KAZA TESPİT TUTANAĞINDAKİ İKRARIN İSPAT DEĞERİ
Anlaşmalı Tutanaktaki Kusur Beyanının Sürücü, İşleten ve Sigortacı Bakımından Bağlayıcılığı ile Tutanak–Bilirkişi Raporu Çelişkisinde Yargıtay Uygulaması
GİRİŞ
Maddi hasarlı trafik kazalarının büyük çoğunluğu artık kolluk çağrılmadan, sürücülerin kaza yerinde birlikte doldurup imzaladıkları anlaşmalı tutanakla kapanmaktadır. Bu tutanağın on birinci bölümündeki sürücü görüşleri alanına çoğu zaman şu tür cümleler yazılmaktadır: "Sokaktan çıkarken karşı aracın sol arka kısmına çarptım." Kazanın nasıl olduğunu anlatan bu bir cümle, kusuru belirleyen en önemli olguyu bizzat kusurlu sürücünün ağzından tespit etmektedir. Buna rağmen uygulamada aynı tutanağa dayanan değer kaybı, hasar ya da bedensel zarar başvurularında sigortacının "kusuru kabul etmiyoruz, bilirkişi raporu alınsın" savunmasıyla karşılaşılmakta; hakem heyetlerince alınan bazı kusur raporları ise tutanaktaki açık beyanı görmezden gelip kusuru yarı yarıya dağıtabilmektedir.
Bu çalışma, kaza tespit tutanağındaki kusur beyanının usul hukukundaki yerini, bu beyanın beyan sahibi sürücü ile üçüncü kişi konumundaki işleten ve sigortacı bakımından ne ölçüde bağlayıcı olduğunu ve tutanak ile bilirkişi raporunun çeliştiği hâllerde Yargıtay'ın hangi yöntemi aradığını, güncel kararlar ışığında incelemektedir.
I. İKİ TÜR TUTANAK, İKİ FARKLI HUKUKİ NİTELİK
Karayolları Trafik Kanunu'nun 83. maddesine göre trafik kazalarına, kazanın oluş nedenlerini, iz ve delillerini belirleyerek trafik kaza tespit tutanağı düzenlemek üzere trafik zabıtasınca el konulur. Kanun'un 81. maddesinin ikinci fıkrası ise yalnız maddi hasarla sonuçlanan kazalarda, kazaya karışanların tümünün yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmemeleri hâlinde durumu aralarında yazılı olarak saptayarak kaza yerinden ayrılabilmelerine imkân tanımaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 152. maddesi bu ikinci yolu ayrıntılandırmakta; sürücülerin tümü anlaşırsa "Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağı" düzenleyip birlikte imza altına alarak olay yerinden ayrılabileceklerini, anlaşarak ayrılan tarafların ise sonradan yetkililerden kaza tespit tutanağı düzenlenmesini isteyemeyeceklerini hükme bağlamaktadır.
Bu iki tutanak hukuken aynı nitelikte değildir. Kolluk tarafından düzenlenen tutanak, görevli memurun kendi tespit ve gözlemlerini içeren resmî bir belgedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kaza tespit tutanaklarının aksi ispat edilinceye kadar geçerli belgelerden olduğunu, haksız fiillerde tutanağın aksinin tanıkla dahi ispat edilebileceğini kabul etmektedir (Yargıtay HGK, E. 2012/1476, K. 2013/564, 17.04.2013). Aynı yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, trafik kaza tespit tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmî belge olduğunu ve her zaman aksinin ispatının mümkün bulunduğunu vurgulayarak, tanık dinlenmeden ve keşif yapılmadan tutanağa dayalı kusur tespitini eksik inceleme saymıştır (Yargıtay 17. HD, E. 2015/1200, K. 2017/8729, 09.10.2017). Uyuşmazlık Mahkemesi de tutanağın idari işlem olmayıp bir delil tespiti belgesi olduğunu, aksinin tanık anlatımları ve diğer delillerle kanıtlanabileceğini ve 21.03.2012 tarihli Yönetmelik değişikliğinden sonra tutanakta kusur oranı yerine yalnızca hangi sürücünün hangi trafik kuralını ihlal ettiğinin belirtildiğini kaydetmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2024/78, K. 2024/110, 01.04.2024).
