455.758
455 bin 758.
Bir şifre değil. Birikimi, beklentisi, hikâyesi olan insanların sayısı.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlardaki tekil yatırımcı sayısı.[1]
7 portföy yönetim şirketi. 131 fon.
Herkes parasını konuşuyor. Haklı olarak.
Ara ödeme ne kadar, ne zaman yatacak, PBLK ne demek, 1 milyon lira tavan kime yeter…
Ben başka bir şeyi konuşmak istiyorum.
7596 sayılı Kanun’un beşinci maddesini.
Çünkü o madde, fon yatırımcısından çok, bu ülkede bir anonim şirketin yönetim kurulunda oturan herkesi ilgilendiriyor.
Amsterdam, 1602
Hollanda Doğu Hindistan Şirketi kuruluyor.
Tarihin ilk anonim şirketlerinden biri.
Fikir basit, ama devrim: Paranı koyarsın. Gemi batarsa paran gider.
Evin gitmez.
Adı sınırlı sorumluluk.
Kapitalizmin en büyük icadı diyenler var. Abartmıyorlar.
Bizim Türk Ticaret Kanunu da aynı şeyi söylüyor. Anonim şirket borçlarından yalnız kendi malvarlığıyla sorumludur. Pay sahibi yalnız taahhüt ettiği sermaye payıyla ve yalnız şirkete karşı sorumludur.[2]
Şirketin tüzel kişiliği bir perdedir.
Önde şirket durur. Arkada ortaklar.
Alacaklı perdeye çarpar, geri döner.
Peki perde hiç kalkmaz mı?
Kalkar. Tüzel kişilik kötüye kullanılmışsa, şirket bir paravandan ibaretse, Yargıtay dürüstlük kuralına dayanarak perdenin arkasına bakar. Ama istisnaen. Çok istisnaen.
Yöneticiler ise başka bir hikâye.
Onlar perdenin arkasında saklanmaz. Çünkü sorumlulukları şirketin borcundan değil, kendi fiillerinden doğar. Yönetim kurulu üyesi, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal ederse, verdiği zarardan şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı sorumludur.[3]
Kusuruyla.
Dava açılır. Zarar ispat edilir. İlliyet ispat edilir. Kusur ispat edilir.
Karar veren kim?
Hâkim.
İki ayrı kurum, iki ayrı kapı. Ama ikisinin de anahtarı mahkemede.
Beşinci madde
Şimdi gelelim 7596’ya.
Kanun 22 Ekim’de kabul edildi, 27 Ekim’de Resmî Gazete’de yayımlandı. Ama 17 Eylül 2026’dan geçerli.[4]
Beşinci madde önce “fon zararı”nı tarif ediyor. Fon malvarlığından mevzuata aykırı olarak çıkarılan değerler fon zararı sayılıyor. Buraya kadar olağan.
Sonra bir cümle daha ekliyor. Mevzuata şeklen uygun olsa bile, fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amaç olmaksızın; karşılıksız ya da muvazaalı işlemlerle ilişkili taraflar, hâkim ortaklar, yöneticiler veya üçüncü kişiler lehine çıkarılan değerler de fon zararı.[5]
Şeklen uygun olsa bile.
Bu cümleyi bir kenara yazın. Döneceğiz.
Sonra sorumluluk sırası geliyor:
1. Önce portföy yönetim şirketi öder.
2. Şirketten tahsil edilemezse, ya da edilemeyeceği açıkça belli olursa, Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bunlarla birlikte hareket ettiği tespit edilenler şahsen sorumlu olur.
3. Kurul, her fon için zarar tutarını, sorumlu kişileri ve her birinin sorumlu olduğu tutarı belirleyip TMSF’ye bildirir. TMSF, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre takip başlatır.
4. Bu takiplerle ilgili davalarda İstanbul idare mahkemeleri yetkilidir.[5]
Şimdi bir daha okuyun.
Teknik olarak burada kalkan bir tüzel kişilik perdesi yok. Fonların zaten tüzel kişiliği yok.[8] Kurulun sorumlu tutacağı yöneticiler için de mesele perde değil, kendi fiilleri.
Ama sonuç tanıdık. Portföy yönetim şirketi ödeyemezse, şirket malvarlığı ile arkasındaki kişilerin şahsi malvarlığı arasındaki hukuki mesafe kapanıyor. Kurulun listesinde hâkim ortaklar da olabilir.
