Bu yazımızda; bölge adliye mahkemelerinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararını, dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.280/1-a ve m.303/1-a’da yer alan düzenlemeler uyarınca beraat kararı şeklinde değiştirmesi ve bu kararın kesin olarak vermesinin isabetli olup olmadığı değerlendirilecektir.
“Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı CMK m.280/1-a’ya göre; “(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, (…)
Karar verir”.
“Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek haller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı CMK m.303’e göre; “(1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hallerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.
b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.
c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.
d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci halde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.
e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.
f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddi hata yapılmış ise.
g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.
h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa”.
Görüleceği üzere kanun koyucu; CMK m.303’de yer alan (b) bendi hariç diğer bentlerde gösterilen sebeplerden birisinden dolayı BAM ceza dairesinin dosya üzerinden yapacağı inceleme ile farklı bir karar verebileceğini, buna göre (a) bendinde yer alan, “Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.” nedenle, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının dosya üzerinden kaldırılıp, yerine BAM ceza dairesi tarafından beraat kararı verebilmesi mümkün gözükmektedir. Esas itibariyle; aşağıda tartıştığımız soruna yol açmadan, ya bu yönde bir hüküm CMK m.280/1-a’da bulunmamalı veya dosya üzerinden yapılacak inceleme ile mahkumiyet yerine beraat kararı verilebilecekse, bunun da yasal şartlarının çok sıkı ve net bir şekilde yasal düzenlemede gösterilmesi gerekirdi. Çünkü CMK m.303, maddi vaka incelemesi yapan BAM ceza daireleri için değil, temyiz incelemesi sırasında yalnızca hukukilik denetimi yapan Yargıtay için öngörülmüş son derece istisnai bir düzenlemedir. İki dereceli yargılama sistemi kapsamında kabul edilen ilk derece mahkemeleri ile BAM ceza daireleri bakımından CMK m.303’e atıf yapılması isabetli olmamış, bu atıf nedeniyle de dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle mahkumiyet yerine kesin nitelikte beraat kararı veren BAM ceza dairelerinin kararı, bu defa temyiz incelemelerinde Yargıtay tarafından bozulmaya başlanmıştır. Gerçi dosyaların Yargıtay’a gönderilmesi de bir yeknesaklık da bulunmamaktadır. Bazen Cumhuriyet savcısının veya katılanın temyiz başvurusu kabul edilmekte veya reddedilse bile buna karşı yapılan temyizle dosya Yargıtay’a gönderilmektedir. Ancak birçok durumda, kararda “kesin” ibaresini gören katılan taraf temyize gitmekten imtina etmekte ve bu da ister istemez hak kayıplarına yol açmaktadır.
Belirtmeliyiz ki; sorunun kaynağı yasal düzenlemedir, yani CMK m.280/1-a ve bu hükümde m.303’e yapılan atıftır.
5 yıllık temyiz sınırı, bunu geçse bile bozulan kararın sonrasında verilen kararın 5 yıl hapis veya altında kalması, bağlı suçlar, işbu yazımızda yer verdiğimiz sorundan kaynaklanan sebeplerle, BAM ceza dairelerinin hukukilik denetiminin yanında maddi vaka denetimi yapması, bu denetimlerin mahkemeye erişimin sağlanması suretiyle duruşmalı yapılması sistemi uygulamada bir türlü yerli yerine oturtulamamıştır.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin uygulaması
Uygulamada; ilk derece mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet kararlarının bazı dosyalarda, bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri tarafından dosya üzerinden inceleme yapıldıktan sonra mahkumiyet kararının kaldırılıp, yerine sanık hakkında beraat kararı verildiği, ancak bu kararın bozma kararı olarak değil de, CMK m.280/1-a uyarınca “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” şeklinde verildiği, hüküm kısmının istinaf kararı ile değiştirildiği, bu kararın da CMK m.286/2-b kapsamına girdiği gerekçesiyle kesin olarak verildiği görülmektedir[1].
Bu uygulama iki tartışmayı gündeme getirmektedir:
1- İstinaf mahkemeleri duruşma açmadan, mahkumiyet kararını, “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” şeklinde karar vererek “beraat” kararı olarak değiştirebilir mi?
2- İstinaf mahkemesi ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararını beraat kararı olarak değiştirdiği durumda, bu karar kesin nitelikte verilebilir mi?
Aşağıda bu iki soruna dair değerlendirmelerimize yer vereceğiz.
