I. Giriş
Finansal kiralama, işletmelerin yatırım mallarına sermaye bağlamadan ulaşmasını sağlayan orta ve uzun vadeli bir finansman yöntemidir. İş makineleri, araç filoları, üretim hatları, tıbbi cihazlar, gemiler, uçaklar, taşınmazlar vs. bu yöntemle edinilebilmektedir. Ülkemizde katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları ile finansal kiralama şirketleri, kiralayan sıfatıyla finansal kiralama işlemlerine taraf olabilmektedir.
Klasik mülkiyet anlayışında eşyanın verdiği zarardan çoğunlukla maliki sorumlu tutulur. Finansal kiralamada ise malik, malı hiç görmemiş veya görse dahi mal hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmayan bir finans kuruluşudur. Malı seçen, kullanan, bakımını yapan ve ondan gelir elde eden kiracıdır. Uygulamada kiralayanın işlemi çoğu kez belge üzerinden yürüttüğü ve malı fiilen görmediği ifade edilmektedir [1].
Finansal kiralama şirketleri sözleşme öncesinde sözleşmeye konu malı fiilen görse bile, en nihayetinde çoğu zaman sözleşmeye konu malın incelenmesi, değerlendirilmesi ve mal hakkında bir kanaate ulaşılması o malın kullanım alanı ile alakalı bir uzmanlık gerektireceğinden, bu şirketler mal hakkında düzenlenen ekspertiz raporlarına güvenerek hareket etmek mecburiyetindedir. Malın görülmesi yalnızca finansal kiralama sözleşmesinin gerçek bir mal için yapıldığı ve fiktif bir kredi kullandırımının söz konusu olmadığı konusunda kanaat oluşturacaktır.
Bu çalışmada, finansal kiralama konusu malın üçüncü bir kişiye zarar vermesi halinde, zarar görenin kime ve hangi hukuki sebebe dayanarak başvurabileceği, zarardan kim(ler)in sorumlu olduğu konuları irdelenecektir.
II. Finansal Kiralama Sözleşmesinde Taraflar ve Kanuni Çerçeve
A. Sözleşmenin Tarafları ve Riskin (Hasarın) Kiracıya Geçmesi
6361 sayılı Kanun m. 18’e göre finansal kiralama sözleşmesi; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı, başka suretle temin ettiği yahut daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir. 6361 sayılı Kanun, mülga 3226 sayılı Kanun’dan farklı olarak malın kiracıdan temin edilmesine de imkân tanıyarak sat ve geri kirala (sale & lease back) işlemini de kabul etmiştir.
Finansal kiralama süreci üç kişiyi bir araya getirir: malı seçen kiracı, malın bedelini satıcıya ödeyen kiralayan ve malı teslim eden satıcı. Ancak finansal kiralama sözleşmesinin tarafları yalnızca kiralayan ve kiracıdır (Satıcı ile kiralayan arasında, finansal kiralama sözleşmesine konu malın satın alımına yönelik gerçekleştirilen sözleşme finansal kiralama sözleşmesinden ayrı bir sözleşmedir. Finansal kiralama sözleşmesinin akdedilemediği ihtimalde bu satış sözleşmesinin temel hatası ve sair sebeplerle iptali gündeme gelebilir.). Bu yapının ekonomik amacı, kiralayanın mülkiyeti bir teminat olarak elde tutması, malın kullanımından doğan tüm risk ve yararların ise kiracıya geçmesidir. Muhasebe Standartları da finansal kiralamayı, “dayanak varlığın mülkiyetinden kaynaklanan tüm risk ve getirilerin önemli ölçüde devredildiği kiralamalar” olarak tanımlar [2].
B. 6361 Sayılı Kanun’un İlgili Hükümleri
Kanun’da üçüncü kişilere verilen zararı doğrudan düzenleyen bir hüküm yoktur. Bununla birlikte aşağıdaki hükümler, sorumluluğun kime yükleneceğini yorumlamada belirleyici olabilir.
