Ceza Mahkûmiyetinin Memuriyete Etkisi, kamu görevine giriş ve görevde kalma şartlarını doğrudan belirleyen kritik bir konudur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan genel yeterlilik şartları ile TCK m.53’teki hak yoksunlukları birlikte değerlendirildiğinde; hapis cezasının infaz süreci, kasten işlenen suçlardan doğan mahkûmiyetler, HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması), cezanın ertelenmesi, memnu hakların iadesi ve adli sicil/arşiv kayıtları gibi kurumların her biri memuriyete kabulü veya memuriyette kalmayı farklı biçimlerde etkiler. Bu çerçevede, taksirli suçlar, katalog (yüz kızartıcı) suçlar, adli para cezaları ve görevden uzaklaştırma–iade süreçleri, idarenin takdir yetkisi ve yargı içtihatlarıyla birlikte ele alınmalıdır. Aşağıda, mevzuattaki temel ilkeler ve uygulamadaki ölçütler ışığında; infaz sırasında memuriyet yasağı, memuriyete engel suçlar ve cezalar, ertelenen cezanın etkisi, HAGB’nin sonuçları, memnu hakların iadesi ile adli sicil/arayüz kayıtlarının memuriyete yansıması sistematik biçimde açıklanacaktır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre memuriyetten çıkarılma veya atılma, devlet memuru olarak göreve başlama şartlarını taşımadığı sonradan anlaşılan ya da görev sırasında bu şartlardan birini kaybeden kişinin, memuriyet statüsünün sona erdirilmesi işlemidir (m.98). Memuriyetten çıkarılma, yalnızca disiplin hükümleri çerçevesinde değil, aynı zamanda ceza mahkûmiyetine bağlı olarak da gündeme gelebilir. Örneğin, bir memur hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezası kesinleşmişse veya kanunda memuriyete engel sayılan katalog suçlardan biri nedeniyle mahkûmiyet söz konusuysa, kişi memuriyet görevini kaybeder.
Suçun İnfazı Sürecinde Devlet Memurluğu Yapma Yasağı
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi bakımından en temel kurallardan biri, hapis cezasının infazı süresince devlet memurluğu yapılamamasıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 53/1-a maddesi, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kişilerin kamu görevinde bulunmasını yasaklamaktadır. Bu düzenleme uyarınca, cezanın infazı ister cezaevinde ister denetimli serbestlik veya koşullu salıverilme şeklinde yerine getirilsin, kişi bu süreç boyunca memuriyet görevini sürdüremez.
İnfaz süreci; cezaevinde geçirilen süre, denetimli serbestlik dönemi ve koşullu salıverilme dahil olmak üzere, cezanın bihakkın (tam) tahliye tarihi ile sona erer. Örneğin, taksirli bir suç nedeniyle üç yıl hapis cezasına mahkûm edilen bir memur; bir yılını cezaevinde, bir yılını denetimli serbestlikte ve son bir yılını koşullu salıverilmede geçiriyorsa, bu üç yıllık süre boyunca görevinden uzak kalmak zorundadır. Bu durumda, memurun yeniden görevine dönmesi ancak infazın tamamen bitmesiyle mümkün hale gelir.
Özellikle vurgulamak gerekir ki; infazın tamamlanmasıyla birlikte memuriyet yasağı kendiliğinden ortadan kalkar. Başka bir işleme gerek olmaksızın, kişi kamu görevine yeniden atanabilir veya görevine iade edilebilir. Bu husus, hem mevzuat hem de yargı kararlarında açıkça belirtilmiştir.
Eğer ceza taksirli bir suçtan kaynaklanıyorsa veya kasten işlenen bir suç olsa bile hapis cezası bir yılın altında ise, 657 sayılı Kanun’un 140. maddesi uyarınca memur hakkında “görevden uzaklaştırma” kararı verilir. Görevden uzaklaştırılan memurun durumu her iki ayda bir idare tarafından yeniden değerlendirilir. Denetim sonucunda, hapis cezasının infazı sona ermişse memurun göreve iadesi mümkündür. Bu uygulama, kamu hizmetinin sürekliliği ve disiplinin korunması amacıyla düzenlenmiştir.