Ve o mesafeyi ilk kapatan hâkim değil. Kurul.
Takip icra dairesinden yürümüyor. Vergi borcu gibi, amme alacağı gibi yürüyor.
Uyuşmazlık asliye ticaret mahkemesine değil, idare mahkemesine gidiyor.
Tanıdık geldi mi?
Gelmeli.
2000’lerin başında batan bankaların hâkim ortaklarına karşı kullanılan TMSF modeli bu. Kanun bunu saklamıyor da. TMSF’ye, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun tahsil hükümlerini uygulama yetkisini açıkça veriyor.[5]
Bankacılıktan fona taşındı.
Kamuoyu ara ödemeyi konuştu. Bu taşınmayı konuşan pek olmadı.
Aynı kanun, iki ölçü
Yanlış anlaşılmasın.
Fonun malvarlığını kim hortumladıysa ödesin. Kuruşu kuruşuna.
455 bin kişinin parası ortada. Devletin bir şey yapması gerekiyordu, yaptı.
Mesele kimin ödeyeceği değil.
Mesele, kimin ödeyeceğine kimin, hangi ölçüyle karar verdiği.
O ölçüyü uzakta aramaya gerek yok. 7596’nın ödünç aldığı Bankacılık Kanunu’nun içinde duruyor.
Birinci ölçü: Kusur.
Bankacılık Kanunu’nun 127. maddesi TMSF’nin kendi yöneticileri ve personeli için yazılmış. Fon, onların işlemi yüzünden tazminat öderse parayı onlardan geri ister.
Ama herkesten değil.
2022’de kanun koyucu metne iki kelime ekledi: “kusurlu bulunan” ilgililer.
Anayasa Mahkemesi 2025’te bu düzenlemeyi incelerken altını çizdi. Kusur tespit edilmeden rücu yoluyla tazminata hükmedilemez. Kusuru da rücu davasına bakan mahkeme belirler.[6]
Şimdi 7596’nın 5/2’sine dönün.
“Sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler.”
Kusur kelimesi yok.
Kurul zarar tutarını belirliyor. Sorumluları belirliyor. Her birinin ne kadar ödeyeceğini belirliyor. TMSF amme alacağı gibi tahsile başlıyor.[5]
Hâkim var mı? Var. İstanbul idare mahkemeleri.
İdarenin önce karar vermesi, yargının sonra denetlemesi tek başına sorun değil. İdare hukuku buna alışık.
Mesele, Kurulun bir belirleme yapabilmesi değil. Mesele, bu belirlemenin hangi sorumluluk ölçütüne dayanacağı ve kişi henüz mahkeme önünde savunmasını ortaya koymadan şahsi malvarlığına yönelik hangi tahsil işlemlerinin başlatılabileceği.
6183 sayılı Kanun’un araçlarını düşünün: ödeme emri, haciz, ihtiyati haciz. Hepsi, ölçüsü kanunda yazılmamış bir belirlemenin üzerine kurulabiliyor.
Yani aynı kanun ailesinde, kamu görevlisinin cebine “kusurlu bulunursa” diye uzanılıyor.
Özel kişinin cebine “Kurul belirlerse” diye.
Elbette bunlar farklı sorumluluk rejimleri. Ama farklılık, şahsi sorumluluğun kanuni ölçütlerinin neden birinde açıkça yazıldığı, diğerinde aynı açıklıkla düzenlenmediği sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Oysa kusur ilkesi özel hukukta da yabancı değil. Türk Ticaret Kanunu’na göre yönetici, kusuruna ve durumun gereklerine göre şahsen sorumludur.[3]
Kurul, belirlemesini kusura dayandıracağını kendi usul ve esaslarında yazabilir. Yazsın da. Ama bir kişinin malvarlığına uzanan sorumluluğun temel ölçütü yönetmelikle değil, kanunla konur. Kanun, şahsi sorumluluğun kusur bakımından hangi esaslara dayanacağını açıkça söylemiyor.
İkinci ölçü: Takvim.
Aynı Bankacılık Kanunu’nda bir de geçici 16. madde vardı. Fon lehine getirilen tahsil hükümleri, zamanaşımı dahil, geçmişe uygulanacaktı.