Anlaşmalı tutanak ise kolluğun katılmadığı, kazaya karışan sürücülerin kendi el yazılarıyla doldurup imzaladıkları özel bir belgedir. Kusur değerlendirmesi tutanakta yer almaz; bu değerlendirme sigorta şirketlerince ya da Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdindeki mutabakat mekanizmasıyla sonradan yapılır. Dolayısıyla anlaşmalı tutanağın ispat gücü, resmî belge karinesinden değil, içerdiği beyanların niteliğinden kaynaklanmaktadır. Sorunun düğüm noktası da buradadır: Sürücünün kendi imzasıyla "çarptım" demesi hukuken nedir?
II. TUTANAKTAKİ BEYANIN USUL HUKUKUNDAKİ YERİ: MAHKEME DIŞI İKRAR
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesi, tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağını ve ispatının gerekmeyeceğini, maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemeyeceğini düzenler. Kanun'un 187. maddesinin ikinci fıkrasına göre de ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. Bu hükümlerin öngördüğü kesin delil etkisi, mahkeme önünde yapılan ikrara özgüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hukukumuzda kesin delillerin ikrar, senet, yemin ve kesin hükümden ibaret olduğunu, bunlar dışındaki delillerin takdiri delil niteliği taşıdığını açıkça ifade etmiştir (Yargıtay HGK, E. 2021/370, K. 2022/1622, 29.11.2022).
Kaza yerinde, henüz ortada bir dava yokken yapılan beyan, mahkeme dışı ikrardır. Mahkeme dışı ikrar, öğretide ve uygulamada takdiri delil olarak nitelendirilir; hâkim bu beyanı diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Ancak anlaşmalı tutanaktaki beyan, sıradan bir sözlü ikrar değildir. Beyan sahibinin imzasını taşıyan yazılı bir belgede yer alması, ona Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesi anlamında belge ve 205. maddesi anlamında adi senet niteliği kazandırır. Kanun'un 205. maddesinin birinci fıkrasına göre mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır. Şu hâlde imzası inkâr edilmeyen tutanaktaki "sol arka kısmına çarptım" beyanı, beyan sahibi sürücü aleyhine aksi ispat edilmedikçe geçerli, yazılı ve imzalı bir ikrar belgesidir.
Bununla birlikte iki sınır hemen belirtilmelidir. Birincisi, ikrarın konusu olgudur, hukuki nitelendirme değildir. Sürücünün "çarptım" demesi çarpma olgusunu ve çarpma biçimini ikrar eder; "yüzde yüz kusurluyum" demesi ise bir hukuki değerlendirmedir ve hâkimi bağlamaz. Kusur oranının belirlenmesi, Hukuk Genel Kurulu'nun istikrarlı içtihadına göre özel ve teknik bilgi gerektiren, hâkimlik mesleğinin genel ve hukuki bilgisiyle çözülemeyecek bir konudur (Yargıtay HGK, E. 2012/1476, K. 2013/564, 17.04.2013). İkincisi, ikrar edilen olgu ile araçlardaki hasarın, krokinin ve fotoğrafların uyumlu olması gerekir; beyan ile maddi izler çelişiyorsa ikrarın ispat değeri zayıflar. Bu iki sınır, aşağıda görüleceği üzere, tutanağın sigortacı karşısındaki etkisini de şekillendirmektedir.
III. İKRARIN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE ETKİSİ: İŞLETEN VE SİGORTACI
Uygulamadaki asıl çekişme, beyanı yapan sürücü ile davalı olan işleten veya sigortacının ayrı kişiler olmasından doğmaktadır. İkrar, ikrar edenin kendi aleyhine sonuç doğurur; ilke olarak üçüncü kişileri bağlamaz. Ne var ki Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesinin son fıkrası gereğince işleten, sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur ve Kanun'un 91. maddesi uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortacısı da poliçe limitleri dâhilinde işletene düşen bu sorumluluğu üstlenmiştir. Sürücünün kusuru, işletenin ve sigortacının sorumluluğunun kurucu unsurudur. Bu nedenle sürücünün kusura ilişkin olgu ikrarı, işleten ve sigortacı bakımından da görmezden gelinebilecek bir beyan değildir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli kararı bu konuda belirleyicidir. Olayda sigortacı, kazanın kurgu olduğunu ileri sürmüş; İtiraz Hakem Heyeti, fotoğraflardaki hasarın tutanaktaki anlatımla uyumlu olmadığı yönündeki bilirkişi raporuna dayanarak başvuruyu reddetmiştir. Daire, taraflar arasında düzenlenen anlaşmalı tutanakta sigortalı aracın sürücüsünün virajı alamayıp "davacının aracına sol arka kısmından çarptım" şeklindeki beyanı ile kusurunu kabul ettiğini tespit etmiş ve şu sonuca varmıştır: "Bu durumda tutanağın aksini ispat yükü davalıda olup, kusurun kabul edilmiş olması ve sigortacının işletenin kusurunu (poliçe limiti kadar) üstlenmiş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; zararın miktarına yönelik bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir." (Yargıtay 4. HD, E. 2023/4136, K. 2025/2904, 20.02.2025). Karar oy çokluğuyla verilmiş; karşı oy yazan üye, tutanak ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin yargılamayı gerektirdiğini ve dosyadan el çekilmesi gerektiğini savunmuştur. Çoğunluk görüşü ise açıktır: Sigortalı sürücünün tutanaktaki ikrarı, ispat yükünü sigortacıya geçirir; sigortacı kurgu iddiasını somut delille ispat edemedikçe kusur tartışması kapanmış sayılır ve yargılama zararın miktarına odaklanır.