Sonuç olarak, hapis cezasının infazı sürecinde memuriyet yasağı, ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi kapsamında en katı uygulamalardan biridir. İnfaz süresi bitene kadar hiçbir şekilde kamu görevinde bulunulamaz; infazın tamamlanmasıyla birlikte ise bu yasak otomatik olarak ortadan kalkar.
Memuriyete Engel Suçlar ve Cezalar Nelerdir?
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi denildiğinde en önemli konulardan biri de hangi suçların ve cezaların memuriyete engel teşkil ettiğidir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu bu konuda temel ilkeleri ortaya koymuştur.
Taksirli Suçlar : Taksirli suçlar, ceza miktarı ne olursa olsun memuriyete engel değildir. Örneğin, trafik kazası sonucu taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan 5 yıl hapis cezası alan bir kişi, infaz tamamlandıktan sonra yeniden memur olabilir. Ancak, bu süreçte cezası infaz edilene kadar memuriyet görevini sürdüremez ve görevden uzaklaştırılır.
Kasten İşlenen Suçlar : Kasten işlenen suçlar bakımından farklı bir kural uygulanır. Bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezası alan kişi memuriyete kabul edilmez. Bu suçun memuriyet sırasında işlenmesi halinde de kişinin memuriyet statüsü sona erdirilir. Ancak, alınan hapis cezası adli para cezasına çevrilirse, bu durumda memuriyet engeli ortadan kalkar. Örneğin, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan 1 yıl hapis cezası alan memurun cezası para cezasına çevrilirse, bu kişi memuriyette kalmaya devam edebilir.
Memuriyete Engel Suçlar (Katalog Suçlar) : Bazı suçlar vardır ki, cezanın miktarı ne olursa olsun memuriyet açısından sürekli engel teşkil eder. Bunlar “memuriyete engel suçlar” olarak adlandırılır. Bu suçlarda mahkûmiyet ister kısa süreli hapis cezası olsun, ister adli para cezasına çevrilsin, sonuç değişmez; kişi memur olamaz veya mevcut memuriyetine son verilir. Uygulamada bu suçlara "memuriyete engel suçlar" denilmektedir. Örneğin, güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle 3 ay hapis cezası alan kişinin bu cezası 1800 TL adli para cezasına çevrilse bile, güveni kötüye kullanma suçu mahiyeti itibariyle memuriyete engel suçlardan olduğundan, kişi memuriyete alınmaz, memur ise görevine son verilir. Memuriyete engel suçlar kavramı, kişinin mahkum olduğu ceza miktarına bakılmaksızın suç vasfı nedeniyle memur olamamasını ifade eder. Suçun niteliği gereği memuriyet engeli olan hallerde, ceza mahkumiyetinin miktarı, yaptırımın hapis veya adli para cezası olması arasında hiçbir fark yoktur. Örneğin, güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle 4000 TL adli para cezasına mahkum olan kişi memur olamayacağı gibi devlet memuru ise memuriyet görevinden çıkarılmasına karar verilir. 657 sayılı Kanun m.48/5 uyarınca memuriyete engel suçlardan bazıları şunlardır:
- Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (TCK m.309–316),
- İhaleye fesat karıştırma,
- Edimin ifasına fesat karıştırma,
- Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama,
- Kaçakçılık suçları,
- Hırsızlık,
- Dolandırıcılık,
- Güveni kötüye kullanma,
- Rüşvet,
- İrtikap,
- Zimmet,
- Hileli iflas,
- Sahtecilik suçları (resmi evrakta, özel belgede, parada, mühürde sahtecilik vb.).
