“Kafka’nın Dava romanında Josef K. kendisini aniden bir hukuk sarmalının ve labirentinin içinde bulmuştu: “Josef K. bir hukuk devletinde yaşıyordu… bütün kanunlar sapasağlam yürürlükteydi…”1 Somut olayımızda başvurucunun neredeyse aynı olguya dayalı suçlamalarla ve kuvvetli şüphe uyandıracak önemli yeni deliller ortaya konulmadan iki kez tahliye edilip üç kez tutuklanması da Kafkaesk bir hukuk sarmalına benzemektedir.

“Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaştığımdan çoğunluk kararına katılmıyorum.”

AYM üyesi Emin Yıldırım Osman Kavala Başvurusunda karşı oy gerekçesinden. Başvuru No: 2020/13893

Hakikat Savaşçısı Bay K

Kafka; dava romanını 112 yıl önce 1914 yılında henüz 1. paylaşım savaşı başlamadan yazdı, Kitabın anti kahramanı Bay K neyle suçlandığını öğrenemeden katledildi, suçunu öğrenip masumiyetini ispatlamak aşamasına dahi gelemeden yüreğinden delik deşik edildi.

Bay K fiziken hiç tutuklanmadı aslında , isterse kaçabillirdi ama kaçmamayı tercih etti, çünkü içinde bulunduğu belirsizlik durumu onu olabildiğince pasif ve eylemsiz hale getirmişti.

Peki bay K olan biteni /olamayan bitemeyeni aramaya çalışırken hakikatin peşinde emekleyen bir adalet savaşçısı mıydı? Derdi hukuka uygun normal bir yargılanma mıydı? Davası divana kalmasın diye miydi arayışı? Yoksa suskun , korkak bir küçük burjuva mı? Davanın sonunda Bay K’nın ölmeden gördüğü ışık hüzmesinin anlamı neydi Umut ışığı mı? Yoksa yaşama dair son iz mi? Geleceğe dair bir söz mü? Bu soruların cevabını bilemiyoruz elbette bilen bir kişi vardı o da infaz edildi.

Jeremy Adler’e göre, adaleti sağlaması gereken mahkeme kindar yozlaşmış ve zalimdir bu nedenle Josef K’nın otorite ile mücadelesi adalet için bir savaşıma ve hakikat arayışına dönüşür. (Jeremy Adler'den aktaran Eyüp Akyüz, "Kafka'nın Şatosundaki Sis Perdesini Aralamak", Fatma Dore (ed.), Ölümünün 100. Yılında Franz Kafka, Hece Yayınları, Ankara, 2024, s. 55)

Bu yoruma göre, mahkemeler adalet dağıtan kutsal yerler değil iktidarların bekçiliğini yapan muhafızlardır. K’nın amacı da bu aygıta inat insan haysiyetini hakikatle bir yerlerde denk düşürmektir.

“Kafka'nın dünyasında geçmişin duvarları arasında tutuklu kalan çürüyen yaşlı bir Evren gençlikle günün ilk ışıklarıyla hiçbir zaman gidip gitmeyen Ütopya ile karışır çaresizliğin en uç noktasında bile bir umut esintisi insanlardan oluşma bir başka dünyaya ilişkin bir sergi vardır.” Ernst Fischer, Franz Kafka, çev. Ahmet Cemal, B/F/S Bilim Felsefe Sanat Yayınları, İstanbul, 1985, s. 77

Fischer de Kafka’yı silik, umutsuz bir yazar olarak görmez, “çürümüş yaşlı bir evren” in karşısında yani artık kokmuş bir hukuk ve sosyal düzen karşısında “günün ilk ışıklarıyla hiçbir zaman gidip gitmeyen ütopya” umut vardır. İnsanlık onuru bu pisliğin içinden çıkabilmelidir.

