırasında davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tamamen ortadan kalktığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Adli değerlendirmede tanıdan ziyade, bozukluğun somut fiil sırasında kişinin bilişsel ve iradi süreçleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi gerekir. Nitekim, 2025 tarihli çalışma özellikle kleptomaninin impulsive–compulsive spectrum üzerinde yer alabileceğini ve hastaların klinik özelliklerinin tek tip olmadığını ortaya koymaktadır [7].
Uluslararası adli psikiyatri literatürü kapsamında Blum ve Grant, psikiyatrik tanının tek başına ceza sorumluluğunu azaltmak veya ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını; hukuk bakımından esas olanın, tanının kendisinden ziyade suç anındaki davranış ve düşünce süreçleri olduğunu vurgulamıştır.
Adli psikiyatri bakımından, psikiyatrik tanı ile ceza sorumluluğu arasında doğrudan ve otomatik bir ilişki kurulması mümkün değildir. Bir kişide psikiyatrik bir bozukluğun bulunması, tek başına onun ceza sorumluluğunun bulunmadığını veya kusur yeteneğinin azaldığını göstermez. Hukuki değerlendirme bakımından esas olan, tanının somut olayda ve özellikle fiilin işlendiği sırada kişinin bilişsel ve iradi süreçleri üzerindeki etkisidir. Bu nedenle adli değerlendirme, “failde kleptomani var mı?” sorusundan “kleptomani, somut fiilin işlendiği sırada failin hukuken önem taşıyan algılama veya davranışlarını yönlendirme kapasitesini nasıl etkiledi?” sorusuna yönelmelidir [8].
3)Kleptomani iddiasının adli bağlamda değerlendirilmesinde tanısal güvenilirlik ayrıca önem taşımaktadır. Türkiye'de 2019–2023 yılları arasında adli psikiyatrik değerlendirmeye alınan 158 vakayı inceleyen güncel bir çalışmada, kleptomani tanısının adli ortamda klinik prevalansa kıyasla orantısız biçimde yüksek olduğu ve vakaların önemli bir bölümünde davranış örüntülerinin DSM-5 tanı ölçütleriyle tam olarak örtüşmediği bildirilmiştir. Çalışmanın sonuçları, kleptomani iddiasının hukuki bir avantaj elde etmek amacıyla kullanılabileceği ihtimalinin ve temaruz olasılığının adli değerlendirmede göz önünde bulundurulması gerektiğine işaret etmektedir. Bu nedenle yalnızca kişinin kendi beyanına veya geçmişte konulmuş bir tanıya dayanılması yerine, klinik geçmiş, davranış örüntüsü, suçun işleniş biçimi ve psikiyatrik muayenenin birlikte değerlendirilmesi gerekir[9].
Bu nedenlerle, Kleptomani tanısının varlığı TCK 32 kapsamında ceza sorumluluğunun kaldırılması arasında otomatik bir ilişki kurulması hukuken doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim Yargıtay kararlarında da kleptomani iddiasının ileri sürülmesi doğrudan cezasızlık sonucuna varmamaktadır. Adli Tıp Kurumunu ihtisas dairesinden veya heyet raporu alınmak suretiyle yargılama içerisinde hakimin takdirine bırakılmıştır.
H.Yargıtay Kararları Bakımından Kleptomani
1)Bu konuyla ilgili Yargıtay kararları süreklilik kazanmıştır.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2022/2556 Esas, 2025/2978 Karar ve 01.01.2025 tarihli kararı;
“…Sanığın aşamalardaki savunmalarında; kleptomani hastası olduğunu ve bu sebeple suç işlediğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında; suç tarihinde sanığın işlediği iddia edilen hırsızlık suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğini azaltacak derecede akıl zayıflığının etkisi altında olup olmadığı ve 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyen akıl hastalığı bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan ya da Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden rapor aldırılıp sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi,…”
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/716 Esas, 2015/443 Karar ve 31.03.2015 tarihli kararı;
“…TCK'nın 32. maddesi gereğince sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilir durumda olup olmadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olup olmadığı yönünden tam teşekküllü bir Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden ya da Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden rapor alınarak sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden Çorum Devlet Hastanesince düzenlenen yetersiz sağlık kurulu raporuna dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,…”
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2020/3653 Esas, 2020/15758 Karar ve 17.10.2020 tarihli kararı;