Bu suçlardan herhangi birinden mahkûmiyet, memuriyetten çıkarılma veya memuriyete alınmama sebebidir. Dolayısıyla, adli para cezasına çevrilmiş olsa bile bu suçların varlığı, kamu görevini sürdürmeye engel olmaktadır. Sonuç olarak, memuriyete engel suçlar, yalnızca hapis cezasının süresiyle değil, suçun vasfı ile ilgilidir. Bu nedenle katalog suçlardan birine mahkûm olan kişi için memuriyet statüsü artık mümkün değildir.
Hapis Cezasının Ertelenmesinin Memuriyete Etkisi
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi bakımından önemli konulardan biri de hapis cezasının ertelenmesi durumudur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre cezanın ertelenmesi, mahkûmun cezasını cezaevinde çekmeyip belirlenen denetim süresini dışarıda geçirmesi anlamına gelir. Denetim süresini kurallara uygun ve iyi halli olarak tamamlayan kişi, cezasını infaz etmiş sayılır. Ancak, erteleme kararı memuriyet açısından her zaman lehe sonuç doğurmaz.
1. Bir Yıldan Fazla Ertelenen Hapis Cezaları
Eğer ertelenen hapis cezası bir yıl veya daha fazla süreli ise, ilgili kişi devlet memurluğuna kabul edilemez. Eğer kişi zaten memursa, bu durumda memuriyetine son verilir. Yani cezanın ertelenmiş olması, memuriyete dönüşü sağlamaz.
2. Bir Yıldan Az Ertelenen Hapis Cezaları
Ertelenen hapis cezası bir yılın altında ise ve suç memuriyete engel katalog suçlardan biri değilse, bu durumda kişinin memuriyet görevi tamamen sona ermez. Ancak, denetim süresi boyunca görevden uzaklaştırma uygulanabilir. Denetim süresinin tamamlanmasıyla birlikte memuriyet görevi yeniden devam eder.
3. Memuriyete Engel Suçlarda Erteleme
Eğer ertelenen ceza zimmet, rüşvet, hırsızlık, sahtecilik gibi memuriyete engel suçlardan kaynaklanıyorsa, süreye bakılmaksızın memuriyet engeli doğar. Yani ceza ertelense bile, ilgili kişi memur olamaz ve memuriyet görevini sürdüremez.
Danıştay kararlarına göre, 657 sayılı Kanun’un 48. maddesi kapsamında yer alan suçlardan dolayı verilen mahkûmiyetlerde, ceza ertelense dahi memuriyet hakkı ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle, memuriyete engel suçlardan dolayı alınan mahkûmiyet kararlarının ertelenmiş olması, memuriyet statüsünü korumaz. Sonuç olarak, hapis cezasının ertelenmesi, cezanın cezaevinde çekilmesini engellese de memuriyet üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaz. Özellikle bir yıl ve üzerindeki cezalar veya katalog suçlara ilişkin mahkûmiyetler, memuriyetin sona ermesine neden olur.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Memurluğa Etkisi
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi kapsamında en çok tartışılan konulardan biri de Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumudur. Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca HAGB, sanık hakkında verilen ceza hükmünün belli bir denetim süresi içerisinde hukuki sonuç doğurmamasını sağlar. Denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa ceza ortadan kaldırılır ve dava düşer.
Kural olarak, HAGB kararı memuriyete engel değildir. Çünkü ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmadığından, kişi memuriyet görevine devam edebilir veya memuriyete atanabilir. Bu nedenle, tek başına HAGB kararı verilmiş olması, memuriyetten çıkarılma sonucunu doğurmaz.