Bay K ve Erken Totalitarizm Eleştirisi

Fischer’e göre, Thomas Mann, Robert Musil, Franz Kafka ve William Faulkner gibi Marksist olmayan yazarlar arasında Kafka işçi sınıfının tarihi bakış açısını taşımaksızın bu sınıfa en yakın olan yazardı. (Fischer s. 90)

Adı geçen yazarlar Marksist görüşte değillerdir ama kapitalizmin insanı nesneleştiren, onu topluma ve kendine yabancı hale getiren yönünün eserlerinde işleyerek çağın toplumsal gerçekliğini ifşa eden yazarlardır. Bunu en net ve dolaysız yapan da Kafka’dır. Kapitalist, sermaye düzenin insanı nasıl yok ettiğini onu tabiat ve toplum karşısından nasıl bir hayvana dönüştürdüğünü neredeyse tüm eserlerinde ispatlamıştır.

Roger Garaudy “Bu evrenin çatlaklarından bize bir ışık belki de bir çıkış yolu gösteren yıkılmaz bir umudun dünyasıdır” diye yazar Kafka için. Onun için “ bir umutsuz değildir tanıktır.” der. Bay K’nın gücü tükeninceye kadar kendini cellatlarına teslim etmediğini yazar. (Roger Garaudy payel 3. Basım s. 154)

Bazı yazarlar Kafka’nın Nazizmi ilk ve epey önceden gören bir konumda olduğunu düşünür. Kafka’nın eserlerinin özünü teşkil eden bireyin varoluşuna yabancılaşması Nazi iktidarında kurumsal olarak zirve yapacaktır. Arı ırkından azade herkes rejim tarafından insanlıktan çıkarılmıştır. milyonlarcası hayvanlaştırılarak katledilmiştir. Özellikle Bertolt Brecht Kafka'nın bireyin bütünlüğüne saygısızlığı ve hukuku ayaklar altına almasıyla nazizmi çok önceden gördüğü sonucuna varacaktır. (Bir asır sonra Davayı Okumak -Özgür Emrah Gürel-Birikim Dergisi Temmuz Ağustos 2025)

“Zaten malum dava modern totaliter rejimlerin yapabileceklerini daha olmadan öngören dahiane bir distopya olarak okunmuştur.” diye yazmış Tanıl Bora-(Kanunu Bilmek Mazeret Değildir-Birikim Dergisi Temmuz Ağustos 2025)

Totaliter iktidarların mantığını daha 1. dünya savaşı başlamadan Dava romanında çözen bir yazar için “dahiyane” tanımlaması abartı olmasa gerek.

Aynı bakış açısı Ahmet Bozkurt’ta da vardır. “Kafka'nın anlatısını günümüzde politik gerçekliğini önceden haber veren bir tür negatif kehanet gibi okumak hiç de zorlayıcı bir yorum olması gerekir. (Yasanın Lekesi-Dava’nın Apolojisi Joseph K Suçludur-Ahmet Bozkurt-Birikim Dergisi Temmuz Ağustos 2025)

Milan Kundera dava romanı için Kafka’nın bir itirafı değil dünyanın içine düştüğü tuzakta insan hayatının nasıl bir şey olduğunun keşfidir mealindeki sözleri(Aktaran Radikal Belirisizlik ve Otoritarizm- Ahmet İlhan-Birikim Dergisi Temmuz Ağustos 2025)bu yönüyle anlamlıdır. Kundera yazarda olan biteni, onun kişisel bir takım korku ve nevzroları olarak değerlendirmez. Ona göre bu metinler şahsi birer itirafname yada iç çekiş değil insanın modern dünya iktidar ayıgtlarının içindeki çırpınışlarının keşfidir. Bireysel değil toplumsal bir varoluş krizidir.

Kayıtsız değil direnen Bay K,

Ahmet Bozkurt Bay K’nın iddiaya karşı tavrını (ki iddia yoktur ortada) kayıtsızlık olarak değerlendirir, Bunun bir tercih olduğunu bay K’nın direnmediğini pasif olmayı tercih ettiğini, Onun kendi yargılamasına bile yabancılaşmış bir özne olduğunu tüm yaşadıklarının bir trajedi olduğunu, Bay K’nın anlamaya çalışmamasının bedelini ödediğini ileri sürer. (Ahmet Bozkurt-Birikim Dergisi Temmuz Ağustos 2025)