Sigortacıların bu noktada ileri sürdüğü bir savunma, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın sigortalının yükümlülüklerini düzenleyen hükmüne dayanmaktadır. Buna göre sigortalı, sigortacının yazılı izni olmadıkça tazminat talebini kısmen veya tamamen kabule yetkili değildir ve zarar görenlere tazminat ödemesinde bulunamaz. Ancak bu hüküm, sigortalı ile sigortacı arasındaki iç ilişkiyi düzenler ve tazminat talebinin hukuken kabulünü yasaklar; kaza yerinde çarpmanın nasıl olduğuna ilişkin olgu beyanı bir tazminat talebinin kabulü değil, vakıa ikrarıdır. Nitekim Yargıtay'ın yukarıda anılan kararı, Genel Şartlar'daki bu sınırlamaya rağmen sürücünün tutanaktaki beyanını sigortacı aleyhine ispat yükünü ters çeviren bir kabul olarak değerlendirmiştir.
Buna karşılık ikrarın işleten bakımından otomatik sonuç doğurmadığını gösteren bir Hukuk Genel Kurulu kararı da bulunmaktadır. Kasko sigortacısının sürücü ve işletene karşı açtığı rücu davasında sürücü hem tutanakta hem duruşmada kusurunu kabul etmiş, işleten ise davanın reddini savunmuştur. Genel Kurul, davanın reddini savunan işletenin kaza tespit tutanağındaki kusur durumunu kabul ettiği sonucuna varılamayacağını, sürücünün kusuru kabul beyanının işleten tarafından açıkça benimsenmediğini belirterek işleten yönünden kusur bilirkişisinden rapor alınması gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay HGK, E. 2013/2100, K. 2015/1224, 17.04.2015). Bu karar, ikrarın kişisel niteliğini teyit eder: Sürücünün ikrarı sürücü aleyhine kesin delildir; kusuru açıkça reddeden işleten ve sigortacı bakımından ise güçlü bir takdiri delil olup teknik inceleme ihtiyacını tek başına ortadan kaldırmaz. Ancak 2025 tarihli Daire kararı, bu teknik incelemenin yönünü de belirlemiştir: İnceleme, tutanaktaki ikrarın doğruluğunu sınayan ve aksini ispat yükü sigortacıda olan bir incelemedir; tutanağı yok sayarak sıfırdan kusur dağıtan bir inceleme değildir.
IV. TUTANAK İLE BİLİRKİŞİ RAPORU ÇELİŞİRSE
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025 ve 2026 yıllarına ait bir dizi kararı, hakem heyetlerince alınan kusur raporlarının tutanakla çelişmesi hâlinde izlenecek yöntemi netleştirmiştir. Kaza tespit tutanağında sigortalı sürücünün kusurlu gösterildiği, hükme esas alınan raporda ise kusurun yarı yarıya dağıtıldığı bir bedensel zarar uyuşmazlığında Daire şu ilkeyi koymuştur: "Bu durumda kaza tespit tutanağı ile kusur raporu arasında çelişki olduğundan, kusur raporuna neden itibar edildiği, kaza tespit tutanağına neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeli, tutanak ve rapor arasındaki çelişkiyi gideren ikinci bir rapor alınmalıdır." Daire, bu ikinci raporun önceki bilirkişi dışında bir bilirkişiden alınmasını da şart koşmuştur (Yargıtay 4. HD, E. 2025/9619, K. 2025/13991, 13.10.2025). Aynı kararda dikkat çeken bir husus, aynı kazaya ilişkin değer kaybı dosyasında alınan kusur raporunun tutanakla uyumlu olarak karşı sürücüyü tam kusurlu bulmasıdır; aynı kaza için iki farklı hakem dosyasında iki farklı kusur dağılımı, çelişkinin giderilmesini zorunlu kılan bir sebep sayılmıştır.
