Avukatlık mesleğinin sorunlarını konuşurken yıllardır aynı başlıkların etrafında dönüp duruyoruz. Artan avukat sayısı, mahkemelerin iş yükü, adliyelerde yaşanan sorunlar, kamu avukatlarının özlük hakları, CMK ve adli yardım ücretleri…

Bunların tamamı elbette önemlidir.

Ancak mesleğin tam ortasında duran, her gün binlerce avukatın hayatını doğrudan etkileyen ve buna rağmen gerektiği kadar yüksek sesle konuşulmayan başka bir mesele daha var:

İşçi avukatların çalışma koşulları ve kimi zaman bizzat meslektaşları tarafından ekonomik olarak sömürülmesi.

Bugün Türkiye'de ruhsatını almış, yıllardır avukatlık yapan, kimi zaman beş, kimi zaman on yıllık kıdeme ulaşmış avukatların hâlâ asgari ücret civarında veya ona yakın ücretlerle çalıştırılabilmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir tablodur.

Bir hukukçu için bundan daha büyük bir mesleki çelişki düşünülebilir mi?

Başkalarının hakkını savunan avukat, kendi hakkını savunamaz hâle geliyor.

BİR AVUKATIN EMEĞİNİN FİYATI NE KADAR?

Avukatlık; uzun yıllar süren eğitim, staj, ruhsat, mesleki deneyim ve sürekli kendini geliştirme gerektiren bir meslektir.

Buna rağmen özel hukuk bürolarında çalışan bazı avukatların emeği, neredeyse vasıfsız iş gücü mantığıyla fiyatlandırılabiliyor.

Sabah büroya gelen, gün boyunca dosya hazırlayan, duruşmaya giren, icra takibi yapan, müvekkillerle görüşen, sözleşme inceleyen, hukuki araştırma yapan ve çoğu zaman mesai saatinin çok ötesine kadar çalışan bir avukatın emeği, “daha gençsin, tecrübe kazanıyorsun” cümlesiyle açıklanmaya çalışılıyor.

Bu cümle mesleğin ilk yıllarında anlaşılabilir olabilir.

Fakat beş yıl sonra? Yedi yıl sonra? On yıl sonra?

Bir avukat kaç yıl boyunca “tecrübe kazanıyor” olabilir?

Meslekte on yıl geçirmiş bir avukat hâlâ “tecrübe kazanıyor” kabul ediliyorsa artık sorun o avukatın tecrübesinde değil, emeğinin değersizleştirilmesindedir.

Üstelik burada sıradan bir çalışandan değil; işvereninin müvekkillerine doğrudan hukuki hizmet sunan, dosya ve duruşma sorumluluğu üstlenen, mesleki sorumluluk taşıyan bir avukattan bahsediyoruz.

Bir başka ifadeyle, emeği profesyonel; karşılığı ise çoğu zaman bununla bağdaşmayacak kadar düşük.

“BEN DE ZAMANINDA BÖYLE ÇALIŞTIM”

İşçi avukatların karşılaştığı en dikkat çekici savunmalardan biri şudur:

“Ben de zamanında böyle çalıştım.”

Evet, belki çalıştınız.

Belki ilk yıllarınızda düşük ücret aldınız. Belki uzun saatler çalıştınız. Belki mesleğin ilk dönemlerinde bazı fedakârlıklarda bulundunuz.

Ama bundan, sizden sonra gelenlerin de aynı koşullara mahkûm edilmesi gerektiği sonucu çıkmaz.

Tam tersine, insan kendi yaşadığı haksızlığın bir başkasına yaşatılmaması için mücadele etmelidir.

Bir dönem kendisine yapılanı şimdi başkasına yapmak, yaşanmış haksızlığı haklı hâle getirmez.

Sömürülenin zamanla sömürene dönüşmesi, düzenin en büyük başarısızlıklarından biridir.

Bir avukatın mesleğe başladığında düşük ücretle çalışmış olması, bugün yanında çalışan avukatın emeğini mümkün olan en düşük bedelle satın almasının gerekçesi olamaz.

MESLEKTAŞLIK SADECE BİR HİTAP ŞEKLİ MİDİR?

Avukatlar birbirlerine “meslektaşım” der.

Adliyede karşılaşırız, meslektaş deriz.

Baro toplantılarında meslektaş dayanışmasından söz ederiz.

Mesleğin itibarını korumaktan bahsederiz.

Peki yanında çalışan avukatın emeğinin karşılığını vermediğimiz zaman bütün bunların anlamı nedir?

Elbette her düşük ücretli çalışma ilişkisinin arkasında aynı neden yoktur. Her hukuk bürosunun ekonomik şartları da aynı değildir. Her avukatın kıdemi, uzmanlığı, sorumluluğu ve yaptığı iş de aynı değildir.