Kanun’un 23. maddesi uyarınca kiralananın mülkiyeti kiralayana aittir. Bu durum, kanunun sorumluluğu doğrudan mülkiyete bağladığı hâllerde kiralayanın sorumluluğuna temel teşkil edecektir. Buna karşılık m. 24/1, malın zilyetliğini ve ondan her türlü yararlanma yetkisini kiracıya tanımakta ve onu malı özenle kullanmakla yükümlü kılmaktadır. Böylece fiili hakimiyet ve ekonomik yarar kiracıda toplanmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, aksi kararlaştırılmadıkça malın bakımı ve korunması ile bakım ve onarım giderlerini kiracıya yüklediğinden, bakım eksikliğinden doğan zararlarda asıl sorumlunun kiracı olması gerektiği akla gelecektir.
Madde 24/4’te öngörülen ve primleri kiracıya ait olan zorunlu sigorta bir mal sigortası niteliğindedir ve üçüncü kişi zararlarını kendiliğinden kapsamaz. Madde 24/5 hasar ve ziya riskini, sigortanın karşılamadığı kısımla sınırlı olarak kiracıya yüklerken; m. 24/6, kiracının seçimiyle üçüncü kişiden sağlanan malın ayıbından kiralayanın sorumlu tutulamayacağını hükme bağlayarak kiralayanın üretici veya satıcı gibi değerlendirilmesinin önüne geçmektedir. Son olarak m. 26, kiracılık sıfatının ve zilyetliğin ancak kiralayanın yazılı izniyle devredilebileceğini öngördüğünden, malı fiilen kullanacak kişinin belirlenmesi kiralayanın denetimi altındadır.
Bu hükümler birlikte okunduğunda kanun koyucunun tercihi açıktır: Malın kullanımına ilişkin riskler kiracıya, mülkiyet ise teminat işlevi görmek üzere kiralayana bırakılmıştır. Öğretide de kiralayanın sözleşmedeki rolünün esas olarak finansman sağlamak olduğu kabul edilmektedir [3]. Ne var ki iç ilişki hakkındaki bu tercih, dış ilişkide kanunun bizzat malike yüklediği sorumlulukları kendiliğinden ortadan kaldırmayacaktır.
III. Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluğun Dayanakları
Sorumlunun kim olduğu, zarar görenin dayandığı sorumluluk normuna göre değişir. Her norm, sorumluluğu farklı bir ölçüte bağlar: kusura, istihdam ilişkisine, mülkiyete, işletme sahipliğine, işleten sıfatına... Bu nedenle finansal kiralama sözleşmelerinde “leasing sorumluluğu” diye tek başlığa indirgeyebileceğimiz bir sorumluluk yoktur. Karşılaşılabilecek her somut olay, dayandığı sorumluluk türüne göre ayrı ayrı incelenmelidir. Aşağıda, finansal kiralama sözleşmelerine konu malların üçüncü kişilerin zararına sebep olmasının ortaya çıkarabileceği bazı sorumluluk türlerine özet olarak değineceğiz.
A. Kusur Sorumluluğu (TBK m. 49)
Malı kusurlu ve hukuka aykırı biçimde kullanarak zarar veren kişi, genel hükümler uyarınca sorumludur. Finansal kiralamada malı kullanan kiracı veya onun çalışanı olduğundan, kusur sorumluluğu kural olarak kiracı tarafında doğar. Kiralayan, mal üzerinde fiili hakimiyeti bulunmadığından, kendisine yükletilebilecek ayrı bir kusur ispat edilmedikçe bu dayanakla sorumlu tutulamaz.
B. Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK m. 66)
Finansal kiralamaya konu iş makinesi, forklift, üretim tezgâhı ve benzeri mallar çoğunlukla kiracının çalışanları tarafından kullanılır. Çalışanın işi sırasında üçüncü kişilere verdiği zarardan adam çalıştıran sıfatıyla kiracı sorumludur. Kiralayan ile kiracının çalışanı arasında bir istihdam ilişkisi bulunmadığından, kiralayan bu hüküm uyarınca sorumlu tutulamaz. Kiracı da çalışanın seçiminde, talimat ve denetiminde gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak bu kurtuluş kanıtının uygulamada dar yorumlandığını da belirtmek gerekir.
C. Yapı Malikinin Sorumluluğu (TBK m. 69)
Yapı malikinin sorumluluğu, kiralayanın dış ilişkide doğrudan sorumlu olabileceği en belirgin (ve belki de tek) örnektir. TBK m. 69, bir bina veya yapı eserinin yapımındaki bozukluktan ya da bakımındaki eksiklikten doğan zarardan, kusursuz olarak maliki sorumlu tutar. Hüküm aynı zamanda yapının bakımını sağlamakla yükümlü kişilerin sorumluluğunu ve malikin kendisine karşı sorumlu olanlara rücu hakkını saklı tutar.
Finansal kiralama konusu bir taşınmazın tapuda maliki kiralayandır. Bu nedenle çatıdan buz sarkıtı düşmesi, cephe kaplamasının kopması ve benzeri olaylar nedeniyle zarar gören üçüncü kişi, TBK m. 69 uyarınca kusur ispat etmek zorunda kalmadan kiralayanın sorumluluğuna gidebilir. Kiracı ise bir sınırlı ayni hak değil şahsi hak sahibi olduğundan TBK m. 69'un öznesi değildir. 6361 sayılı Kanun m. 24/3'te zikredilen bakım borcu da yalnızca kiralayan ile kiracı arasında hüküm doğurduğundan üçüncü kişiye bir talep hakkı vermez. Zarar görenin kiracıya başvurabilmesi, TBK m. 49'un (gerektiğinde m. 66'nın) şartlarının gerçekleşmesine, özellikle kiracının kusurunun ispatına bağlıdır. Kiralayan ile kiracı böyle bir durumda TBK m. 61 uyarınca müteselsilen sorumlu olacaktır. Kiralayan ödediği tazminat için, m. 24/3'teki bakım borcuna ve TBK m. 69/3 ile m. 62'ye dayanarak kiracıya rücu edebilir.
Kiralayanın “binayı hiç görmediği” veya “sözleşmeyle bakımı kiracıya yüklediği” savunması üçüncü kişilere karşı sonuç doğurmaz. Zira TBK m. 69’daki sorumluluk, kusura değil mülkiyete bağlanmış bir kusursuz sorumluluk türüdür.
D. Tehlike Sorumluluğu (TBK m. 71)
Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden doğan zarardan işletme sahibi ve varsa işleteni müteselsilen sorumludur. Finansal kiralama yoluyla edinilmiş bir kimya tesisi ekipmanı, basınçlı kap, patlayıcı madde depolama ünitesi ve sair mallar tehlike sorumluluğu doğurabilecek ve finansal kiralama sözleşmesine konu olabilecek mallara örnek verilebilir.
Burada belirleyici soru, kiralayanın “işletme sahibi” sayılıp sayılamayacağıdır. Hüküm, tek tek malların maliki olmayı değil, tehlikeli faaliyeti yürüten işletmenin sahibi olmayı esas aldığından, kiralayanın işletme sahibi sayılması mümkün değildir. Kiralayan bir finans kuruluşudur. Tehlikeli faaliyeti yürüten, ondan kazanç sağlayan ve tehlikeyi denetleyebilecek konumda olan kiracıdır. Tehlike sorumluluğunun öngörülmesinin altında yatan “tehlikeyi meydana getiren ve ondan yararlanan sonuçlarına katlanır” düşüncesi de bizi bu sonuca ulaştırmaktadır.