2. İstinaf mahkemelerinin duruşma açmadan, mahkumiyet kararını, “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” şeklinde beraat kararı olarak değiştirmesi sorunu
Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri; CMK m.280/1 uyarınca, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararını, CMK m.303/1’de sayılan bazı hallerde[2], Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi halinde, başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ya da şahsi cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hallerde, olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hallerde verebilir.
Bu durumlar dışında; bölge adliye mahkemesi ceza dairesi ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararının hukuka aykırı olduğu düşüncesinde ise, şartları mevcutsa CMK m.280/1-e,f uyarınca hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine veya CMK m.280/1-g uyarınca gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerinin başlanmasına ve duruşma açılmasına karar vermesi gerekmektedir.
Uygulamada; ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet hükmünün; hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek suretiyle beraat olarak değiştirilmesi, CMK m.280/1-a ve 303/1-a’da düzenlenen, “Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse,” şeklindeki düzenleme kapsamında yapıldığı görülmektedir.
Kanaatimizce; mahkumiyet hükmünün beraat kararı olarak değiştirilmesi, esasa yönelik yeni bir değerlendirme olup, bu değişiklik, CMK m.303/1-a’da belirtilen “olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate hükmolunması gerekirse” şeklindeki düzenleme kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, beraat kararının duruşma açılarak verilmesi veya hükmün bozularak ilk derece mahkemesine gönderilmesi uygundur. CMK m.303/1-a kapsamında beraat kararı verilebilmesi için, delil araştırması yapılmaması veya delil toplanmaması ve delil tartışmasına girilmemesi gerekir. Bu hüküm uyarınca; hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilmesi için, maddi hata düzeyinde kalan ve işin esasına girilmeyen durumların bulunması ve bu hatanın veya eksikliğin giderilmesi için duruşma açılmasının gerekli olmaması zorunludur. Oysa uygulamada; maddi hatanın düzeltilmesi değil, işin esasına girilerek mahkumiyet kararının beraat olarak değiştirildiği gözetildiğinde, CMK m.303/1-a uyarınca bu kararın verilmesi isabetli değildir.
Bunun yanında; Ceza Muhakemesi Hukukuna hakim olan “yüz yüzelik” ve “doğrudan doğruyalık” ilkeleri gereğince, delillerin tarafların katılımı sağlanarak duruşmada tartışılmasının ardından esasa yönelik yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. “Çelişmeli yargılama” ve “silahların eşitliği” ilkeleri uyarınca; iddia makamı ile katılan taraf, ilk derece mahkemesinde kurulan mahkumiyet hükmünün hangi hukuki ve maddi gerekçelerle ortadan kaldırıldığını duruşmada tartışma hakkına sahip olmalı, dosya kapsamındaki beyanlarda yer alan çelişkilerin duruşma açılmadan giderilmesi ve yalnızca dosya üzerinden inceleme yapılarak beraat kararı verilmesi, iddia makamının ve katılan tarafın delilleri tartışma ile sözlü yargılama hakkını ihlal eder ve “silahların eşitliği” ilkesine aykırıdır.
Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi 17.12.2024 tarihli, 2022/5536 E. ve 2024/7719 K. sayılı kararında; “İlk Derece Mahkemesinin kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın mahkumiyet hükmü kaldırılarak 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesinin delaletiyle aynı Kanun'un 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de, hukuki veya son derece teknik hususlarla ilgili değerlendirmeler dışında duruşma açılarak karar verilmesi gerektiği yönündeki İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 12.12.2023 tarihli ve 25852/18 numaralı Deliktaş/Türkiye kararı da dikkate alındığında, anılan Kanun hükmünün delil değerlendirilmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceği, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmü bakımından ise 5271 sayılı CMK'nın 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle CMK'nın 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık haline neden olunması,” bozma nedeni olarak belirtilmiştir.
Bu kararda Daire; CMK m.303/1-a’da yer alan düzenlemenin ancak delil değerlendirilmesi yapılmaksızın “derhal beraat” kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceğini vurgulamış olup, delillerin yeniden tartışılması ve değerlendirilmesi gerektiğinde duruşma açılmasının bir zorunluluk olduğunu ifade etmiş ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 12.12.2023 tarihli “Deliktaş/Türkiye” kararına da atıfta bulunarak, delil değerlendirilmesinin yapılmadığı derhal beraat hali ve teknik hususların değerlendirilmesi dışında kalan her türlü esasa ilişkin değerlendirmede duruşma açılması gerektiğini ifade etmiştir[3].