Ancak bütün bu farklılıkların ötesinde tartışılması gereken temel bir mesele vardır:

Bir avukatın emeğinin, sırf karşısındaki de avukat olduğu için değersizleştirilmesi kabul edilebilir mi?

Burada mesele yalnızca ücret değildir.

Mesele çalışma saatidir.

Mesele iş güvencesidir.

Mesele sosyal haklardır.

Mesele mesleki saygıdır.

Ve nihayetinde mesele insan onurudur.

AVUKAT AVUKATI SÖMÜRÜRSE

Hukukçular olarak işverenlere işçinin haklarını anlatıyoruz.

Fazla mesaiyi anlatıyoruz.

Yıllık izin hakkını anlatıyoruz.

Ücret alacağını hesaplıyoruz.

İşverenin işçiyi gözetme borcundan söz ediyoruz.

Haksız feshe karşı dava açıyoruz.

İşçinin ekonomik olarak işverene bağımlılığının doğurduğu güç dengesizliğini anlatıyoruz.

Sonra kendi büromuza dönüp yanında çalışan avukata aynı hassasiyeti göstermiyorsak burada ciddi bir çelişki vardır.

Bir hukuk bürosunun ekonomik olarak zor durumda olması elbette mümkündür. Ancak bu durum, çalışan avukatın emeğinin sürekli biçimde değersizleştirilmesini kendiliğinden meşru hâle getirmez.

Aynı şekilde çalışan avukatın da her işverenin ekonomik kapasitesini sınırsız biçimde zorlaması beklenemez.

Mesele zaten burada düğümlenmektedir:

Adil bir çalışma ilişkisi kurabilmek.

Hukukçu olmanın getirdiği sorumluluk da tam burada başlamaktadır.

ASIL SORU BAROLARA

Burada barolara açık bir soru yöneltmek gerekiyor.

Baroların kamu avukatlarının özlük haklarıyla ilgilenmesi elbette gereklidir. Kamu avukatlarının sorunları da mesleğin sorunlarıdır.

Ancak baroların meslek politikası bundan ibaret olamaz.

Özel sektörde çalışan, hukuk bürolarında istihdam edilen, bir avukatın yanında çalışan binlerce meslektaş ne olacaktır?

Bir avukatın ekonomik ve sosyal sorunları, yalnızca devlet kurumunda çalışıyorsa mı mesleki bir mesele hâline gelmektedir?

Baroların, çalışan avukatların ücret ve çalışma koşulları konusunda düzenli ve kapsamlı araştırmaları var mı?

Kaç baro, kendi bölgesindeki işçi avukatların hangi ücretlerle ve hangi çalışma koşulları altında çalıştığını ortaya koymuştur?

Kaç baro, çalışan avukatların sorunlarını sürekli bir meslek politikası hâline getirmiştir?

Kaç baro, meslektaşı tarafından ekonomik veya çalışma koşulları bakımından mağdur edildiğini düşünen avukatın başvurabileceği etkili mekanizmalar oluşturmuştur?

Bu soruların cevaplarını vermeden “meslek dayanışması”ndan söz etmek eksik kalacaktır.

Çünkü mesleğin önemli bir bölümü ekonomik olarak son derece kırılgan durumdadır.

PEKİ BAROLAR NE YAPABİLİR?

Eleştirinin anlamlı olabilmesi için çözüm önerisini de ortaya koymak gerekir.

Baroların bu konuda yapabilecekleri yalnızca açıklama yayımlamakla sınırlı değildir. Aksine, somut ve ölçülebilir bir politika oluşturulabilir.

1. Çalışan Avukatlar Komisyonları güçlendirilmeli

Her baroda çalışan avukatların doğrudan temsil edildiği, karar alma süreçlerine katılabildiği ve düzenli rapor hazırlayan Çalışan Avukatlar Komisyonları oluşturulmalı veya mevcut komisyonlar güçlendirilmelidir.

Bu komisyonlar yalnızca sorun dinleyen yapılar olmamalı; veri toplamalı, rapor hazırlamalı ve baro yönetimine düzenli politika önerileri sunmalıdır.

2. Yıllık “Çalışan Avukatların Çalışma Koşulları Raporu” yayımlanmalı

Barolar yılda en az bir kez anonim ve gönüllü katılıma dayalı bir araştırma yapmalıdır.

Araştırmada kıdem, çalışma alanı, çalışma saatleri, ücret aralığı, fazla mesai uygulaması, yıllık izin kullanımı, sigorta ve sosyal haklar, iş güvencesi ve mesleki gelişim imkânları gibi başlıklar incelenmelidir.