E. Motorlu Araç İşleteninin Sorumluluğu (KTK m. 3 ve 85)
Uygulamada en sık karşılaşılan sorumluluk türü, finansal kiralamaya konu aracın karıştığı trafik kazalarıdır. KTK m. 85, motorlu aracın işletilmesinden doğan zarardan işleteni ve (varsa) bağlı olduğu teşebbüsün sahibini sorumlu tutar. Bu sorumluluk, motorlu araçların tipik tehlikesine dayanan bir tehlike sorumluluğudur.
KTK m. 3’e göre işleten; araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen kişidir (şekli ölçüt). Ancak aracın uzun süreli kiralanması, ariyet veya rehni gibi hâllerde kiracı, ariyet alan veya rehin alan kişi işleten sayılır (maddi ölçüt) [4]. Yine maddenin devamında, ilgili kişi tarafından başka birinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimsenin işleten sayılacağı ifade edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçütlerin birlikte gözetildiğini vurgulamıştır [5].
Yargıtay, kiracının işleten sayılabilmesi için üç unsurun birlikte bulunmasını aramaktadır: sözleşmenin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma kurulmuş olması. Finansal kiralama sözleşmesiyle araç kiralamış olan kiracı, bu üç unsuru sözleşmenin doğası gereği uhdesinde taşır. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, noterde düzenlenmiş bir finansal kiralama sözleşmesiyle uzun süreli kiralanan araçta, kaza tarihinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanmanın kiracıda olduğunu tespit etmiş; işleten sıfatı bulunmayan finansal kiralama şirketi hakkındaki davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir [6]. Benzer bir karar için bkz: Dipnot [7].
Kanundaki "uzun süre" kavramı öğreti ve içtihatlarda sıkça tartışılmakta olup, izaha ve sınırlarının belirlenmesine muhtaçtır. Örneğin önüne gelen bir somut uyuşmazlıkta Ankara BAM 21. Hukuk Dairesi, adi yazılı biçimde düzenlenmiş bir aylık ve üç aylık kira sözleşmelerini ispat bakımından yetersiz ve kaza tarihi itibarıyla uzun süreli sayılamayacak nitelikte görmüştür [8]. Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yakın tarihli bir kararında, BAM’ın 13 günlük kiralama süresinin uzun süre kabul edilemeyeceğini belirterek malikin sorumluluğuna hükmettiği bir dosyada, kira sözleşmesinin süresi ve içeriği, faturalar ve vergi dairesi kayıtları konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığından hareketle malikin işleten sıfatının kalmadığına karar vermiş ve kararı bozmuştur [9]. Finansal kiralama sözleşmelerinin de, bahsettiğimiz bu son karar ışığında, her halükârda kiralayanın işleten sıfatını ortadan kaldırdığı kanaatindeyiz.
Motorlu kara araçlarında olduğu gibi gemilerde donatan ve gemi işletme müteahhidi kavramları, hava araçlarında ise işleten kavramı sorumlunun tespit edilmesi konusunda belirleyicidir. Çıplak (bareboat) nitelikteki finansal kiralamalarda gemiyi kendi adına işleten kiracı, üçüncü kişilere karşı sorumluluk bakımından donatanın yerine geçer [10]. Hava araçlarında da durum benzerdir. 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu m. 133 uyarınca işleten; hava aracını kendi adına bizzat ya da yardımcıları eliyle kullanan kişidir. Kullanma hakkını başkasından edinmiş olup seferlerin kontrolünü elinde tutan kişi de işleten sayılır. Sicilde malik olarak kayıtlı kişi ise aksini ispat etmedikçe işleten kabul edilir. Maddenin mefhum-u muhalifinden, finansal kiralama yoluyla edinilen bir uçakta seferleri kontrol eden kiracının işleten sıfatıyla sorumlu olacağı ve sicilde malik olan kiralayanın ise (KTK’daki çözüme benzer biçimde işleten olmadığı ispat edilerek) bir sorumluluğunun bulunmayacağı sonucu rahatlıkla çıkarılabilecektir.
