TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

M. Ö. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/83572)

Karar Tarihi: 15/9/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Alperen KONAK

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Kübra GÜLAÇTI

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, beyanları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde delil olarak kullanılan tanığın duruşmada başvurucu (sanık) tarafından sorgulanamaması nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünün (İstihbarat Şube Müdürlüğü) uyuşturucu madde ticareti ile 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10. madde ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararları alındığı, söz konusu dinleme kararlarında yer alan 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) personeli olduğu, bir kişinin de MİT personeli eşi adına kayıtlı telefon olduğu ve bu kişilerin tamamının soruşturmaya konu faaliyeti yürüten (Adana'da durdurulan tırlarla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten) personel olduğu ve bu telefonların da bu faaliyetlerde kullanıldığının tespit edildiği, İstihbarat Şube Müdürlüğünde jandarma astsubay olarak görev yapan şüpheliler H.İ.K. ve M.Ö.'ın (başvurucu), MİT mensuplarının açık kimlik ve adres bilgileri ile kullandıkları cep telefon numaralarını MİT aleyhine casusluk faaliyeti yürüttüğü anlaşılan bir şüpheliden temin ettikleri gerekçesiyle haklarında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmıştır.

3. Başvurucunun soruşturma kapsamında 24/4/2014 tarihinde alınan ifadesinde soruşturma konusu dinlemelere ilişkin bilgileri haber kaynağı olan birisinden aldığını, bu kişinin kimlik bilgilerini gizlilik gereği söyleyemeyeceğini, bahse konu dinlemelerin önleme dinlemesi kapsamında olduğunu, üzerine atılı suçu işlemediğini beyan etmiştir. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Söz konusu kararlardan 07/01/2014 tarih ve 2014/51 sayılı Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen dinleme kararındaki telefon numaraları tarafımca tespit edilmiştir.

Söz konusu numaralar İstihbarat Şube Müdürlüğümüzce kullanılan haber kaynaklarından tarafımca temin edilmiştir. Bu numaralar da bu şekilde elde edilmiş ve yapılan araştırma sonucunda bu numaralar hakkında iletişimin tespiti kararı yetkili mercilerden talep edilmiştir.

Bu alınan karardaki numaralar benim elimde bulunan adli dosya nedeniyle Jandarma Kıdemli Çavuş [G.M.nin] unsuru tarafından kanuna uygun bir şekilde ve görev kapsamında dinlendi. Numaralar benim aidiyet numarama da yönlendirildi. Ancak ben dinleme yapmadım.

İletişimin tespiti ve kayda alma işlemi dairedeki işbölümüne göre icra edildi. Daha sonra yine Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nden alınan 2014/122 sayılı kararda da benim imzam bulunmaktadır.

Buradaki telefon numaraları bir önceki karar kapsamında dinlemesi yapılan telefonların dinlenmesi esnasında elde edilmiş numaralardır. Daha sonra alınan 2014/144 sayılı iletişimin tespiti kararından ve içeriğinden bilgim yoktur. Söz konusu dinleme kararlarındaki kişilerin MİT personeli olduğuna dair herhangi bir bilgim yoktur.

Sözkonusu dinlemeler adli dinleme olmayıp önleme dinlemesi kapsamındadır.

2014/51 sayılı karardaki numaraların tespit edilmesindeki haber kaynağının kimlik bilgisin sorulması hususunda susma hakkımı kullanmak istiyorum........................haber kaynağı bilgilerini açıklamam halinde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Jandarma teşkilatı ile çalışan tüm haber kaynaklarının kendilerini güvensiz hissedeceklerini düşünüyorum. Bu nedenle bu konuda susma hakkımı kullanıyorum..."

4. Başsavcılık tarafından, başvurucunun devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından cezalandırılması talebi ile 7/5/2014 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; aralarında başvurucunun da olduğu İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli şüphelilerin, uyuşturucu madde ticareti ve kaçakçılık suçlarından yürüttükleri istihbari takibe kurgusal iltisak sağlamak suretiyle 19/1/2014 tarihli yardım faaliyetinde görev alan yedi MİT mensubunun telefonu ile ilgili olarak uyuşturucu madde ticareti suçundan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinden iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yönünde kararlar aldıkları, iletişimlerini dinledikleri, kayda aldıkları, sinyal bilgilerini değerlendirdikleri, bu şekilde yardım faaliyeti ile ilgili süreçten haberdar oldukları, devlet sırrı niteliğindeki bilgileri bu şekilde ele geçirip Adana'daki şüphelilerle paylaşıp söz konusu MİT faaliyetini ve devlet sırrı niteliğindeki çalışma ve faaliyeti deşifre etmek ve casusluk amacıyla söz konusu eylemleri iştirak hâlinde gerçekleştirdikleri belirtilerek cezalandırılması talep edilmiştir.

