5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.237’e göre; “(1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.
(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza yarısı oranında artırılır.
(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca yarısı oranında artırılır”.
İlk olarak belirtmeliyiz ki; yukarıda yer verdiğimiz fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237, 23.06.2022 kabul tarihli, 7413 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesi ile değişikliğe uğramış, bu değişiklikle birlikte maddenin her üç fıkrası bakımından da cezaların artırılması öngörülmüştür[1]. Yine aynı Kanunun 22. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde belirtildiği üzere; cezaların artırılmasına ilişkin değişiklik 01.01.2023 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olup, değişiklik fail aleyhine bir değişiklik olduğundan, ancak bu tarihten sonra işlenecek olan fiyatları etkileme suçlarına uygulanabilecektir. 01.01.2023 tarihinden önce gerçekleştirilen fiyatları etkileme suçları bakımından ise; değişiklik öncesi cezaların tatbiki, maddi ceza hukukunda geçerli olan “aleyhe kanunun geriye yürümesi yasağı” ilkesi gereğince zorunludur.
Fiyatları etkileme suçu ile ilgili değerlendirmemiz;
Fiyatları etkileme suçunun; Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmında yer alan “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölüm altında TCK m.237’de yer aldığı, bu suçla korunan hukuki yararın serbest piyasa düzeni ve dolayısıyla toplum olduğu, TCK m.237/1’de suçun unsurlarının ortaya koyulduğu, kusurun kast olarak gösterildiği, dolayısıyla suçun taksirle işlenmesi olanağının bulunmadığı, kast bakımından da özel kasta, yani amaca ve saike önem verildiği, bu suçun olası, yani muhtemel kastla işlenemeyeceği, kanun koyucunun failin özel maksadını aradığı,
İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesine, yani sadece fahiş fiyata yol açacak değil, tersine piyasa düzenini bozacak şekilde ürünlerin fiyatlarında eksilmeye yol açabilecek şekilde ve bu maksatla yalan haber veya ilgiyle karşılanan söylenti yayan veya sair hileli yollara başvuran failin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve “Adli para cezası” başlıklı TCK m.52/1 gereğince beş günden yedi yüz otuz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacağı,
Kanun koyucunun TCK m.237/1’de “sair hileli yollara başvuran” unsuruna yer vererek, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sınırını genişlettiği ve zorladığı, “sair hileler” kavramının kullanıldığı, failin hileli, yani aldatıcı yollara başvurmak suretiyle ürünlerin fiyatlarında artışa veya eksilmeye neden olduğu, fiyatların artışı veya eksilmesi sonucunun doğmasının TCK m.237/1’de tanımlanan tehlike suçunun oluşması için zorunlu sayılmadığı, işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi sonucuna sebebiyet verilecek şekilde veya bu maksatla yalan haber veya söylenti yaymanın yeterli olduğu, yine işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi için hileli, yani serbest piyasa koşullarını bozmaya ve bunu da başka kişileri, firmaları veya toplumu aldatmaya dönük hareketlerle gerçekleştirmeye çalışanların fiyatları etkileme suçunu işleyeceği, bu fiilin sonucunda besin veya malların değerleri ile işçi ücretlerinin gözle görülür şekilde arttığının veya eksildiğinin tespiti halinde, TCK m.237/2 uyarınca 1. fıkrada sayılan suçun cezasında yarı oranında artırıma gidileceği,
TCK m.237/3’de; failin “ruhsatlı simsar” veya “borsa tellalı”, yani ürün borsalarında alım satım iş ve işlemlerine aracılık eden ve ticari aracılık faaliyetlerinden para kazanan kişilerden olması halinde, bu meslekleri icra edenlerle sınırlı olmak kaydıyla fiyatları etkileme suçunun cezasında ayrıca yarısı oranında artırım yapılacağı,
Anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu TCK m.237/3’de; açıkça “ruhsatlı simsar” ve “borsa tellalı” diyerek, ticari işlere aracılık edenlerle sınırlı olacak şekilde cezada artırıma gidilmesini öngörmüştür. Dolayısıyla; 237. maddenin 1. fıkrada yer alan suçun temel hali ve 2. fıkrada yer alan cezayı artıran nitelikli hali bakımından failin herhangi bir özellik taşıması aranmamış olup, suç ilk iki fıkra kapsamında fail bakımından özgü/mahsus suç niteliğinde değildir. Bu kapsamda; suçun faili kamu görevlisi olup olmayabileceği gibi, ayrıca failin tacir olmasının veya işsiz olmasının da bir önemi bulunmamaktadır[2].