IV. Kiralayanın Sorumluluğu, Sözleşmedeki Kayıtlar, Rücu, Sigorta ve Usule İlişkin Bazı Meseleler
A. Kiralayanın Kendi Kusurundan Doğan Sorumluluğu
Kiralayanın işleten veya işletme sahibi olmaması, onu her durumda sorumsuz kılmaz. Kiralayan bizzat kendi kusurlu davranışı ile zarara katkıda bulunmuşsa TBK m. 49 uyarınca sorumlu olur. Örnek olarak şu hâller sayılabilir:
1. Kiralayanın, daha önce mülkiyetine geçirdiği ve tehlikeli bir ayıbını bildiği malı bu ayıbı gizleyerek kiralaması (6361 sayılı Kanun m. 24/6’daki sorumsuzluk, kiracının seçimiyle üçüncü kişiden veya kiracıdan sağlanan mallarla sınırlıdır).
2. Sözleşmenin sona ermesi ya da feshi üzerine malı geri alan kiralayanın, malı güvenli biçimde muhafaza etmemesi ve bu aşamada üçüncü kişilerin bir zarara uğraması (Bu aşamada fiili hakimiyet kiralayana geçmiştir).
3. Kiralayanın kiracının gerçekleştireceği bir onarım işlemini haksız olarak engellemesi ve onarımın yapılmamış olması dolayısıyla üçüncü kişilerin zarara uğraması.
Finansal kiralama sözleşmesinin bir sebeple feshedilmesi halinde kiracı malı iade etmeyip kullanmaya devam ediyorsa, kanaatimizce fiili hakimiyet ve ekonomik yarar hâlâ onda olduğundan işleten sıfatı kiracıda kalmaya devam eder. Ancak mal kiralayana iade edilmişse, işleten ve malik sıfatları kiralayanda birleşecek ve kiracının sorumluluğu da ortadan kalkmış olacaktır.
B. Sözleşmedeki Sorumsuzluk ve Tazmin Kayıtları
Uygulamadaki tip sözleşmeler, kiralananın kullanımı sırasında kiracıya, kiralayana ve tüm üçüncü kişilere verilecek zararlardan kiracının sorumlu olduğu ve kiralayanın hiçbir sorumluluğu bulunmadığı şeklinde kayıtlar içermektedir. Bu kayıtların hukuki etkisi iki ayrı perspektiften değerlendirilmelidir:
1. Dış ilişki: Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği bu kayıtlar sözleşmeye taraf olmayan zarar görene karşı ileri sürülemez. Kanun kiralayanı malik sıfatıyla sorumlu tutuyorsa (TBK m. 69), sözleşme hükmü bu sorumluluğu ortadan kaldıramayacaktır.
2. İç ilişki: Kayıtlar, kiralayanın üçüncü kişiye ödediği tazminatı kiracıdan geri istemesinin sözleşmesel dayanağını oluşturur. Ancak kiralayanın kendi ağır kusurundan doğan sorumluluğunu önceden kaldıran kayıtlar TBK m. 115 uyarınca kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşacaktır. Kiracının aynı zamanda tüketici olduğu finansman işlemlerinde genel işlem koşulları denetimi (TBK m. 20-25) ve tüketici mevzuatı da ayrıca uygulanacaktır.
C. Rücu
Üçüncü kişiye karşı müteselsilen sorumlu olanların iç ilişkideki payı, TBK m. 62 uyarınca hâkimin tüm durumu, özellikle kusurun ağırlığını göz önünde tutmasıyla belirlenir. Kanaatimizce kiralayan, üçüncü kişinin zarara uğramasında kendi kusuru bulunmadıkça ödediği tazminatın tamamını kiracıya rücu edebilmelidir. Finansal kiralamaya konu malın üçüncü kişiye vereceği zararın kiralayan üzerinde kalması sonucunu doğurabilecek tek durum, kiralayanın zararı tazmin etmesi ve kiracının aciz hâline düşmesidir. Bu ise tüm müteselsil sorumluluklarda karşı karşıya kalınabilecek bir rizikodur.