Anayasa Mahkemesi 2014’te “zamanaşımı” sözcüğünü oybirliğiyle iptal etti.[7]
Gerekçesi bugün de aynen okunabilir. Kamu alacağını hızlı tahsil etmek için ayrıcalık tanımak doğaldır. Ama kişinin eskiden sahip olduğu bir imkânı geriye yürüyen bir kanunla elinden almak, hukuk güvenliğini zedeler.
7596 ise 17 Eylül’den geçerli.
Tasfiye ve ödeme hükümleri bakımından bu anlaşılır. Yatırımcının lehine işliyor.
Beşinci madde ise başka. Geçmişte işlem yapanların şahsi malvarlığını hedef alan yeni bir tahsil rejimi getiriyor.
Sorumluluğun kendisi yeni değil. O işlemler için Ticaret Kanunu’ndan, Sermaye Piyasası Kanunu’ndan, haksız fiilden dava zaten açılabilirdi.
Yeni olan yol. Kurul belirlemesi, amme alacağı takibi, Bankacılık Kanunu’nun tahsil ayrıcalıkları.
Ve bu yol, kanun yürürlüğe girmeden önce yapılmış işlemlere uygulanıyor. Kanun bunu ayrıca vurguluyor: Görevden ayrılmış olmak, o dönemin işlemlerinden doğan sorumluluğu kaldırmıyor.[5]
Savunan şunu diyecek: Bu maddi değil usul kuralı, usul kuralları hemen uygulanır.
Zamanaşımı da bir tahsil kuralı sayılıyordu. Anayasa Mahkemesi kuralın adına değil, kişinin elinden ne aldığına baktı.
Elbette iki düzenleme aynı değil. Biri zamanaşımına uğramış alacağı canlandırıyor, diğeri geçmişteki işlemlere yeni bir tahsil yolu açıyor. Ama ikisinin de hukuk güvenliği bakımından sorgulanması gerekiyor.
Bence beşinci maddenin en zayıf halkası burası.
Bir de yarın.
Kanun koyucu bunu öngörmüş. Kanun, bu fonlar dışındaki fonlar için genel ya da sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi kurmadığını kendisi söylüyor.[5]
Teselli.
Ama bankacılığın olağanüstü rejimi de bir zamanlar olağanüstüydü. Bugün fona taşındı. Fondan nereye gideriz?
Perde kalktı mı?
Kalktı.
Teknik anlamda bir perde olmasa da, şirket ile arkasındaki kişiler arasındaki mesafe kapandı.
Bu fonlar için, bu kişiler için, bu kanunla.
Asıl soru şu: Hangi ölçüyle, hangi sırayla?
Hukuk devletinde o mesafe kusurla, delille, savunmayla kapanır. Ölçüsü kanunda yazmıyorsa, altından çıkan doğru kişi olsa bile, yöntem tartışmalı kalır.
Yönetim kurulu masasında oturanlara da küçük bir not.
Kanun yalnız bu fonlar için. Ama bir ölçü koydu: şeklen uygun ama gerçek ekonomik amacı olmayan işlem.
Bu ölçü, bugün fon için yazıldı. Yarın bir hâkimin, bir müfettişin, bir bilirkişinin aklına kendiliğinden gelir.
O yüzden ilişkili tarafla yaptığınız her işlemde iki şey saklayın.
İmzalı karar.
Ve o kararın neden şirketin menfaatine olduğunu anlatan bir sayfa.
Gemi batarsa, eviniz o sayfaya bakacak.

Av. Haluk Can ELMADAĞ
Dipnotlar
[1] SPK açıklaması: 17 Eylül 2026 tarihli kararlarla 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmiş, tekil yatırımcı sayısı 455.758 olarak açıklanmıştır. Alomaliye, 27.10.2026
[2] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.329.
[3] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.553, m.557.
[4] 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, RG 27.10.2026, S.33413, m.8. https://www.hukukihaber.net/tasfiyesine-karar-verilen-bazi-yatirim-fonlari-hakkinda-kanun
[5] 7596 sayılı Kanun m.1/2, m.5/1-4.
[6] AYM, E.2022/88, K.2025/166, 22.7.2025, RG 9.12.2025-33102, §§ 24-25. https://www.hukukihaber.net/aymnin-202288-esas-2025166-karar-sayili-karari
[7] AYM, E.2014/85, K.2014/103, 4.6.2014, RG 12.9.2014-29117.
[8] 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.52/1.
Next