Bu suç malvarlığına karşı işlenmiş suçlar kapsamında düzenlenmediğinden, her bir mağdura karşı ceza sorumluluğu gündeme gelmeyecek, mağdur serbest piyasa şartları ve toplum kabul edildiğinden, faile bir ceza verilecek, şartları varsa nitelikli haller ve yasal şartlar oluşmuşsa zincirleme suçu düzenleyen TCK m.43’den dolayı bir ceza üzerinden cezada artırıma gidilecektir.
TCK m.237’nin gerekçesi incelendiğinde;
Bu madde tarafından serbest rekabet koşulları çerçevesinde fiyatların belirlenmesini ihlal edici hareketlerin engellenmesinin amaçlandığı, bu gerekçeye bakıldığında, fiyatları etkilemeye dönük ihlal edici hareketlerin neler olduğunun sayılmadığı, m.237/1’de tehlike suçunun tanımlandığı, 2. fıkranın ise zarar suçu olarak görülmesinin gerektiği,
Failin; işçi ücretlerinin, besin veya malların kıymetlerinin yapay olarak düşmesini veya artmasını sağlamak maksadıyla yalan haber veya havadisleri yaymasının arandığı, 1. fıkranın bir tehlike suçu olarak kabul edildiği, çünkü suçun tamamlanması için neticenin gerçekleşmesinin aranmadığı, maddi unsuru oluşturan icra hareketlerinin tamamlanmasıyla tehlike suçunun oluşacağının kabul edildiği, fakat burada failin yalan haber veya havadis yayma veya sair hileli yollarla ücretlerde veya fiyatlarda artışa veya eksilmeye sebep olma maksadına sahip olmasının aranmasının yanında, elbette icra hareketlerinin suçla korunan hukuki yararı tehlikeye düşürmeye elverişli olması gerekeceğinden, bu suçun TCK m.237/2’de sayılan nitelikli halinin gerçekleşmesinin mümkün olduğu, ancak ücretlerde veya fiyatlarda artış veya eksiliş olmadan da buna sebebiyet verebilecek ve bu maksatla yapılan haberlerin ve çıkarılan söylentiler ile hileli hareketlerin TCK m.237/1’de sayılan suçun basit halinin gerçekleşmesine imkan verebileceği, TCK m.237/1’de suçun basit halinin cezasının bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak gösterildiği, buna göre 2. fıkrada sayılan nitelikli halin gerçekleşmesi durumunda cezanın bir buçuk yıldan dört buçuk yıla kadar hapis olacağı, para cezasının da TCK m.52/1’de gösterilenin iki katı oranında uygulanacağı,
Sonucuna varılmalıdır.
Fiyatları etkileme suçu soyut mu, yoksa somut tehlike suçu mudur?
Fiyatları etkileme suçunun 237. maddenin 1. fıkrasında yer alan temel halinin netice bakımından bir tehlike suçu olduğu açık olmakta birlikte; somut tehlike suçu mu, yoksa soyut tehlike suçu mu olduğu hususu değerlendirildiğinde ise; bir görüş yalan haber veya havadis yayma veya diğer hileli yollara başvurmanın, fiyatların etkilenmesi sonucunu değil, etkilenmesini doğurabilecek nitelikte olmasının arandığından bahisle suçun bir soyut tehlike suçu olduğunu ileri sürmekte iken[3], diğer bir görüş de tehlikenin somut olarak ifade edilmesi, yani hükümde belirlenebilir bir neticenin doğuşu tehlikesinin esas alındığını savunarak somut tehlike suçu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir[4].
Kanaatimizce; 1. fıkrada “değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek şekilde” denildiğinden, yani kanun koyucu burada sadece yalan haber veya havadis yaymayı veya sair hileli hareketler yapılmasını suçun oluşumu bakımından tek başına yeterli de görmediğinden, bunun sonucunda da ayrıca bu hareketlerin somut olayda fiyatların artıp eksilmesini doğurabilmeye elverişli olduğuna dair bir tespit yapılması da gerekeceğinden, suç doktrindeki yaygın görüşlerin aksine somut tehlike suçudur. Doktrinde; fiyatların etkilenmesi sonucunun doğmasının aranmadığına, dolayısıyla suçun bir soyut tehlike suçu olduğuna dair gerekçe hukuken isabetli olmayıp, sonucun doğmasının aranması hususu, zaten somut veya soyut tehlike bakımından bir belirleme niteliğinde değildir ve bu durumda 2. fıkrada düzenlendiği nitelikli haliyle suç bir zarar suçuna dönüşecektir[5]. Bu nedenle, hükmün 1. fıkrasında düzenlenen suçun temel halinin bir somut tehlike suçu olduğu görülmektedir.