D. Sigorta
6361 sayılı Kanun m. 24/4’teki zorunlu sigorta, malın bizzat kendisini korumaya yönelik bir mal sigortası olup üçüncü kişi zararını kendiliğinden kapsamaz. Üçüncü kişi zararları bakımından ayrıca sorumluluk sigortası yapılması ihtimali gündeme gelebilir: Motorlu araçlar için KTK m. 91 uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortası, tehlikeli faaliyetler için ilgili zorunlu sorumluluk sigortaları ve isteğe bağlı üçüncü şahıs mali sorumluluk sigortaları… Özellikle yapı malikinin sorumluluğunun gündeme gelebileceği taşınmazlara ilişkin finansal kiralama sözleşmelerinde bu sigortaların kiracı tarafından yaptırılması ve kiralayanın da sigortalı veya ek sigortalı olarak gösterilmesi öngörülmelidir (6361 sayılı Kanun m. 24/4’teki mal sigortası ile beraber bir “paket poliçe” yapılması düşünülebilir). Aksi hâlde TBK m. 69 gibi doğrudan mülkiyete bağlı sorumluluklarda kiralayanın teminatsız kalması söz konusu olacaktır.
E. Usul: Husumet, İspat Yükü ve Taraf Değişikliği
Trafik kazalarında zarar gören, davayı çoğu kez kazada kusurlu sürücü ve sicilde malik görünen finansal kiralama şirketine karşı açar. Yargıtay’a göre trafik kaydı, "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. İşleten olmadığını ispat yükü sicilde malik olarak görünendedir.
Kiralayan aracın işleteni olmadığını sözleşme, sicil kayıtları, teslim tutanağı, faturalar ve kiracının aracın giderlerini karşıladığını gösteren kayıtlar vb. dokümanlar ile belgelendirebilmelidir. 6361 sayılı Kanun’un tescil sistemi (m. 22/1) burada önemli bir avantaj sağlamaktadır. Kaza sonrasında düzenlenebilme ihtimali olan adi yazılı kira sözleşmelerinden farklı olarak, tescilli bir finansal kiralama sözleşmesinin tarihi kesindir. Zira Yargıtay, adi yazılı kira sözleşmelerinin her zaman düzenlenebileceğini belirterek bunları tek başına yeterli saymamaktadır [11].
Malikin işleten olmadığı anlaşılırsa dava reddedilmeden önce HMK m. 124/4 uyarınca taraf değişikliği gündeme gelebilir. Yargıtay, kiralık araçlarda sicil malikine dava açılmasını genellikle kabul edilebilir bir yanılgı saymakta, davanın taraf değişikliği yoluyla gerçek işletene yöneltilmesini kabul etmektedir [12].
V. Sonuç ve Öneriler
Finansal kiralama konusu malın üçüncü kişilere verdiği zarardan kural olarak kiracı sorumludur. Kiralayanın sorumluluğu ise istisnai olup ya kanunun sorumluluğu bizzat mülkiyete bağladığı hâllerde ya da kiralayanın kendi kusuru söz konusu olduğunda gündeme gelir.
Buraya kadarki değerlendirmelerimiz ışığında kanun koyucuya ve uygulayıcılara şunları önerebiliriz:
1. 6361 sayılı Kanun m. 24’e “Kiracı, finansal kiralama konusu malın kullanılması ve işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilerin uğradığı zararlardan sorumludur. Kanunun malike sorumluluk yüklediği hâllerde kiralayanın, yaptığı ödemeler dolayısıyla kiracıya rücu hakkı saklıdır.” şeklinde bir hüküm konulması üçüncü kişilerin zararından kimin sorumlu tutulacağı konusundaki tereddütleri ortadan kaldırabilecektir.