5. Başvurucu hakkında yargılamaya Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) başlanmıştır. Mahkemece yargılama devam ederken olay tarihinde Adana'da görev yapan Cumhuriyet başsavcısı, özel yetkili Cumhuriyet başsavcı vekili, özel yetkili Cumhuriyet savcıları ve İl Jandarma Komutanı hakkında aynı olay nedeniyle ilk derece mahkemesi olarak Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesine (Ceza Dairesi) dava açılmış, Mahkeme de yargılama konuları arasında hukuki irtibat bulunması nedeniyle mevcut yargılama dosyasının Ceza Dairesindeki yargılama dosyası ile birleştirilmesine karar vermiş ve yargılamaya Ceza Dairesinde devam edilmiştir.

6. Ceza Dairesi, başvurucu hakkında başka bir dosyada etkin pişmanlık kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade veren E.Y.nin ifadesini ve teşhis tutanağını dosya kapsamına dâhil etmiştir. Anılan belgelerde; E.Y.nin 29/3/2017 tarihinde verdiği ifadesinde "...bu gruptan [T.] sorumluydu. Daha sonra [M.U.] (kod ismi - eşiyle birlikte Ankara Adli Tıp Kurumunda çalışır) isimli şahısın [T.nin] üst sorumlusu olduğunu öğrendim. 2012 yılında ben bu şahsı tanıdım. 17-25 Aralık sürecinde MİT tırları olayında Ankara İl Jandarma komutanlığında istihbarat şubede görevli ve halen tutuklu olan Mahmut ve diğer ismini hatırlayamadığım şahsın [M.U.] kod isimli kişiyle irtibatı olduğunu düşünüyorum, çünkü bir gün gazete haberinde kim bu [M.U.] başlıklı haber var idi, bu haberde her taşın altından çıktığı yazıyordu Ben de [M.U.yu] görünce, şakayla karışık şekilde bu haberde çıkan [M.U.] siz misiniz yoksa dedim. Burada [M.U.] çok bozuldu, 'o başkasıdır' dedi. Bizim başımıza [T.den] sonra [A.] isimli bir şahsı verdiler. Bu [A.da] Mahmut'un maaşının 1/3 ü kesildiğinden dolayı bu farkı Muğla veya Antalya'da yaşayan eşine arkadaşıymış gibi her ay yardım yapıyordu. Hatta bu yardımı bize söyleyerek başımıza bir şey gelmesi durumunda bize de yardım yapılacağını, korkmamamız gerektiğini ima ediyordu. [A.] gerçek ismi [M.E.dir], şu anda halen tutukludur. [M.E.] isimli şahıs [T.] ile aynı konumdadır..." şeklinde beyanda bulunduğu, 10/2/2018 tarihindeki ifadesinde ise "... önceki ifademde Mahmut olarak beyan ettiği kişinin isminin M. Ö. [başvurucu] olduğu, müşterek hareket ettiğini söylediği kişinin [G.M.] olduğu, [Ö.M.G.yi] İzmir Foça'da örgüt evlerinde toplantıda gördüğü..." şeklinde beyanda bulunduğu belirtilmiştir.