Bize göre ise Bay K’nın kayıtsız olduğu, iddiası doğru değil aksine ona yapılan en büyük haksızlıktır. Geleceğe dair bir umudun olmaması ayrı, suçunu arama mücadelesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü Bay K sürekli telaş ve kavga halinde aslında. Sürekli bir arayış halinde, sürecin bir çok yerinde Bay K’nın çeşitli direniş manevraları gözden kaçırılıyor. Bay K mahkemeyi, kalemleri, memurları her şeyi didik didik arar. Olan biteni somutlaştırmaya çalışır, Mahkeme katibi ile, aracılarla, amcasıyla, avukatla sürekli irtibat halindedir, hakimin metresi ile bile görüşür, hatta onu kucağına oturtup öpüşmeye kadar varır iş. Bu nedenle Bay K’nın trajedisini kayıtsızlık ve pasiflik yerine belirsizlik ve keyfi iktidar aygıtları karşısında verdiği sonuçsuz bir mücadele bağlamında değerlendirmek daha insani ve haklı bir değerlendirme olacaktır.

Örneğin İlk soruşturma bölümünde,

“ Bay K defteri sorgu yargıcından çekip almaya ve sanki tiksiniyormuşçasına orta yapraklarından birinden parmakların ucuyla tutup havaya kaldırmaya bile cesaret etti okumaya devam edin sayın sorgu Yargıcı çünkü içine bakmamın olanaksız olmasına karşın bu suç listesinden korkmuyorum bakmam olanaksız dedim çünkü ancak iki parmağımla tutabilirim sorgu yargıcının masaya düştüğü gibi kalmış olan deftere uzanması biraz düzene. sokmaya çalışması ve okumak üzere yeniden eline alması ancak derin bir aşağılanmışlığın göstergesi olabilirdi en azından böyle yorumlanmalıydı. (Franz Kafka -Dava-Can Yayınları Nisan 2009 9. Basım Oxford Metin S.57 -Ahmet Cemal)

Bay K’nın bir yargıcın elinden resmi bir belgeyi yırtarcasına almaya çalışması, parmak ucuyla resmi belgeyle tiksinç bir belge muamelesi yapması, sizden korkmuyorum diyebilmesi, mahkemenin temsil ettiği otoritenin karşısında haklı ve ahlaki bir duruş, bir direniş çabası değil midir?

Aynı bölümün devamında “benim başıma gelen tek bir olay ve bu niteliği ile ciddiye de almadığım için çok önemli değil ama bu olay pek çok kişiye uygulanmakta olan Bir işlemin göstergesi Ben burada kendimi değil onları savunmak için bulunuyorum.” (Ahmet Cemal S-57)Gördüğümüz gibi mekansız bir alanda kendi davasına yabancılaşmış bir Bay K yok. Sorunu bireysel ve münferit olarak gören bir yurttaş yok. Tam tersi sorunu yapısal ve bütün içinde gören bir yurttaş var. Evrensel adalet anlayışına sahip çıkan kollektif bir mücadele ruhu var.

“Gördüğüm kadarıyla sizler hepiniz memursunuz karşı çıktığım o yozlaşmış çete sizlersiniz birer dinleyici ve hafiye olarak buraya doldurunuz sözde taraflar oluşturdunuz taraflardan biri beni sınamak için alkışladı öğrenmek istediğiniz suçsuz insanların nasıl baştan çıkarılacaktı umarım buraya gelişiniz boşuna olmadı ya birinin sizden suçsuzluğunun savunulmasını beklemesi ile eğlendiniz ya da bırak beni yoksa tokadı yersin diye bağırdı ha çok yakınına kadar sokulmuş titrek bir ihtiyara” devamla “ kapıya bakarak güldü aşağılık herifler sizi diye bağırdı bütün sorgularınız sizin olsun ve kapıyı açıp merdivenden aşağı.” (Ahmet Cemal S.63 )

