I. Giriş
Halka açık bir ortaklıkta yönetim kontrolünü sağlayan payların iktisabı, kontrolü edinen kişiye diğer pay sahiplerinin paylarını satın almak üzere teklif yapma yükümlülüğü yükler. Düzenlemenin temelinde, kendi iradesi dışında gerçekleşen bir kontrol değişikliği karşısında azınlık pay sahibinin yeni hâkim ortakla birlikte kalmaya zorlanmaması düşüncesi yatmaktadır. (Danıştay İDDK, 27.01.2022, E. 2021/1755, K. 2022/2350.)Teklif fiyatının kontrol devri öncesindeki borsa ortalamasından ve teklif sahibinin aynı dönemde ödediği en yüksek fiyattan düşük olamaması da kontrol priminin azınlıkla paylaşılmasını sağlamaya yöneliktir. Bu itibarla zorunlu teklif, teklif sahibi bakımından ticari bir tercih olmaktan ziyade kontrolün kanuni bedeli niteliği taşır.
Ne var ki piyasaların sert biçimde gerilediği dönemlerde teklif fiyatı ile piyasa fiyatı arasındaki makas teklif sahibi açısından ağır bir yüke dönüşebilmekte ve onaylı bir teklifin ertelendiği veya “sonlandırıldığı” açıklanabilmektedir. Bu durum, uygulamada henüz yeterince tartışılmamış iki soruyu gündeme getirmektedir: Sermaye Piyasası Kurulu (Kurul) onaylı bir teklif, teklif sahibinin tek taraflı açıklamasıyla ortadan kalkar mı ve kalkmıyorsa pay sahibi hangi hukuki imkânlara sahiptir?
II. Teklifin Bağlayıcılığı
Teklifin fiyatı, süresi ve katılım usulü, Kurul’un onayladığı bilgi formuyla belirlenir. Bu onaydan sonra söz konusu unsurlar teklif sahibinin serbestçe değiştirebileceği ticari koşullar olmaktan çıkmakta ve idari bir kararın içeriğine dönüşmekte olduğu söylenebilir. Nitekim kanun, zorunluluktan muafiyete ve yükümlülüğün yerine getirilmesi için tanınacak süreye ilişkin yetkiyi Kurul’a bırakmış, Kurul’un yasakladığı bir teklife dayanılarak yapılan işlemleri de geçersiz saymıştır. Meseleye borçlar hukuku açısından bakıldığında da sonuç değişmemektedir; zira belirli bir süre için yapılmış ve kamuya ilan edilerek hüküm doğurmaya başlamış bir icap, geri alma iradesi hukuki olmadığı sürece süre sonuna kadar icapta bulunanı bağlar ve artık geri alınamaz.
Bu çerçevede teklifin, sürenin dolması, Kurul kararı veya onay kararının yargısal iptali dışında sona ermesi mümkün görünmemektedir. Teklif sahibinin “erteleme” ya da “sonlandırma” yönündeki açıklaması ise teklifi ortadan kaldıran bir işlem değil, sermaye piyasası hukuku bakımından yükümlülüğün ihlali, borçlar hukuku bakımından ifadan açıkça kaçınma niteliğindedir. Olağanüstü piyasa koşullarına dayanılarak ileri sürülebilecek aşırı ifa güçlüğü savunmasının da, hem zorunlu teklifin piyasa riskini teklif sahibine yükleyen yapısı hem de tacirden beklenen basiret ölçütü karşısında başarı şansının oldukça sınırlı olduğunu söyleyebiliriz.
Kanun koyucu yükümlülüğün ihlaline oy haklarının kendiliğinden donması ve teklif bedeline kadar idari para cezası gibi ağır sonuçlar bağlamıştır. Bununla birlikte bu yaptırımların hiçbirinin pay sahibinin uğradığı kaybı gidermediği açıktır. Pay sahibinin zararı, ancak özel hukuk yollarına başvurulması halinde karşılanabilir.
III. Pay Sahibi Bakımından Sonuçlar
Pay sahibinin hukuki durumunu belirleyen asıl soru, kabul sürecinin tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Uygulamada katılım, talep formunun teklife aracılık eden kuruma iletilmesi ve payların bu kurumun teklif hesabına virmanlanması şeklinde iki aşamada gerçekleşmektedir. Bu iki adımı süresi içinde tamamlayan pay sahibi ile teklif sahibi arasında pay satım sözleşmesinin kurulduğu kabul edilmelidir. Payların kayden izlenmesi nedeniyle virman, aynı zamanda pay sahibinin kendi edimini ifa etmesi anlamına gelir. Bu tespitin önemli bir sonucu vardır: bedel ödenmediği takdirde pay sahibinin payların iadesine yönelik talebi ayni değil şahsi bir taleptir ve teklif sahibinin ödeme güçlüğüne düşmesi halinde pay sahibi diğer alacaklılarla aynı konumda kalır.