Daire, bir başka kararında tutanakta her iki araca ayrı ayrı kusur izafe edilmişken hakemce alınan raporun sigortalı sürücüyü tam kusurlu bulmasını, tutanak ile rapor arasında çelişki oluşturduğu ve eksik incelemeyle hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle bozmuş; çelişkinin üniversite öğretim üyelerinden seçilecek uzman bilirkişi heyetinden alınacak, tutanak ile rapor arasındaki çelişkiyi gideren ayrıntılı ve gerekçeli raporla giderilmesini istemiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2024/8787, K. 2025/16070, 02.12.2025). Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de daha önce, tutanakta davacı sürücüyü kusursuz gösteren tespit ile bilirkişi raporundaki tam kusur değerlendirmesinin çelişmesi hâlinde raporun tek başına kanaat verici olmadığını, çelişkinin İTÜ veya Karayolları Fen Heyeti gibi kuruluşlardan seçilecek bilirkişi kurulundan alınacak raporla giderilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 17. HD, E. 2016/885, K. 2018/11045, 21.11.2018).
Bu kararların ortak mesajı şudur: Tutanak, bilirkişi raporu karşısında değersiz bir kâğıt değildir. Rapor tutanaktan ayrılıyorsa bunun gerekçesini göstermek zorundadır; gerekçesiz sapma bozma sebebidir. Hukuk Genel Kurulu'nun daha eski tarihli bir kararı ise madalyonun öteki yüzünü göstermektedir: Karşı tarafın yokluğunda ve olaydan on üç gün sonra yaptırılan delil tespiti sırasında alınan sürücü ve tanık beyanları, diğer delillerle desteklenmeden tek başına hükme esas alınamaz (Yargıtay HGK, E. 2007/104, K. 2007/180, 04.04.2007). Kaza anında, karşı tarafın huzurunda ve karşı tarafın da imzasıyla düzenlenen anlaşmalı tutanaktaki beyanın ispat gücü, tam da bu nedenle, sonradan tek taraflı üretilen beyanlardan kıyas kabul etmeyecek ölçüde yüksektir.
V. İKRARDAN DÖNME: "TUTANAĞI BASKI ALTINDA İMZALADIM"
Tutanaktaki beyanından dönmek isteyen sürücünün başvurduğu tipik savunma, tutanağın gerçeği yansıtmadığı veya baskı altında imzalandığı iddiasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesinin ikinci fıkrası, mahkeme içi ikrardan yalnızca maddi hata hâlinde dönülebileceğini öngörür; mahkeme dışı yazılı ikrar için de irade sakatlığı veya maddi hata ispat edilmedikçe beyandan dönülemeyeceği kabul edilmelidir. İspat yükü, beyanından dönen taraftadır.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2026 tarihli bir kararında sürücü, ilk tutanağın yanlış olduğunu belirtmesi üzerine ikinci bir tutanak düzenlendiğini, son tutanakta karşı tarafın kendi ifadesini değiştirdiğini ve karşı tarafın yakınlarının darp girişimi nedeniyle tutanağı imzalamak zorunda kaldığını savunmuştur. Daire, bu savunmayı ispatlayan bir delil bulunmadığını gözeterek, kusur ve hasarın olayın oluş şekline ve dosya kapsamına uygun biçimde belirlendiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır (İzmir BAM 11. HD, E. 2024/172, K. 2026/1083, 19.06.2026). Karar, tutanağın imzalanmasındaki irade sakatlığının ancak somut delille ispat edilebileceğini, soyut baskı iddiasının imzalı beyanın ispat gücünü ortadan kaldırmayacağını göstermektedir. Yönetmeliğin 152. maddesindeki, anlaşarak olay yerinden ayrılan tarafların sonradan kolluktan tutanak düzenlenmesini isteyemeyeceği yolundaki hüküm de aynı yöndedir: Anlaşmalı tutanak, sonradan pişman olunarak yerine resmî tutanak konulabilecek geçici bir belge değildir.