“Kuşkusuz tutuklanmamın arkasında büyük bir örgüt bulunmaktadır Bu rüşvet alan nöbetçiler onların başındaki ahmak denetçiler en iyileri yalnızca mütevazi olmaktan öteye gidemeyen sorgu yargıçlarını çalıştıran bir örgüt değil sadece aksine yüksek ve en yüksek düzeydeki yargıçlardan sayısız ve hiç de iyi niyetli olmayan hizmetkarlardan yazıcılardan jandarmalardan hatta cellat sürüsünden oluşan bir örgüt bu ve bu örgütün hedefi masum insanlar tutuklamak ve onlara karşı anlamsız ve çoğu zaman sonuçlanmayacak soruşturmalar açmaktır. (Franz Kafka dava çeviri Gülperi sert İstanbul Türkiye iş Bankası kültür yayınları 21 basım 2023. 43)

Bu güçlü metinde Bay K’nın işin arkasında aslında dev bir mekanizma olduğunu bildiğini, bunun yanında hizmetkarlardan yargıçlara , yazıcıdan cellatlara kadar bu mekanizmanın faillerini tek tek tespit ettiğini görüyoruz.

Kollektif sorumluluğu teşhir etmektedir Bay K. Kendine reva görülen muamelenin münferit olmadığı, kişisel olmadığı, hiyerarşik bir yapılanmanın ürünü olduğunu anlatıyor bize. Bu örgütün hukuk dışına çıkarak masum insanları hedef aldığını, ucu açık soruşturmalarla , tutuklamalarla onları mağdur ettiğini belirterek yalnız kendi masumiyeti değil başkalarına yapılan haksızlıkları da anladığını gösteriyor.

Görüleceği üzere Bay K çok açık bir şekilde itham ediyor. Yalnızca mahkemeleri ve yargı mekanizmasını değil bu düzenin işlemesine susarak yada izleyerek katkıda bulunan işbirlikçi kesimlere de bilincini doğrultuyor. Suçluyor, bağırıyor, itiraz ediyor. Yargı mekanizmasını reddediyor, onları aşağılık olmakla, ahlaksız olmakla suçluyor. Topyekün tüm mekanizmayı teşhir etmekle kalmıyor.

“bırakın onu yalvarırım size lütfen onu bırak dedim o yalnızca sorgu yargının uyruğunu yerine getiriyor ve beni ona götürüyor K düş kırıklığından ötürü öfkeyle O halde gitsin sizi de artık görmek istemiyorum dedi ve öğrencinin sırtına bir yumruk indirdi.” (Ahmet Cemal s. 74) mısralarıyla sorgu yargıcına kadın ayarlayan öğrenciye devrimci şiddet uyguluyor.

“bir başka olasılıkta davanın daha büyük bir rüşvet elde edebilmek umuduyla yalnızca görünüşte sürdürülmesi bunun boşuna olacağını bugünden söyleyebilirim çünkü ben kimseye rüşvet getirmem.” diyerek yargıyı rüşvet istemekle suçluyor. (Ahmet Cemal S.70)

“K kızı kaldırıp kucağına oturttu sonra iki el ile birden boynuna asıldı geriye doğru yaslanarak K uzun uzun baktı. .. sonra kızdan biberi andıran acı ve tırmalayıcı bir koku gelmekteydi.” Gerçek yaşamında hep kadınarın peşinden koşmuş olan gerçek kafka, söz konusu yargı olunca, Bay K yı kadından nefret eden bir halde görüyoruz. (Ahmet Cemal S.114)

Olumsuzun dönüşümü,

Kafka’nın yaşamından ve eserlerinden anladığımız kadarıyla genel olarak ruh dünyası olumsuzluklarla örtülüdür diyebiliriz. Yabancılaşma, hayvanlaşma, çıkışsızlık, suçluluk duygusu ve kimi görünür çoğu görünmez iktidar mekanizmaları. Ancak bu olumsuzluk kimi yerde sadece yıkıcı nitelikte değildir; özellikle Davada Bay K’nın hakikatin peşinden koşan onu açığa çıkartmaya çalışan, görünmez olanı görmek için uğraş veren bir işlevi de vardır.

Dava romanında Bay K asla bilmediği bir suçtan ötürü yargılanır. Bu belirsizlik hali ile modern iktidar aygıtlarının keyfiyetini ve insanı nasıl ezdiğini gözler önüne serer. Gerçekçi bir kötümserlik var belki ama aptallığa varan bir iyimserlik yok Bay K’nın arayışında.