Aksi görüşe göre ise; dar anlamda istinaf sisteminin temel prensiplerine dayanarak, mevcut dosya kapsamındaki delillerin beraat hükmü kurulması adına yeterli görülmesi durumunda duruşma açılmasına gerek bulunmadığını belirtmektedir. Bu görüşü benimseyen bazı Yargıtay daireleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gereksiz usuli işlemlerin önüne geçilmesi ve yargılamanın etkinliğinin sağlanması amacıyla dosya üzerinden karar verilmesini hukuka uygun bulmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.05.2022 tarihli, 2020/248 E. ve 2022/359 K. sayılı kararında, bölge adliye mahkemelerinin dava dosyasını ve mevcut delilleri inceledikten sonra duruşma açmadan beraat kararı verebileceğini kabul etmiş olup, ilk derece mahkemesi tarafından mahkumiyetine hükmedilen bir sanığın suç işleme kastının bulunmadığının anlaşılması halinde, dosya üzerinden beraat kararı verilmesinin mümkün olduğunu belirtmiş, dar anlamda istinaf sisteminin doğası gereği ilk derece mahkemesinin olaya dair tespitlerinin değiştirilmediği sürece dosya üzerinden beraat kararı verilmesinin mümkün olduğunu ve duruşma açılmasının zorunlu tutulamayacağını vurgulamıştır[4].
Sonuç olarak; Yargıtay daireleri arasında, istinaf mahkemesinin ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının CMK m.303/1-a uyarınca beraat kararı olarak dosya üzerinden değiştirilebilmesi bakımından görüş birliği olmadığı görülmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere; mahkumiyet kararının beraat kararı olarak değiştirilmesi, ancak bozma veya yeniden duruşma açılmasına karar verilerek sağlanabilir. Aksi takdirde; kanun koyucunun hiç delil değerlendirilmesi yapılmadan verilebilmesini öngördüğü “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi” kararının mantığına aykırı olarak, esasa ilişkin değerlendirme yapılarak karar verilmiş olacağı tartışmasızdır. Ayrıca; aksi görüş kabul edildiğinde, “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine rağmen, sanık müdafii ve/veya Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusu kabul edilmiş olmaktadır. Kararın içeriği ile kararın ismi dahi çelişmektedir. Bu sebeple; bölge adliye mahkemeleri mahkumiyet kararını, ancak hükmü bozarak veya duruşma açarak beraat kararı olarak değiştirebilir.
3. İstinaf mahkemesi ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararını beraat kararı olarak değiştirdiği durumda, bu kararın kesin nitelikte verilmesi sorunu
Uygulamada; ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararının, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vererek beraat kararı olarak değiştirildiği ve bu kararın da CMK m.286/2-b uyarınca kesin olarak verildiği, taraflara temyiz yoluna başvuru imkanının tanınmadığı görülmektedir.
Kanaatimizce; Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin, ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararını beraat kararı olarak değiştirdiği, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, CMK m.286/2-b’de belirtilen, “Beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,” kapsamına girmediğinden ve verilen beraat kararı yeni bir hüküm olduğundan, bu yeni hükme karşı temyiz kanun yoluna başvuru imkanının kısıtlanması ve hak arama hürriyetinin ihlali gündeme gelecektir.
Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen bir kararın CMK m.286/2-b kapsamında değerlendirilebilmesi için, bu kararın iki koşulu sağlaması gerekmektedir. Birinci koşul; ilk derece mahkemesi tarafından verilen bir mahkumiyet kararının bulunması ve bu kararın beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin olmasıdır. İkinci koşul ise; bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen, ilk derece mahkemeleri tarafından hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bir kararın varlığıdır. Ancak bu karar; ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararındaki ceza miktarını azaltan veya aynı tutan mahkumiyet kararı olmalıdır ki, kesinleşmiş sayılabilsin.