7. Ceza Dairesi yargılama sonucunda başvurucunun devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme ve devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından beraatine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise 7 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ceza Dairesi gerekçesinde; olay tarihinde görevli MİT mensuplarının telefon numaraları temin edilmek suretiyle sözde uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçları işlendiğinden bahisle dinleme kararları alındığı, bu kararlara istinaden MİT görevlilerinin iletişimlerinin tespit edilerek MİT faaliyetinin ve detaylarının önceden öğrenildiği, bu yolla edinilen bilgiler sonrasında adli soruşturma görüntüsü vererek ihbar yapıldığı ve Adana'da MİT tırlarının durdurulduğu, başvurucunun böylece İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli diğer sanıklarla birlikte hareket ederek MİT'in devletin güvenliğiyle iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken faaliyetini açığa çıkarma saikiyle hareket eden örgütlü ve organize yapının parçası olduğu, bu bağlamda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının faaliyeti kapsamında örgütsel talimatlarla gerçekleştirildiği, yine tanık E.Y.nin başvurucunun bu dava kapsamında tutuklandığında ailesinin örgüt tarafından maddi açıdan yapılan yardımlarla desteklendiğine dair anlatımları olduğu belirtilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Tanık [E.Y.nin] beyanı ile örgütsel irtibatı ortaya konan, ayrıntılarına genel olay değerlendirmesinde yer verildiği üzere, farklı vilayetlerde ayrı ayrı kurumların yetki ve imkanlarının senkronize ve işlevsel biçimde kullanılması suretiyle icra olunan ve doğrudan T.C. Hükûmetini ve MİT'i hedef alan, mahiyeti, icra şekli, örgütün amacına yaptığı hizmet ve katkı ile doğurduğu sonuçlar itibariyle bireysel hareket eden kişilerce gerçekleştirilmesi mümkün bulunmayan, ancak bir örgütün faaliyeti kapsamında mensupları tarafından gerçekleştirilebilen, diğer asıl faillerinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olduğu somut delillerle kanıtlanan, planlı bir biçimde icra edilen olayla ilgili olarak, organizasyon içinde yer almamakla birlikte kendisine verilen görevi ifa ettiğinin anlaşılması nedeniyle FETÖ/PDY terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle, silahlı kuvvetlerin işgal ettiği kritik birimlerinde, örgütsel emir ve talimatlar doğrultusunda sözde görevin ifası/adli faaliyet görüntüsü altında icrasına katıldığı faaliyetlerle örgütün amacına hizmet eden ve anılan örgüte üye olan, ayrıntılarına sanıklar [H.] ve [G.] ile ilgili bölümde yer verildiği üzere,

Suç tarihi itibari ile Ankara İl Jandarma Komutanlığında J. Asb. Kd. Çvş. unvanında görev yapmakta iken, 01.01.2014 tarihli olayın örgüt tarafından istenilen amaca ulaşamaması üzerine alınan karar gereğince 19.01.2014 tarihli olayın hazırlı cümlesinden olarak 01.01.2014 tarihli olayda deşifre olan ve başka kaynaklardan da tespit edildiği anlaşılan, faaliyetlerde görevli MİT mensuplarının telefon numaraları temin edilmek sureti ile, sözde uyuşturucu madde ticareti ya da daha önceden de çalışma yaptıklarını belirttikleri çalıntı araç/klonlanmış araçların Suriye'ye götürülmesine dair sözde haber kaynaklarından alınan bilgi ve telefon numaraları üzerine düzenlenen haber kaynağı irtibat formu ve bunlara dayanarak da araştırma tutanakları tanzim edilerek yetkili mahkemelerden alınan dinleme kararlarına istinaden faaliyetin icrasına ilişkin bilgilere vakıf olunması amacı doğrultusunda örgüt yönetimince kendisine verilen talimata uygun olarak MİT görevlileri ile ilgili dinleme yapmadığına dair savunmasının aksi kanıtlanamadığından, 12.12.2013 ve 18.12.2013 tarihli irtibat formları ile 2014/51 sayılı karara esas 07.01.2014 araştırma tutanağı ile 2014/122 sayılı karara esas 13/01/2014 tarihli talep formu, ve araştırma tutanağını düzenlemekten ibaret eylemlerinin; esas itibariyle ideolojik amaçlarına ulaşmak için TCK'nın Millete ve Devlete karşı suçlar başlıklı dördüncü kısmının, dördüncü ve beşinci bölümlerinde düzenlenen suçları işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olan herkesin, örgütün amacı doğrultusunda işlenen ve fakat fail ya da şerik olarak katılmadığı diğer suçlardan sorumlu olmayacağında kuşku bulunmamasına ve özellikle alınan kararlar ile ilgili dinleme görevinin sanık [H.] tarafından alınıp [G.ye] verilmesi, Kırıkhan veya Adana'da eylemi gerçekleştiren sanıklarla bizzat irtibat kurmaması, örgüt hiyerarşisinde sadece kendisine verilen görevi icra etmekle yükümlü olan ve konumu itibariyle sonradan gerçekleşen süreci sorgulama olanağı bulunmayan sanığın, 19.01.2014 tarihli Adana Ceyhan'da meydana gelen olayı önceden bildiği ve toplanan deliller itibari ile örgüt tarafından planlı bir biçimde icra edilen organizasyon içinde yer aldığı tespit edilemeyen, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu anlaşılan ve fakat örgüt faaliyetlerini sevk ve idare ettiği, örgüt adına inisiyatif kullanarak faaliyet başlatma/sona erdirme kabiliyetini haiz olduğu, diğer örgüt mensuplarına emir ve talimat verdiği gibi kıstaslar bağlamında yapılan değerlendirmede örgüt yöneticisi olduğu kanıtlanamayan sanığın, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen diğer suçlardan da sorumlu olacağına dair yasal bir düzenleme ve yargısal bir uygulama da bulunmadığından, işlediği sabit olmamakla Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek (TCK madde 327/1) ve açıklamak (TCK md. 329/1) suçlarından, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince BERAATİNE,