Şato romanındaki bürokrasiye ulaşamama hali de , bireyin bürokrasi karşısındaki çaresizliğinin genelliğini ve yapısallığını gözler önüne serer. Kitabın baş kişisi K tüm engellemelere karşın Şato’ya ulaşma amacından vazgeçmez. Dehşet bir belirsizliğe rağmen bir şeyi arama , ona ulaşma isteği kitabın sonuna kadar devam eder. Önemli olan yolda olmaktır adeta.

Dönüşüm’de ise Gregor Samsa’nın hamam böceğine dönüşmesi ve bu dönüşümün kitabın sonuna kadar değişmemesi felaketi devletin temeli olan aile ilişkilerinin sistematik yozlaşmasını temsil eder.

Edebiyattan Memleket Adliye Koridorlarına,

Kafka’nın Dava, Şato, Dönüşüm gibi üç ana eserinde ana tema- duygu yurttaşın iktidarlarca belirsizlik ve etkisizlik zinciriyle kuşatılmış olmasıdır. Bu belirsizliğin zuhur bulduğu alanlar kimi zaman bir aile kimi zaman yargı kimi zaman ulaşılamayan bir bürokratik mekandır. Yurttaşın trajedisi hakikatin kendisi değil ona ulaşmayı hep engelleyen, onu arafta bırakan örgütlü bir yapının varlığıdır. Kafka’nın edebiyatla anlatmaya çalıştığı durum günümüz Türkiyesinin bir gerçeğidir hatta bir tık Kafka’nın belirisizliğini aşan bir antibelirlililtir. Şöyle ki: Aslında yurttaşların çoğu ne için gözaltına alındığını yada tutuklandığını biliyor yani Kafka'nın gözaltındakileri gibi net bir belirsizlik yok daha beter olan kapatılmaya neden olan eylemin/eylemsizliğin aslında kanunlarda yer bulan bir suça konu olmaması, ve bunu herkesin biliyor olması. Yani açık açık hile, al, yalan, manipülasyon yapılıyor olması. Milan Kunderanın Dava romanı ile ilgili olarak söylemiş olduğu Radikal Belirsizliğin yerini bir nevi Radikal belirlilik almış sanki.

Örneğin Leman Dergisi tutuklamalarında[1] çizilen karikatürün Hz. Muhammed olmamasına rağmen, çizerin aslında Gazzeli müslümanları savunduğunun bilinmesine rağmen tam tersini yapmışlar gibi tutuklanmaları artık aklı alır gibi değil diyemeyiz, akıl artık alıyor, çünkü kapatılmanın nedeni bir suç işlenmesi değil bu belirliliği öğrendik artık. Aynı şeyi yıllar önce Hrant Dink için yapmışlardı. [2]Öldürdüler sonunda. Türk milliyetçiliğini aşağılamaması aslında Ermeni milliyetçiliğini aşağılaması gibi.

Memleket avukatlarının ceza soruşturma ve davalarından mesleklerini yapmaya çalışırken neler çektiğini anlamak için artık edebiyatın, süslü sözlerine benzetmelere, hikayelere, retoriklere gerek yok desek yeridir.

Soruşturma kalemlerinin bulunduğu Çağlayan Adliyesi 7. katta gidip herhangi bir avukatın gözlerine bakın” Bay K’nın çilesi nedir ki bizimkinin yanında.”anlamını göreceksiniz. Aşık Ali Nurşani bir türkü de şöyle der: “ Eyüp’ün derdi dert mi ki ? Ben ondan besbeter çektim”. (Hz. Eyüp çok çile çeken bir peygamber) Adliye koridorlarında bir türkü duyarsınız içten ve derinden, “Bay K’nın içinde bulunduğu belirsizlik nedir ki? Bir belirliliğimiz var ki biz ondan bin beter çekiyoruz”

Av. Seyit SÖNMEZ

----------

[1] https://www.dw.com/tr/d%C3%B6rt-leman-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%C4%B1-tutukland%C4%B1/a-73125935

[2] https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-214-subat-2007/2397/hrant-dink-nicin-olduruldu/3393