Yargıya yönelik en yaygın eleştirilerden biri, davaların gereğinden fazla uzun sürmesi. Bir dava açılıyor, duruşmalar aylar sonrasına veriliyor, bilirkişi raporları bekleniyor derken insanlar haklarını ararken yıllarını kaybediyor. Bu nedenle son yıllarda yargının hızlandırılması, hukuk alanındaki en önemli değişim başlıklarından biri hâline geldi.
Nitekim Temmuz 2026'da TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen 12. Yargı Paketi de tam olarak bu soruna çözüm bulmak için hazırlandı. Paketin temel yaklaşımı, "Geciken adalet, adalet değildir." düşüncesi üzerine kurulu.
Bu tespit elbette doğru. Ancak hukuk açısından üzerinde durulması gereken başka bir soru daha var: Hızlanan her yargılama gerçekten daha adil midir?
Uzun süren davaların ciddi mağduriyetler doğurduğu tartışmasızdır. Özellikle alacak ve tazminat davalarında yıllarca süren yargılama, davayı kazanan taraf açısından bile ekonomik anlamda hak kaybına yol açabiliyor. Yüksek enflasyon ortamında hükmedilen tutarın gerçek değeri zaman içinde azalıyor ve kişi hukuken haklı çıksa bile fiilen zarar görebiliyor. Bu nedenle yargının makul sürede sonuçlanması, yalnızca bir verimlilik meselesi değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkının da önemli bir parçasıdır.
Bu amaçla 12. Yargı Paketi'nde çeşitli düzenlemelere yer verildi. Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iki duruşma arasındaki sürenin zorunlu hâller dışında üç ayı aşmaması, bazı idari davalarda tek hâkim uygulamasının genişletilmesi ve elektronik duruşmalarda imzaya ilişkin usullerin yeniden düzenlenmesi bunlardan bazılarıdır. Elektronik duruşmaya ilişkin değişiklik 31 Ekim 2026'da yürürlüğe girecektir. Bu düzenlemelerin ortak hedefi ise yargılamalardaki gereksiz bekleme sürelerini azaltmak ve yargısal süreçlerin daha etkin işlemesini sağlamaktadır.
Vatandaş açısından bakıldığında bu beklentiyi anlamak zor değil. İnsanlar yalnızca haklı çıkmayı değil, en kısa bir süre içinde sonuca ulaşmakta istiyor. Yıllarca süren belirsizlik, hak arayışı, çoğu zaman davanın sonucundan bağımsız olarak başlı başına bir mağduriyet yaratıyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir denge bulunuyor. Çünkü bir davanın hızlı sonuçlanması, her zaman doğru sonuçlandığı anlamına gelmez. Hukukun temel amacı yalnızca dosyaları kısa sürede kapatmak değil, maddi gerçeğe ulaşarak adil bir karar verebilmektir.
Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi, tarafların delillerini sunabilmesini, iddialarını ortaya koyabilmesini ve bunların mahkeme tarafından yeterince değerlendirilebilmesini gerektirir. Bu süreç doğal olarak belirli bir zaman ister. Eğer hız tek başına başarı ölçütü hâline gelirse, mahkemeler dosyaları sağlıklı biçimde incelemek yerine yalnızca daha kısa sürede sonuçlandırmaya yönlendirilebilir. Özellikle ceza yargılamasında bunun doğurabileceği sonuçlar çok daha ağır olabilir.
Nitekim yargı reformu sürecinde gündeme gelen düzenlemeler de hız ve adalet arasındaki dengenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeler etrafında yaşanan tartışmalar, yargı reformlarının yalnızca yargılamaların hızlandırılması açısından değil, temel haklar ve adil yargılanma hakkı bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Aslında hız ile adaleti birbirinin alternatifi gibi görmek doğru değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi de kişilere "makul sürede yargılanma hakkı" tanımaktadır. Dolayısıyla hız, adaletin karşıtı değil; onun ayrılmaz unsurlarından biridir. Sorun, hız istemek değil; bu hızı sağlarken kararların doğru sonuçları ve yargılamanın güveninden ödün verilmesidir.
Kanaatimce bundan sonraki süreçte asıl başarı, yalnızca dava sürelerini kısaltmakla ölçülmemelidir. Aynı zamanda verilen kararların isabeti, toplumun yargıya duyduğu güven ve adil yargılanma hakkının korunması da değişikliklerin temel ölçütü olmalıdır.
Yargının hızlanmaya ihtiyacı olduğu açıktır. Ancak hukuk devleti açısından asıl hedef, dosyaları daha hızlı kapatmak değil; vatandaşın gerçekten adil bir karar verildiğine inanmasını sağlayabilmektir. Çünkü adalet, yalnızca zamanında verilen karar değildir; aynı zamanda doğru verilen karardır. 12. Yargı Paketinin başarısı, önümüzdeki yıllarda kaç dosyanın kapandığıyla değil, kapanan dosyaların kaçının gerçekten “adil” bulunduğuyla ölçülecek.

Av. Ecenur SAPANCALI BAYRAM
Next