Sözleşmenin kurulduğu bu durumda pay sahibinin talebi sözleşmeden doğan bedel alacağıdır. Bilgi formunda ödeme günü belirlendiğinden teklif sahibi, bu günün geçmesiyle ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer; sonlandırma açıklaması karşısında ayrıca süre verilmesine de gerek yoktur. Pay sahibi bu halde bedelin ve gecikme tazminatının ödenmesini isteyebileceği gibi, ifadan vazgeçerek teklif fiyatı ile payların değeri arasındaki farkı ya da sözleşmeden dönerek payların iadesini ve menfi zararını talep edebilir. İfadan vazgeçme veya dönme tercihinin borçluya derhal bildirilmesi, tacirler arasında ise kanunda öngörülen şekle uygun olarak yapılması gerekir. Piyasa fiyatının düştüğü bir ortamda ifa talebinin piyasa riskini tamamen teklif sahibine bıraktığı, menfi zararın ise teklif fiyatı ile piyasa fiyatı arasındaki farkı kapsamadığı dikkate alındığında, sözleşmeden dönmenin pay sahibi için genellikle en az elverişli seçenek olduğu söylenebilir.
Kabul sürecini tamamlamamış pay sahibi bakımından mesele daha tartışmalıdır. Bu pay sahibinin zararı saf malvarlığı zararı niteliğinde olup tazmini, SerPK md. 26’nın koruma normu niteliğinin kabulüne bağlıdır. Tartışmalı olan bu noktada düşünceme göre, idari yaptırımların pay sahibinin zararını gidermemesi karşısında koruma normu niteliğinin kabulünün kurumun amacına daha uygun düştüğü yönündedir.
Bunların yanında, bilgi formu ve özel durum açıklamalarını imzalayanların bu belgelerdeki yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden doğan sorumluluğu da gündeme gelebilir. Ne var ki bu yolun sınırları göz ardı edilmemelidir. Madde, teklifin ifa edilmemesini değil belgelerin içeriğini yaptırıma bağlamakta; kanundaki illiyet karinesi borsa işlemlerine göre kurgulanmış bulunmakta; bilgiler doğru olsaydı dahi zararın doğacak olması halinde talep reddedilmekte ve talep altı ay gibi kısa bir zamanaşımına tabi tutulmaktadır. Bu nedenle kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan sorumluluğun ana dayanak değil, tamamlayıcı bir yol olarak değerlendirilmesi daha isabetli olacaktır.
Belirtmek gerekir ki sorumluluk çevresi teklif sahibiyle sınırlı değildir. Özellikle teklif sahibinin teklifin büyüklüğüyle orantısız bir sermaye yapısına sahip olduğu hallerde, talebin kimlere ve hangi sıralamayla yöneltileceği, tahsil imkânı bakımından belirleyici hale gelmektedir.
IV. Sonuç
Kurul onaylı bir zorunlu pay alım teklifi, hem borçlar hukuku hem de sermaye piyasası hukuku bakımından teklif sahibini bağlar; teklif sahibinin tek taraflı “sonlandırma” açıklaması bu bağlılığı ortadan kaldırmaz. Bu tespitin pay sahibi bakımından sonucu olarak pay sahibinin hakları, teklifin sonlandırıldığının açıklanmasıyla sona ermemiştir.
Talep formunu iletip paylarını virmanlayan pay sahibi, teklif bedelinin tamamını temerrüt faiziyle birlikte talep edebilir; dilerse bedel yerine teklif fiyatı ile payların değeri arasındaki farkın tazminini isteyebilir. Teklif sahibinin ödeme gücünün sorgulandığı ve bazı talepler bakımından kısa sürelerin işlediği bir dönemde, bu hakların zamanında ve doğru dayanakla ileri sürülmesi, alacağın kâğıt üzerinde kalmasıyla fiilen tahsil edilmesi arasındaki farkı belirleyecektir.
Zorunlu teklifin varlık nedeni, kontrol değişikliğinin yarattığı riskin kontrolü edinen kişide kalmasıdır. Bu riskin tek taraflı açıklamalarla yeniden azınlığa yüklenmesine hukuk düzeninin izin vermediğini, pay sahiplerinin de bu konuda hukuki imkânlardan yoksun olmadığını belirtmek gerekir.

Av. Sergen DEMİRKOPARAN
KAYNAKÇA
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (RG 30.12.2012, S. 28513).
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (RG 04.02.2011, S. 27836).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (RG 14.02.2011, S. 27846).
II-26.1 sayılı Pay Alım Teklifi Tebliği.
Danıştay İDDK, 27.01.2022, E. 2021/1755, K. 2022/2350.
Next