“…Sanık hakkında düzenlenen 27/10/2015 tarihli tek hekim raporunda, sanığın psikiyatri polikliniğinde kleptomani tanısıyla muyene edildiği ve kleptomaninin dürtü kontrol bozukluğu olup işlediği fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğini azaltan bir psikopatoloji olduğu yönünde görüş belirtilmişse de; sanığın 25/09/2015 tarihinde işlediği iddia olunan fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalıp azalmadığı, 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini etkileyen akıl hastalığının bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan ya da tam teşekküllü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden heyet raporu aldırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında tek hekimin hazırladığı rapor ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden,diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 17.12.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi…”
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2014/4050 Esas, 2015/5305 Karar ve 12.03.2015 tarihli kararı;
“…3-Sanığın aşamalarda kleptomani hastalığı tedavisi gördüğünü beyan etmesi karşısında, sanığın TCK'nın 32.maddesi kapsamında suç tarihinde cezai sorumluluğunu kısmen veya tamamen ortadan kaldıracak bir akıl hastalığının olup olmadığı ve ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususlarında sağlık kurulundan rapor aldırılarak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine 12/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”
Yargıtay 17. Ceza Dairesi’nin 2015/24978 Esas, 2015/6013 Karar ve 16.09.2015 tarihli kararı;
“…Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle incelenerek, gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık müdafiinin 17.02.2014 tarihli temyiz dilekçesi ekinde, sanığın kleptomani hastası olduğunu belirtip, dilekçe ekinde ... İhtisas Hastanesi'nin 08.05.2012 tarihli raporunu sunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın tedavi gördüğü hastane yada hastanelerden tüm tedavi evrakları getirtilip, 5271 sayılı CMK’nın 74. maddesindeki usule uygun olarak gözlem altına alınıp gereğinde, ... ATK ... İhtisas ve 4. İhtisas Dairelerine sevkinin sağlanarak, 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi uyarınca, atılı suç tarihinde akıl hastalığı veya zayıflığı nedeniyle eylemin hukuksal anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğini tamamen kaldıracak veya önemli ölçüde azaltacak şekilde akıl hastalığının ve ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra sonucuna göre hukuksal durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz nedeni ve tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca, tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 16.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”
Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2021/10064 Esas ,2022/6296 Karar ve 25.04.2022 tarihli kararı;
“…Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
1-Sanığın talimat mahkemesince alınan 15.02.2016 tarihli savunmasında ve müdafiinin 10.05.2016 tarihli temyiz dilekçesinde, sanığın kleptomani hastası olduğunu belirtmiş olmaları karşısında; sanığın, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini tamamen kaldıracak veya önemli ölçüde azaltacak şekilde suç tarihinde akıl hastalığının ve cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair 5237 sayılı TCK'nın 32/1-2 maddesi uyarınca rapor alınmasından sonra hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması,…”
Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2020/519 E. 2021/1468 Karar Sayılı 03.02.2021 tarihli kararı;
“…2-Sanığın aşamalarda vermiş olduğu beyanlarda ve sanık müdafiinin temyiz dilekçesindeki savunmalarında sanığın kleptomani hastası olduğunu belirtmiş olmaları karşısında, sanığın, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmasına neden olacak şekilde suç tarihinde akıl hastası olup olmadığına dair 5237 sayılı TCK'nın 32/1-2 maddesi uyarınca sağlık kurulu raporu alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması…”
2)Ahmet Depreli, Ahmet Can, Orhan Bıyıklıoğlu, tarafından yapılan “Kleptomani Hastalığında Ceza Sorumluluğu: Yargıtay Kararlarının İncelenmesi (“Criminal Responsibility in Kleptomania: An Analysis of Supreme Court Case Law) konulu çalışmada [10], araştırmacılar 19 Ağustos 2025'te Yargıtay'ın çevrimiçi karar sisteminde “kleptomani” ve “patolojik çalma hastalığı” ifadeleriyle tarama yapmış ve 69 kararı incelemişler ve aşağıdaki tespitlerde bulunmuşlardır.
* Kararların %89,9'u hırsızlık suçlarıyla ilgili,
*İlk derece mahkemelerinde %92,8 oranında mahkûmiyet verilmiş,
*Bu kararların %81,2'si Yargıtay tarafından bozulmuş,
*Savunmaların %55,1'inde kleptomani yalnızca sanık beyanına dayanmış,
*%43,5'inde hastane raporu bulunmuş,
*En yaygın bozma nedeni TCK m. 32 kapsamında uzman görüşü alınmaması (%62,3) olmuştur.