VI. UYGULAMACIYA ÖNERİLER
Zarar gören vekili bakımından ilk iş, tutanaktaki sürücü beyanını başvuru ve dava dilekçesine tırnak içinde, birebir aktarmaktır. Beyanın olgu ikrarı niteliği, Kanun'un 205. maddesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli kararı çerçevesinde ispat yükünün sigortacıya geçtiği açıkça yazılmalıdır. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'nden alınan kusur sorgusu, tutanakla uyumlu olduğu ölçüde, sigorta şirketlerinin kendi aralarında dahi kusuru bu şekilde kabul ettiklerini gösteren destekleyici delil olarak eklenmelidir. Hakem heyetince alınan rapor tutanaktan ayrılırsa, itiraz dilekçesinde raporun tutanağa neden itibar etmediğini gerekçelendirmediği belirtilmeli ve önceki bilirkişi dışında bir bilirkişiden çelişkiyi gideren ikinci rapor alınması talep edilmelidir. Nihayet, kurgu kaza savunmasına karşı en etkili önlem kaza yerinde alınan fotoğraf, kroki ve hasar uyumudur; 2025 tarihli kararda İtiraz Hakem Heyeti'ni başvuruyu reddetmeye götüren şey, tam da fotoğraflardaki hasarın anlatımla uyumsuz bulunmasıdır.
Sigortacı ve işleten vekili bakımından ise mücadele alanı, ikrarın kendisi değil, ikrar edilen olgu ile maddi izlerin uyumudur. Beyan ile hasar biçimi, çarpma noktaları ve kroki çelişiyorsa aksini ispat mümkündür; bu ispat, tanık, kamera kaydı ve teknik inceleme ile yapılmalıdır. Tutanaktaki "kusurluyum" türünden hukuki nitelendirmelerin hâkimi bağlamadığı, kusur oranının teknik incelemeyle belirleneceği hususu ayrıca vurgulanmalıdır. Ancak olgu ikrarı açık ve maddi izlerle uyumluysa, kusur itirazında ısrar etmek yalnızca yargılamayı uzatır ve yargılama giderini artırır.
SONUÇ
Anlaşmalı kaza tespit tutanağındaki sürücü beyanı, mahkeme dışı bir ikrardır ve tek başına kesin delil niteliği taşımaz. Ancak beyan sahibinin imzasını taşıyan yazılı belgede yer alması, ona aksi ispat edilmedikçe geçerli bir adi senet gücü kazandırır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.02.2025 tarihli kararıyla bu güç sigortacıya da yansıtılmış; sigortalı sürücünün tutanaktaki olgu ikrarının, işletenin kusurunu poliçe limitine kadar üstlenmiş olan sigortacı bakımından ispat yükünü ters çevirdiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun işleten yönünden bilirkişi incelemesini zorunlu gören 2015 tarihli kararı ise ikrarın kişiselliğini hatırlatmakta; bu iki içtihat birlikte okunduğunda ortaya çıkan denge şudur: Tutanaktaki ikrar kusur tartışmasını kapatmaz, ama tartışmanın yönünü ve yükünü belirler. Bilirkişi raporu tutanaktan ancak gerekçesini göstererek ayrılabilir; gerekçesiz sapma, Yargıtay'ın 2025 ve 2026 tarihli kararlarında istikrarla bozma sebebi sayılmaktadır. Kaza yerinde bir cümleyle yazılan ikrar, doğru kullanıldığında, aylar süren kusur tartışmalarını daha başlamadan bitiren en güçlü delildir.
KAYNAKÇA
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 81, 83, 85, 91.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 187, 188, 199, 205, 266.
Karayolları Trafik Yönetmeliği, m. 152, 158.
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, B.2 (Sigortalının yükümlülükleri).
Yargıtay HGK, 04.04.2007, E. 2007/104, K. 2007/180.
Yargıtay HGK, 17.04.2013, E. 2012/1476, K. 2013/564.
Yargıtay HGK, 17.04.2015, E. 2013/2100, K. 2015/1224.
Yargıtay HGK, 29.11.2022, E. 2021/370, K. 2022/1622.
Yargıtay 17. HD, 09.10.2017, E. 2015/1200, K. 2017/8729.
Yargıtay 17. HD, 21.11.2018, E. 2016/885, K. 2018/11045.
Yargıtay 4. HD, 20.02.2025, E. 2023/4136, K. 2025/2904.
Yargıtay 4. HD, 13.10.2025, E. 2025/9619, K. 2025/13991.
Yargıtay 4. HD, 02.12.2025, E. 2024/8787, K. 2025/16070.
İzmir BAM 11. HD, 19.06.2026, E. 2024/172, K. 2026/1083.
Uyuşmazlık Mahkemesi, 01.04.2024, E. 2024/78, K. 2024/110.
Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); kararlar.uyusmazlik.gov.tr.
Next