Ancak sübut bulan, FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 314/2 maddesi gereğince mahkûmiyetine karar vermek gerekmiştir..."

8. Başvurucu, karara karşı sunmuş olduğu temyiz dilekçesinde özetle haksız yere ceza aldığını, tanık E.Y.nin duruşmada dinlenmediğini belirtmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu başvurucunun ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının temyiz istemi üzerine silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen hapis cezası yönünden onama, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme ve devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından verilen beraat kararı yönünden ise "...Öte yandan; dinlemeleri gerçekleştirenler arasında yer alan sanık tarafından yapılan JİTAS sorgusunda numaralardan en azından birinin Siirt ili, Pervari ilçesinde, Jandarma Komutanlığı adresinde [M.B.] adına olduğunu anlaşılmasına rağmen dinlemelere devam edilmesi, dinlenilenlerin tamamının Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olması, sanık [H.İ.K.] ve M.Ö.'ın MİT mensuplarının bilgilerini aldığı haber elemanı olarak nitelediği kişiden MİT'in çok özel bilgilerini elde edip haber elemanın kimliğini özellikle böyle bir davada gizlemesi ve tanık beyanı da gözetildiğinde; TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir..." gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Bu dosya halen derdesttir.

9. Başvurucu, nihai kararı 10/8/2022 tarihinde öğrendikten sonra 5/9/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyon adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

11. Başvurucu, beyanları mahkȗmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan tanık E.Y.nin duruşmada dinlenmemesi ve tanık beyanının güvenilirliğinin test edilememesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki şikâyetleri ile aynı doğrultuda beyanda bulunmuştur.

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

15. Tanık sorgulama hakkına ilişkin testin birinci aşaması kapsamında tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığının ortaya konulması gerekliliği esasen -anayasal düzeyde bir ilke olan- hükme temel alınan delillerin hâkim huzurunda ikame edilmesi zorunluluğunu ifade eden doğrudan doğruyalık ilkesinin bir sonucudur. Bu kapsamda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecek ve bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilecektir. Bu bağlamda ceza yargılamasında kural olarak özellikle tanık beyanlarının esas hakkında kararı verecek hâkim/mahkeme tarafından alınması, tanık beyanlarının bu hâkim/mahkeme tarafından takdir edilmesi gerekir (Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, §§ 43-46).

16. Sanığın, aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu önemli ölçüde etkileyecek tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Erdal Sonduk, § 45).

17. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de "Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir." denilerek bu husus vurgulanmıştır (Erdal Sonduk, § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/9 MD.213, K.2021/118; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2020/1481 E., 2021/10843 K. sayılı kararı
Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2020/1481 E., 2021/10843 K. sayılı kararı
İçeriği Görüntüle

18. Ceza Dairesi, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin kabulünü üç olguya dayandırmıştır:

i. Başvurucunun kimlik bilgilerini gizlediği haber kaynaklarından alınan bilgi ve telefon numaraları üzerine düzenlenen haber kaynağı irtibat formu ve bunlara dayanılarak araştırma tutanakları tanzim edilerek MİT mensuplarının dinlenmesine ilişkin yetkili mahkemelerden alınan kararlar,

ii. Başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıklar tarafından MİT mensuplarının dinlenmesi ve bu kapsamda MİT mensuplarının faaliyetlerinden önceden öğrenilmesi ile adli soruşturma görüntüsü vererek Adana'da MİT tırlarının durdurulması eylemi,

iii. Tanık E.Y.nin başvurucunun dava kapsamında tutuklandığında ailesinin örgüt tarafından maddi açıdan yapılan yardımlarla desteklendiğine dair anlatımlar.