Her ne kadar HAGB ceza hukuku açısından mahkûmiyet doğurmasa da, aynı fiil disiplin hukuku kapsamında değerlendirilebilir. Örneğin, cinsel taciz veya resmi belgede sahtecilik gibi fiillerde, HAGB kararı verilse bile disiplin hükümlerine göre memuriyetten çıkarma cezası uygulanabilir. Burada idarenin dayanağı doğrudan ceza mahkemesi kararı değil, fiilin “memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelikte” olmasıdır. Danıştay içtihatlarına göre, eğer idare yalnızca ceza mahkemesi kararına dayanarak memuriyetten çıkarma işlemi tesis etmişse ve bu karar HAGB ile sonuçlanmışsa, çıkarma işlemi hukuka aykırı kabul edilir. Ancak, idare 657 sayılı Kanun’un 125/E-g maddesi kapsamında, memurun işlediği fiili disiplin hukuku yönünden değerlendirmişse, HAGB kararı memuriyetten çıkarılmaya engel teşkil etmez.
Bazı meslek gruplarında HAGB’ye özel sınırlamalar getirilmiştir. Örneğin, polislik başvurularında adayın kendisinin veya eşinin, kasten işlenen suçlardan dolayı HAGB verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla hapis cezası almamış olması şartı aranır. Ayrıca zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, irtikap gibi suçlarda HAGB verilmiş olsa bile memuriyete girişe engel kabul edilmektedir.
Memnu Hakların İadesi Kararının Devlet Memurluğuna Etkisi
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi bakımından sıkça gündeme gelen hususlardan biri de memnu hakların iadesi kararıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunlukları, cezanın infazı tamamlandıktan sonra belirli bir süre geçmesiyle sona erer. Ancak bazı suçlar bakımından, bu süre geçse bile kamu görevine dönüş mümkün değildir. İşte bu noktada “memnu hakların iadesi” kurumu devreye girer.
Memnu hakların iadesi, ceza mahkûmiyetine bağlı olarak kaybedilen bazı hakların, mahkeme kararıyla geri verilmesidir. Bu haklar arasında seçme ve seçilme hakkı, vakıf veya dernek yönetiminde görev alma hakkı ve özellikle kamu görevinde bulunma hakkı yer alır.
Her ne kadar TCK m.53 kapsamında memnu hakların iadesiyle kişiye yeniden kamu görevinde bulunma yolu açılmış gibi görünse de, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48/A-5 bu konuda istisnai bir düzenleme getirmiştir. Bu maddeye göre; "Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezası alanlar, Affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, kaçakçılık, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve benzeri katalog suçlardan mahkûm olanlar, memnu hakların iadesi kararı alsalar dahi devlet memuru olamazlar."
Danıştay ve İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında, memnu hakların iadesi kararının yüz kızartıcı suçlar yönünden memuriyet engelini ortadan kaldırmayacağı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, bu suçlardan mahkûm olanlar için memuriyet hakkı süresiz olarak ortadan kalkar.
Adli Sicil (Sabıka) Kaydının Silinmesinin Memuriyete Etkisi
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi açısından sıkça karıştırılan bir diğer husus da adli sicil kaydının silinmesi meselesidir. Türk Ceza Kanunu’na göre cezası infaz edilen veya belirli süreler geçtikten sonra mahkûmiyet kayıtları adli sicilden silinebilir. Ancak, bu silinme işlemi her zaman memuriyet hakkını geri kazandırmaz.
Adli sicil kaydının silinmesi, kişinin sabıka kaydında artık görünür bir mahkûmiyet olmamasını sağlar. Fakat 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48/A-5 kapsamında sayılan katalog suçlar açısından bu silinme işlemi yeterli değildir. Çünkü bu maddede, söz konusu suçlardan hükümlü olan kişilerin affa uğrasalar bile memur olamayacakları düzenlenmiştir. Dolayısıyla, sicil kaydı silinse dahi memuriyet engeli devam eder. Danıştay kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, adli sicil kaydının silinmesi, yüz kızartıcı suçlar nedeniyle ortaya çıkan memuriyet yasağını ortadan kaldırmaz. Bu suçlardan mahkûm olan kişi, sicil kaydı temizlense bile devlet memuru olamaz.