2. Trafik sicilinden veya trafik/kasko poliçesinden (sigortalı/dain-i mürtehin olarak finansal kiralama şirketi yer alacak ancak sigorta ettiren kişi çoğunlukla kiracı olacaktır) motorlu aracın finansal kiralamaya konu edilip edilmediğinin dikkatle kontrol edilmesi, açılacak davalarda yanlış taraf gösterilmesinin ve boşu boşuna yargılama giderlerine mahkûm edilmenin önüne geçecektir.
3. Tip sözleşmelerde sorumluluk sigortasının zorunlu tutulması, özellikle yapı malikinin sorumluluğunun gündeme gelebileceği taşınmazlar hakkındaki finansal kiralama sözleşmelerinde kiracının mala ilişkin sigorta ile beraber üçüncü şahıs mali sorumluluk sigortası da yaptırması (paket poliçe) ve kiralayanın bu poliçede ek sigortalı olarak gösterilmesi hem zarar göreni hem de malik sıfatıyla sorumlu tutulabilecek olan kiralayanı koruyacaktır.
Mustafa BEZGİN
Banka Müfettişi
Avukat
Kaynakça
[1] Veysi Seviğ, “Finansal Kiralama Şirketlerinin Belgesel Sorumluluğu”, (Çevrimiçi) https://www.vergiburosu.com/basin/finansal-kiralama-sirketlerinin-belgesel-sorumlulugu-veysi-sevig, (E.T.: 01.11.2026)
[2] Türkiye Muhasebe Standartları 17, (Çevrimiçi) https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/DynamicContentFiles/Türkiye%20Muhasebe%20Standartları/TMSTFRS2018Seti/TMS/TMS_17_2018.pdf, (E.T.: 01.11.2026);
Türkiye Finansal Raporlama Stadartları 16, (Çevrimiçi) https://www.kgk.gov.tr/Portalv2Uploads/files/Duyurular/v2/TFRS/TFRS_16.pdf,
[3] Seza Reisoğlu, “Finansal Kiralama Sözleşmeleri ve Uygulama Sorunları”, Bankacılar Dergisi, S. 48, 2004, s. 50, (Çevrimiçi) https://www.tbb.org.tr/bankacilik/konferans-sunumlari/tbb-hukuk-bas-danismani-prof-dr-seza-reisoglunun-konusmaci-olarak, (E.T.: 01.11.2026); Köksal Kocaağa, Finansal Kiralama (Leasing) Sözleşmesi, Ankara, Yetkin Yayınları, 2021, s. 29.
[4] Yargıtay 17. HD, 09.06.2020 T., 2019/4255 E., 2020/3307 K. sayılı kararı
[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.03.2013 T., 2012/1069 E., 2013/379 K. sayılı kararı
[6] Yargıtay 17. HD, 29.01.2009 T., 2008/3053 E., 2009/283 K. sayılı kararı
[7] Yargıtay 11. HD, 11.02.2002 T., 2001/8925 E., 2002/1074 K. sayılı kararı
[8] Ankara BAM 21. Hukuk Dairesi 05.07.2021 T., 2019/813 E., 2021/926 K. sayılı kararı
[9] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.09.2025 T., 2025/4-155 E., 2025/496 K. sayılı kararı
[10] Özgenur Kara, Deniz Ticareti Hukukunda Gemilerin Finansal Kiralanması, Ankara, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019, (Çevrimiçi) https://tez.yok.gov.tr/, (E.T.: 01.11.2026), s. 81.
[11] Yargıtay 4. HD, 09.04.2014 T., 2014/4318 E., 2014/6027 K. sayılı kararı
[12] Yargıtay 4. HD, 12.09.2022 T., 2022/2704 E., 2022/9996 K. sayılı kararı
Next