19. Başvurucu; soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki savunmalarında dinleme yapılan numaraların İstihbarat Şube Müdürlüğünde kullanılan haber kaynaklarından kendisi tarafından temin edildiğini, yapılan araştırma sonucunda bu numaralar hakkında yetkili mercilerden iletişimin tespiti kararının alındığını, bir kısım numaraların önceki karar kapsamında dinlemesi yapılan telefonların dinlenmesi esnasında elde edilmiş numaralar olduğunu, bu numaraların MİT mensuplarına ait olduğunu bilmediğini ileri sürmüştür (bkz. § 3).

20. Duruşmada sorgulanmayan tanıkların ifadelerinin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan Ceza Dairesinin sorgulanmamış tanıkların ifadelerinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya Ceza Dairesinin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin yargı mercinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme gibi bir görevi bulunmadığı gibi söz konusu kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

21. Gerekçeli karar içeriği dikkate alındığında, sözde haber kaynağı irtibat formuna dayanılarak araştırma tutanaklarının tanzim edilmesinin, bu kapsamda yetkili mahkemelerden alınan dinleme kararlarına istinaden MİT mensuplarının dinlenmesinin ve adli soruşturma görüntüsü verilerek Adana'da MİT tırlarının durdurulması eyleminin olmasının mahkûmiyet kararında önemli ağırlıkta dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda başvurucunun sorgulama imkânı bulamadığı tanık E.Y.nin, başvurucunun ailesinin örgüt tarafından maddi açıdan yapılan yardımlarla desteklendiği yönündeki beyanlarının belirleyici delil olduğu söylenemeyecektir.

22. Başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânı bulmadığı tanık beyanının tek veya belirleyici delil olarak mahkûmiyette kullanılmadığının tespit edilmesi nedeniyle tanık sorgulama hakkıyla ilgili uygulanan testin üçüncü aşamasıyla ilgili bir inceleme yapılmamıştır.

23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

24. Başvurucunun;

i. Yetersiz gerekçe ile karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaların kararda karşılanmış olması dikkate alınarak Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

ii. Yargılama ve kanun yolu incelemesi yapan makamların doğal hâkim güvencesine sahip, tarafsız ve bağımsız olmamaları nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin ve bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Mustafa Başer ve Metin Özçelik ([1. B.], B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133) ile Hüseyin Talaz ([1. B.], B. No: 2017/26769, 15/12/2020, §§ 78-81) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

iii. Benzer durumda olan kişilerle arasında ayrımcılık yapılması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin ayrımcılığa ilişkin delilleri ortaya koyamadığı dikkate alınarak Mesut Gerez ([2. B.], B. No: 2014/3998, 21/6/2017, §§ 12-16) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

iv. Mahkûmiyete bağlı tutulduğu süreç yönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ç.Ö. ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 36-39) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

v. Delil toplanmasına ilişkin taleplerinin karşılanmaması ve delillere erişim bakımından zayıf duruma düşürülmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

vi. Yargılamayı yapan Ceza Dairesi başkanının, kararın sonucuna katılmamış olsa bile Yargıtay Ceza Genel Kurulunda üye olarak yer alması nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının M.Y. ([GK], B. No: 2021/7687, 5/3/2026, § 42) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

vii. Mükerrer iddianame yazılması nedeniyle aynı suçtan iki kez yargılanmama hakkının, dosyada kısıtlılık kararı olması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerini gerekçelendirmediği, olay ve olgular ile delillerini ortaya koymadığı, açıklama yükümlülüğünün yerine getirilmediği dikkate alınarak Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

viii. Haksız olarak mahkûmiyet kararı verilmesi ve ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması nedeniyle yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddiasının da Ahmet Sağlam ([2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

ix. Müdafi ile gizliliğin sağlandığı bir ortamda görüşme yapılmaması nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği iddiasının müdafi ile gizliliğin sağlandığı bir ortamda görüşülememesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği dikkate alınarak Orhan Patarya ([GK], B. No: 2019/42695, 20/5/2021, § 61) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

x. Kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamının suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletilmemesi, yapılan yorumun suça ilişkin kuralın özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekçeleriyle Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, §§ 46-50) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,

xi. İstihbari bilgilere dayanılarak hazırlanan bilirkişi raporlarının hukuka aykırı şekilde mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının delillerin içeriği ile ilgili itirazlara değil, delillerin ele geçirilmesi ile ilgili şeklî bir eksikliğe ilişkin olduğu, suç kapsamında delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle Orhan Kılıç ([GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018) ve Jakop Gabriel ([1. B.], B. No: 2013/2392, 15/4/2015) kararları doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/9/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.