Böylece “işçi avukatların durumu kötü” gibi genel ifadelerin ötesine geçilip gerçek veriler ortaya konulabilir.

3. Kıdeme göre ücret rehberleri hazırlanmalı

Barolar, çalışan avukatların ücretleri bakımından bağlayıcı olmayan, şeffaf ve güncel ücret rehberleri hazırlayabilir.

Bu rehberlerde staj sonrası ilk yıllar, orta kıdem ve yüksek kıdem gibi kategoriler üzerinden; yapılan işin niteliği ve sorumluluk düzeyi de dikkate alınarak ücretlere ilişkin göstergeler ortaya konulabilir.

Böylece “piyasa böyle” gerekçesinin arkasına saklanmak yerine, meslek kamuoyunun önünde tartışılabilir ve ölçülebilir bir standart oluşur.

4. İşçi avukat için bağımsız ve gizli başvuru mekanizması kurulmalı

Çalışan avukatın en büyük sorunlarından biri, işvereniyle sorun yaşadığında işini kaybetme korkusudur.

Bu nedenle barolar bünyesinde gizlilik esaslı bir başvuru ve danışmanlık mekanizması kurulmalıdır.

Çalışan avukat, işvereniyle yaşadığı ücret, çalışma saati, izin veya diğer çalışma ilişkisi sorunları hakkında önce barodan hukuki ve mesleki danışmanlık alabilmelidir.

Başvuru yapan avukatın kimliğinin gereksiz biçimde ifşa edilmemesi özellikle önemlidir.

5. İşçi avukatlara ücretsiz hukuki destek sağlanmalı

Çalışan avukatın kendi hakkı için başka bir avukata ücret ödemek zorunda kalması başlı başına ironik bir durumdur.

Barolar, belirli şartları sağlayan çalışan avukatlara iş hukuku ve meslek hukuku konularında ücretsiz veya düşük maliyetli hukuki destek mekanizmaları oluşturmalıdır.

6. Hukuk büroları için “iyi çalışma koşulları” standardı oluşturulmalı

Barolar, çalışanlarının haklarına ve çalışma koşullarına ilişkin belirli standartları sağlayan hukuk büroları için gönüllü bir iyi çalışma uygulamaları sistemi oluşturabilir.

Düzenli ücret ödemesi, yasal çalışma koşullarına uyum, izinlerin kullandırılması, sigorta yükümlülüklerine uyum, makul çalışma saatleri ve mesleki eğitim desteği gibi kriterleri karşılayan bürolar, şeffaf ve gönüllü bir sistem içinde kamuoyuna duyurulabilir.

Buradaki amaç herhangi bir büroyu cezalandırmak değil; iyi işverenlik uygulamalarını meslek içinde görünür ve teşvik edilebilir hâle getirmektir.

7. Genç avukatları “tecrübe” söylemiyle düşük ücrete mahkûm eden anlayışla mücadele edilmeli

Barolar, mesleğe yeni başlayan avukatlara yönelik eğitimlerde yalnızca hukuk bilgisi vermemelidir.

Genç avukatlara iş sözleşmesi, ücret pazarlığı, çalışma koşulları, işçilik hakları, sosyal güvenlik ve mesleki etik konularında da eğitim verilmelidir.

Bir avukat, daha ilk günden kendi emeğinin ve haklarının ne olduğunu bilmelidir.

8. İşveren avukatlara da mesleki etik eğitimi verilmeli

Çalışan avukatların haklarını anlatmak kadar, işveren konumundaki avukatların sorumluluklarını anlatmak da önemlidir.

Barolar tarafından hukuk bürosu yönetimi, çalışan hakları ve meslek etiği konusunda düzenli eğitimler yapılabilir.

Çünkü mesele yalnızca çalışanın hakkını bilmesi değildir. İşverenin de sorumluluğunu bilmesi gerekir.

9. Çalışan avukatların baro yönetimlerinde gerçek temsilini sağlamak

Çalışan avukatların sorunları, onların olmadığı masalarda eksik anlaşılacaktır.

Bu nedenle çalışan avukatların baro komisyonlarında ve meslek politikalarının oluşturulduğu yapılarda daha güçlü biçimde temsil edilmesi gerekir.

Meslek örgütleri, mesleğin bütün ekonomik kesimlerini temsil edebildiği ölçüde güçlüdür.

10. Her yıl hesap sorulabilir bir hedef konulmalı

Son olarak baroların çalışan avukatlar konusunda ne yaptıkları ölçülebilir hâle getirilmelidir.