Arşiv Kaydı ve Güvenlik Soruşturması
Adli sicil kaydı silinse bile arşiv kaydı bulunabilir. Arşiv kaydı da memuriyete girişte yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında dikkate alınır. Özellikle katalog suçlar söz konusuysa, bu kayıt memuriyete engel olmaya devam eder.
Memnu hakların iadesi kararı, bazı hak yoksunluklarını ortadan kaldırsa da 657 sayılı Kanun’daki katalog suçlar bakımından memuriyete dönüş imkânı sağlamaz. Yani, kişi memnu haklarını geri almış olsa bile, memuriyet engeli teşkil eden suçlardan hükümlü ise kamu görevine atanması veya görevine dönmesi mümkün değildir. Bu durum, ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi açısından en katı düzenlemelerden biridir.
Sonuç :
Ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi değerlendirilirken öncelikle memuriyete atanma şartı, memuriyet sırasında bu şartın kaybedilmesi, disiplin cezası nedeniyle görevden çıkarma ve ceza mahkûmiyetinin doğrudan memuriyet statüsüne etkisi birbirinden ayrılmalıdır. Bu kurumların aynı hukuki sonuç doğurduğu kabul edilemez.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesi, belirli mahkûmiyetlerin Devlet memurluğuna alınmaya engel olacağını düzenlemektedir. Buna göre kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak ve maddede ayrıca sayılan suçlardan mahkûm bulunmamak memuriyete alınmada aranan genel şartlardan biridir. Buna karşılık 657 sayılı Kanun’un 98/b maddesi, memurluğa alınma şartlarından herhangi birinin sonradan kaybedilmesi hâlinde Devlet memurluğunun sona ermesini düzenlemektedir. Dolayısıyla 48/A-5 memuriyete ilişkin şartı, 98/b ise bu şartın sonradan kaybedilmesinin memuriyet statüsüne etkisini düzenleyen hükümdür.
Bu noktada ceza mahkûmiyeti ile disiplin cezası da birbirinden ayrılmalıdır. Ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı ceza hukukuna ilişkin bir sonuç doğururken, disiplin cezası idari niteliktedir. Bir memurun ceza mahkemesinde mahkûm edilmiş olması, her somut olayda ayrıca disiplin soruşturması yürütülmesi ve disiplin hukuku bakımından farklı bir değerlendirme yapılması ihtimalini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde disiplin soruşturması sonucunda verilen bir ceza ile 657 sayılı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca memuriyet şartının kaybedilmesi nedeniyle tesis edilen işlem aynı hukuki sebebe dayanmaz.
Bir diğer önemli ayrım bir yıl veya daha fazla hapis cezası ile kanunda özel olarak sayılan suçlar arasındadır. 657 sayılı Kanun m.48/A-5 bakımından yalnızca cezanın süresine bakılması yeterli değildir. Kanunda ayrıca sayılan suçlardan mahkûmiyet de memuriyete ilişkin sonuç doğurabilir. Bu nedenle somut olayda öncelikle mahkûmiyet hükmünün hangi suçtan verildiği, kesinleşen cezanın niteliği ve süresi ile hükmün 657 sayılı Kanun m.48/A-5 kapsamında bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir.
Memuriyetten çıkarılma ile memuriyetin sona ermesi de aynı hukuki işlem değildir. Disiplin yoluyla Devlet memurluğundan çıkarma, 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri kapsamında uygulanan bir yaptırım niteliğindedir. Buna karşılık 98/b kapsamında memuriyete alınma şartlarından birinin kaybedildiğinin tespiti üzerine memuriyetin sona erdirilmesi, disiplin cezası niteliğinde değildir. Bu nedenle idari işlemin hukuki sebebinin doğru belirlenmesi, açılacak iptal davasında son derece önemlidir.