CMK m.286/2-b’de düzenlenen “hapis cezalarını artırmayan” ifadesinden anlaşılması gereken, cezayı aynı tutan veya cezayı azaltan kararlar olduğu, bu kararın ilk derece mahkemesince verilen hapis cezasını artırmamakla birlikte, aynı miktarda veya daha az bir ceza olması gerektiği, yani her halükarda ortada bir mahkumiyet kararı bulunması gerektiği açıktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.03.2018 tarihli, 2018/38 E. ve 2018/113 K. sayılı kararında; “Buna karşın, ‘beraat’, ‘düşme’, ‘ret’ ve ‘ceza verilmesine yer olmadığına’ gibi kararlar bu bent kapsamında değerlendirilemeyeceklerdir. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen mahkumiyet kararı dışındaki ‘beraat’, ‘düşme’, ‘ret’ ve ‘ceza verilmesine yer olmadığına’ ilişkin kararların ‘ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan’ kararlar kapsamında oldukları, bu nedenle CMK’nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kalmaları nedeniyle temyiz edilemeyecekleri kabul edildiği takdirde, temel hak ve özgürlüklerden birisi olan ‘hak arama özgürlüğü’nü daraltıcı, istisnai nitelikteki bir normu ise genişletici şekilde bir yorum yapmış olunur ki, bu durum ceza muhakemesi ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.” açıklamalarına yer verilerek, bölge adliye mahkemesinin hukuka aykırılığı düzelterek, istinaf başvurusunu esastan ret kararı vermek suretiyle beraat kararı verdiği durumda, bu kararın CMK m.286/2-b kapsamında değerlendirilmek suretiyle temyiz yolunun kapatılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
Bunun yanında; istinaf incelemesinde duruşma açılmadan CMK m. 280/1-a ve 303/1-a gereğince hukuka aykırılığın düzeltilerek, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi suretiyle sanığın beraatına hükmedilmesi, özü itibariyle uyuşmazlık hakkında maddi ve hukuki yönleri tekrar değerlendirerek yeni bir karar vermesi anlamına geldiğinden, verilen bu karar yeni bir hüküm niteliğindedir. Bu yeni hükmün kesin olarak verilmesi, verilen kararın yargı denetiminden geçmeden sonuçlandırılmasını gündeme getirir ve dolayısıyla bu uygulama, adil/dürüst yargılanma hakkını ve hak arama özgürlüğünü ölçüsüzce sınırlandırmaktadır. Bu nedenlerle; bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri; istinaf başvurusunun esastan reddine karar vererek, ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararını beraat kararı ile değiştirdiği durumda, bu karara karşı katılanın ve Cumhuriyet savcısının temyiz kanun yoluna başvurma imkanının bulunması, yani kararın temyiz kanun yoluna açık olarak verilmesi isabetli olacaktır ki, her ne kadar bu kararlara karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği söylense de bu tür kararlar temyiz edilmeli, temyiz talebi reddedilse bile, BAM ceza dairenin temyiz talebini ret kararına karşı temyize gidilmeli ve dosya Yargıtay’a gönderilmelidir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Alperen Gözükan
Stj. Av. Alperen Kuvat
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
---------
[1] CMK m.286’ye göre; “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; (…) b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, (…) temyiz edilemez”.
[2] CMK m.303’e göre: “(1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hallerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir: a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse. c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise. d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci halde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse. e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise. f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise. g) Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise. h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanunu’na göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa”.
[3] Benzer yönde bkz. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 28.04.2022 tarihli, 2022/2215 E. ve 2022/7546 K. sayılı; Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 11.09.2025 tarihli, 2022/10197 E. ve 2025/11352 K. sayılı; Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2021/39553 E. ve 2026/504 K. sayılı; Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2025/4620 E. ve 2025/15530 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 04.04.2023 tarihli, 2022/1216 E. ve 2023/1940 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 20.03.2023 tarihli, 2021/16345 E. ve 2023/1450 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 09.06.2022 tarihli, 2021/15970 E. ve 2022/3413 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 12.06.2024 tarihli, 2024/2901 E. ve 2024/8771 K. sayılı; Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 20.10.2025 tarihli, 2023/18960 E. ve 2025/8707 K. sayılı; Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 02.05.2023 tarihli, 2022/15009 E. ve 2023/2547 K. sayılı kararları.
[4] Aynı yönde bkz.; Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 11.10.2022 tarihli, 2021/16079 E. ve 2022/14014 K. sayılı, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 01.03.2022 tarihli, 2021/15416 E. ve 2022/3570 K. sayılı, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 25.11.2024 tarihli, 2021/16303 E. ve 2024/8986 K. sayılı, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 15.05.2023 tarihli, 2021/16768 E. ve 2023/3268 K. sayılı, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 14.12.2024 tarihli, 2022/3946 E. ve 2024/1317 K. sayılı, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 21.02.2024 tarihli, 2021/5340 E. ve 2024/1829 K. sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 26.02.2024 tarihli, 2021/19913 E. ve 2024/2759 K. sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 09.09.2024 tarihli, 2022/17287 E. ve 2024/11367 K. sayılı kararları.
Next