Kaç çalışan avukata danışmanlık verildi? Kaç işveren avukatla görüşüldü? Kaç eğitim düzenlendi? Kaç çalışma koşulu araştırması yapıldı? Hangi sorunlar tespit edildi? Hangi çözüm önerileri hayata geçirildi? Bunlar yıllık faaliyet raporlarında açıkça yer almalıdır. Çünkü ölçülmeyen ve raporlanmayan bir sorun, kolaylıkla unutulur.

ON YILLIK AVUKAT HÂLÂ NEDEN ASGARİ ÜCRET CİVARINDA ÇALIŞIYOR?

Belki de en çarpıcı soru budur.

Çünkü mesele yalnızca yeni mezun avukatların düşük ücretle çalıştırılması değildir.

Meslekte yıllarını geçirmiş insanların da aynı döngünün içinde kalabilmesi, sorunun sistematik niteliğini göstermektedir.

On yıllık kıdeme sahip bir avukatın, sırf işsiz kalmamak veya başka bir iş bulamadığı için asgari ücret civarında çalışmayı kabul etmek zorunda kalması normalleştirilmemelidir.

Bu durum bize yalnızca ekonomik bir sorunu değil, mesleki örgütlenme sorununu da gösterir.

Elbette her avukatın aynı ücreti alması gerektiğini savunmak mümkün değildir.

Kıdem, uzmanlık, çalışma alanı, sorumluluk, iş hacmi ve işverenin ekonomik kapasitesi gibi birçok faktör ücretleri etkileyebilir.

Ancak meslekte on yıl geçirmiş bir insanın hâlâ emeğinin karşılığını alamaması, “piyasa koşulları böyle” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir meslek problemidir.

MESLEKTAŞLIK, AYNI RUHSATI TAŞIMAKTAN İBARET DEĞİLDİR

Avukatlık mesleğinin geleceğini konuşacaksak artık çalışan avukatları görmezden gelemeyiz.

Bugün binlerce avukat, diplomalı ve ruhsatlı bir hukukçu olarak çalışmasına rağmen emeğinin karşılığını alamıyorsa, bunu yalnızca “piyasa koşulları” diyerek açıklamak kolaycılıktır.

Daha da önemlisi, yanında çalışan avukatın emeğini değersizleştirerek büyüyen bir hukuk bürosunun, dışarıda adalet ve hak mücadelesi vermesi mesleğimizin en büyük ironilerinden biridir.

Artık “meslektaşlık” kelimesini biraz daha ciddiye almamız gerekiyor.

Çünkü meslektaşlık, aynı ruhsatı taşımaktan ibaret değildir.

Meslektaşlık, karşındaki avukatın emeğini de kendi emeğin kadar değerli görebilmektir.

Ve burada insan onuru kavramı üzerinde de düşünmek gerekir.

Yakın zamanda hayatını kaybeden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi'nin sözleri, mesleğimiz açısından önemli bir ölçü sunuyor:

“İnsan onuru sizin başınıza gelen değil, başkasının başına gelen bir olay karşısında, sizin nasıl bir tutum sergilediğinizle ilgilidir. Biz, insan onurunu uğradıklarımızla değil, yaptıklarımızla koruruz.”

— Prof. Dr. İoanna Kuçuradi

Bu sözün avukatlık mesleği açısından karşılığı son derece açıktır.

Bir zamanlar düşük ücretle çalışmış olabiliriz. Uzun saatler mesai yapmış, emeğimizin karşılığını alamamış, mesleğin ilk yıllarında çeşitli zorluklara katlanmış olabiliriz.

Fakat bütün bunlar, bugün aynı koşulları bizden sonra gelenlere dayatmamız için bir gerekçe değildir.

Meslekte güç sahibi olduğumuzda ne yaptığımız, mesleğin bize yaptıklarından daha önemlidir.

Eğer gerçekten meslektaşsak, yanımızda çalışan avukatın emeğini sömürmeden de hukuk bürosu yönetebilmeliyiz.

Eğer gerçekten adaletten söz ediyorsak, adaleti yalnızca mahkeme salonunda değil, kendi çalışma düzenimizde de gözetebilmeliyiz.

Eğer gerçekten insan onurundan söz ediyorsak, bunu yalnızca uğradığımız haksızlıklar üzerinden değil, başkasının emeği karşısında aldığımız tutum üzerinden de gösterebilmeliyiz.

Çünkü meslektaşlık, aynı ruhsatı taşımakla değil; aynı mesleki onuru taşımakla anlam kazanır.

Ve belki de artık baroların, hukuk bürolarının ve hepimizin kendisine sorması gereken soru tam olarak şudur:

“Avukatların hakkını savunuyoruz; peki avukatların çalıştırdığı avukatların hakkını kim savunuyor?”