Ayrıca ceza mahkûmiyetinin kesinleşmesi ile adli sicil kaydının bulunması aynı şey değildir. Memuriyet bakımından belirleyici olan, somut olayda ilgili kanun hükmünün aradığı mahkûmiyet şartının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Bu nedenle yalnızca kişinin adli sicil kaydında bir kayıt bulunması üzerinden memuriyetin sona erdiği sonucuna varılması hukuken yeterli değildir.Bunun yanında memnu hakların iadesi de ayrı bir hukuki kurumdur. Memnu hakların iadesine karar verilmiş olması, her durumda kişinin geçmişte kaybettiği memuriyet statüsünün kendiliğinden geri geldiği anlamına gelmez. Memuriyete yeniden atanma bakımından ayrıca 657 sayılı Kanun ve uygulanacak özel mevzuat çerçevesinde gerekli şartların bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
Danıştay içtihadında ayrıca işlemin tesis edildiği tarihte kişinin memur statüsünde bulunup bulunmadığı önem taşımaktadır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 05/11/2025 tarihli, E:2025/1874, K:2025/2330 sayılı kararında, daha önce 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmış kişinin daha sonra kesinleşen mahkûmiyet nedeniyle 657 sayılı Kanun m.48/A-5 ve 98/b uyarınca memuriyetinin sona erdirilmesine ilişkin işlem değerlendirilmiştir. Kurul, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiş; böylece önceki kamu görevinden çıkarılma işlemi ile sonradan tesis edilen 657 sayılı Kanun kapsamındaki işlemin hukuki dayanaklarının birbirinden farklı olduğuna dikkat çekmiştir.
Son olarak ceza yargılamasında sonradan meydana gelen gelişmelerin idari işleme etkisi de ayrıca değerlendirilmelidir. Danıştay Onikinci Dairesi, bir kararında, memuriyetin sona erdirilmesine ilişkin işlem yargısal olarak kesinleşmeden önce ceza mahkûmiyetinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle hukuki sonuç doğurmayacak hâle gelmesini dikkate almıştır. Bu nedenle ceza dosyasındaki kesinleşme, HAGB, beraat, bozma veya diğer gelişmelerin idari dava bakımından hangi tarihte meydana geldiği önem taşıyabilir.Bu çerçevede bir ceza mahkûmiyetinin memuriyete etkisi incelenirken şu ayrım sırasıyla yapılmalıdır:
1. Mahkûmiyet kesinleşmiş midir?
2. Suç, 657 sayılı Kanun m.48/A-5 kapsamında mıdır?
3. Hapis cezasının süresi kanunda öngörülen sınırı karşılıyor mudur?
4. Mahkûmiyet memuriyet sırasında mı kesinleşmiştir?
5. İşlem tarihinde kişi gerçekten Devlet memuru statüsünde midir?
6. İdare 98/b kapsamında mı, yoksa disiplin hükümleri kapsamında mı işlem tesis etmiştir?
7. Ceza yargılamasında sonradan meydana gelen ve kişinin lehine olan bir gelişme var mıdır?
8. Memnu hakların iadesi veya adli sicil kaydının silinmesi gibi hususlar somut olay bakımından ne sonuç doğurmaktadır?
Dolayısıyla ceza mahkûmiyeti, tek başına her durumda memuriyetten çıkarılma sonucunu doğuran basit ve otomatik bir mekanizma değildir. Mahkûmiyetin türü ve süresi, suçun kanunda sayılan suçlardan olup olmadığı, kesinleşme tarihi, kişinin işlem tarihindeki statüsü ve idarenin işlemi hangi kanuni sebebe dayandırdığı birlikte değerlendirilmelidir. Bu ayrımların yapılmaması, hukuka aykırı bir idari işlemin hukuka uygun kabul edilmesine veya yanlış hukuki sebebe dayalı dava stratejisi oluşturulmasına neden olabilir.
Next