Adli Tıp Kurumu araştırmacıları tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen ve Yargıtay'ın çevrimiçi karar sisteminde “kleptomani” ve “patolojik çalma hastalığı” anahtar kelimeleriyle yapılan tarama sonucunda belirlenen 69 kararın incelendiği çalışmada, kararların %89,9'unun hırsızlık suçlarına ilişkin olduğu görülmüştür. İlk derece mahkemelerinde kleptomani iddiasının bulunduğu dosyalarda mahkûmiyet oranı %92,8 iken, bu kararların %81,2'sinin Yargıtay incelemesinde bozulduğu belirlenmiştir. Bozma nedenleri içerisinde en yüksek oranı (%62,3) TCK m. 32 kapsamında uzman görüşü alınmaması oluşturmuştur. Çalışmanın sonuçları, kleptomani iddiasının salt sanık beyanı veya tanı kaydı üzerinden değil, suç tarihi ve somut fiil bakımından adli psikiyatrik değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini göstermektedir.
I. Sonuç
Kleptomani ile hırsızlık suçu arasındaki ilişki üç ayrı düzlemde değerlendirilmelidir. İlk olarak, somut olayda gerçekleştirilen alma fiilinin TCK m. 141'de düzenlenen suç tipinin bütün unsurlarını taşıyıp taşımadığı belirlenmelidir. Bu aşamada özellikle kendisine veya başkasına bir yarar sağlama maksadının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. İkinci olarak, suç tipinin unsurlarının gerçekleştiğinin kabul edilmesi halinde, kleptomaninin suç tarihinde failin kusur yeteneği üzerindeki etkisi TCK m. 32 kapsamında değerlendirilmelidir. Üçüncü olarak ise bu değerlendirme, yalnızca psikiyatrik tanının varlığına değil, tanının somut fiil üzerindeki etkisine dayanmalıdır.
Bu nedenle kleptomani tanısı ne otomatik olarak ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden, ne de ceza sorumluluğu bakımından hukuken önemsiz bir klinik durum olarak kabul edilebilir. Tanı ile hukuki sorumluluk arasındaki bağlantı, suç tarihinde somut fiile ilişkin bilişsel ve iradi işlevlerin değerlendirilmesi yoluyla kurulmalıdır.
Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, Yargıtay’ın kleptomani hastalığının cezai ehliyete etkisini değerlendirmek için Adli Tıp İhtisas Dairelerinden veya sağlık kurulundan rapor alınarak hukuki durumun bu rapora göre belirlenmesi gerektiği, istikrar kazanmış kararlarıyla ifade edilmiştir. Tek hekim raporu yargılama esnasında hüküm kurmaya elverişli değildir.
Sonuç olarak, kleptomani tanısı ceza hukukunda otomatik bir cezasızlık sebebi olarak değil, failin kusur yeteneğinin değerlendirilmesini gerektiren bir olgu olarak ele alınmalıdır. Ceza mahkemesinin görevi psikiyatrik tanıyı hukuki sonuca doğrudan dönüştürmek değil; uzmanlık gerektiren tıbbi değerlendirme ile TCK madde 32'de öngörülen hukuki ölçüt arasında bağlantı kurarak somut olay bakımından failin ceza sorumluluğunu belirlemektir.
Av. Akın Yakan
Stj. Av. Emine Sarı
------
[1] WHO, Clinical Descriptions and Diagnostic Requirements for ICD-11 Mental, Behavioural and Neurodevelopmental Disorders, 6C71 Kleptomania.
[2] Bründl & Fuss, “Impulse control disorders in the ICD-11”, Forensische Psychiatrie, Psychologie, Kriminologie, 2021.
[3] Az bilinen bir konu ‘Kleptomani’: Bir Olgu Sunumu Cilt: 6 Sayı: 18 Ocak 2018, Prof. Dr. Çiçek Hocaoğlu
[4] Burak Keçecioğlu,Yargıtay Kararları Işığında Hırsızlık Suçuna Teşebbüs.
[5]Clinical descriptions and diagnostic requirements for ICD-11 mental, behavioural and neurodevelopmental disorders Chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.drugsandalcohol.ie/41519/1/WHO_Clinical_descriptions_ and_diagnostic_requirements_ICD-11.pdf?utm_source=chatgpt.com
[6] Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 2005, 245.
[7] https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11885670/?utm_source=chatgpt.com
[8] Austin W. Blum, and Jon E. Grant, Behavioral Addictions and Criminal Responsibility
[9] Hüseyin Çağrı Şahin , Muhammed Emin Boylu , Mehmet Akif Şakiroğlu , Muhammed Fatih Yaman , Ahmet Efe , Mustafa Bilal Ceylan, Şenol Turan; Kleptomani iddiasında bulunan bireylerin cinsiyete dayalı sosyodemografik ve suç özelliklerine ilişkin bulgular: Türkiye'deki bir adli psikiyatri merkezinden elde edilen veriler
[10] chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.atk.gov.tr/Pdf/basili-kitaplar/20.Adli%20T%C4%B1p%20G%C3%BCnleri%20Kongre%20Kitab%C4%B1.pdf?utm_source=chatgpt.com
Next