Suçun düzenlenme amacı ve ne şekilde oluşacağı incelendiğinde;
“Suçta ve cezada kanunilik” prensibini dikkate almak suretiyle fiyatları etkileme; yani kamuoyunda “fahiş fiyat” olarak bilinen, serbest piyasa koşullarına aykırı şekilde fiyatların düşürülmek ve bazı üreticilerin veya satıcıların zor durumda bulunmalarına yol açmak sebebiyle gerçekleştirilen hareketlerden ziyade, enflasyonun yüksek olduğu, insanların alım gücünün düştüğü, fiyat algısının kaybolduğu piyasa koşullarında, takibi ve kontrolü mümkün olmayan maliyet artışlarının ve kar marjları düşüklüğünün gerekçe gösterilerek, bulundukları piyasada üretici, aracı veya satıcı olarak fiyatları belirleme imkanına ve kabiliyetine sahip olan kişilerin ve firmaların bizzat kendileri veya aynı piyasada faaliyet gösteren diğer kişiler ve firmalarla anlaşarak, fiyatları serbest piyasa koşullarının üstüne ve tümü ile tüketicilerin aleyhine olacak şekilde “fahiş” kapsamına girebilecek oranda ve fiyat algısını ortadan kaldırmaya dönük ani artışlarla yükseltmesi, TCK m.237/1-2 kapsamında piyasaya ve dolayısıyla topluma dönük hileli yollardan sayılabilecek ve iktisadi koşulların olumsuzluğundan istifade etmek suretiyle fahiş fiyatlarda ve aşırı karlılık içeren oranlarda alım gücü de düşen tüketicileri zarara uğratacak ürün ve mal satışları fiyatları etkileme suçu kapsamında değerlendirilebilecektir.
Anayasa m.166 ila m.173’ün başlığı “Ekonomik hükümler” olup, “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlıklı 166. maddenin 1. ve 2. fıkralarında; ekonomide planlama yapmanın Devletin görevi olduğu, planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrarı ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırımı ve istihdamı geliştirici tedbirlerin Devlet tarafından alınacağının belirtildiği,
“A. Tüketicilerin korunması” başlıklı Anayasa m.172’de; Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alacağı, tüketicinin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik edeceğinin belirtildiği ve “B. Esnaf ve sanatkarların korunması” başlıklı m.173’de; Devletin, esnaf ve sanatkarları koruyucu tedbirleri alacağının ifade edildiği, gerek m.166’da ve gerekse “II. Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” başlıklı m.167’de; Devletin “piyasa yapıcı” rolü olduğunun, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağının ve yine Devletin piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleyeceğinin söylendiği,
Böylece; normlar hiyerarşisinin tepesinde olan ve Anayasa m.11 gereğince herkesi bağlayan Anayasada tüketicilerin ve esnafların korunacağı, fahiş fiyatların önleneceği, bu yolla ekonomide serbest piyasa koşulları işlese de, Devletin fahiş fiyat uygulanması yöntemiyle tüketicilerin mağdur edilmelerinin ve yine piyasanın koşullarını değiştirebilme imkanına ve kabiliyetine sahip büyük firmaların tekelleşmelerinin, fiyatları diledikleri gibi artırıp eksiltmelerinin önüne geçmeye yönelik her türlü tedbiri almak suretiyle iktisadi düzeni koruması gerektiği,
İzahtan varestedir.
Bu nedenle; serbest piyasa koşullarının ve toplum düzeninin korunması amacıyla çıkarılan TCK m.237’nin hukuki dayanağını Anayasada yer alan yukarıda belirttiğimiz hükümlerin oluşturduğu anlaşılmakla, kamuda veya özelde çalışan işçi ücretleri ile besin veya malların değerlerinin artırılması ve eksiltilmesi amacıyla ve buna elverişli olacak şekilde yalan haber veya dezenformasyon olarak nitelendirilebilecek havadisler veya kirli bilgilerle fiyatları etkileme tehlikesine yol açanların, bu konuda piyasa koşullarını etkileme gücüne sahip olan bir kişinin veya firmanın bağımsız hareketleri veya suça iştirak suretiyle birden fazla kişinin veya firmanın anlaşmak suretiyle fiyatları etkilemesi, özellikle enflasyonist ortamın yol açtığı belirsizlikten veya fiyat algısı bozulmalarından istifade ederek, zaten satın alma güçleri düşen ve bundan dolayı yoksullaşan insanları iktisadi bakımdan daha zor duruma düşürecek hileli hareketlerle fahiş fiyatların gündeme gelme tehlikesine yol açanlar veya hileli yollarla fiyatları etkileyip, yüksek enflasyon ortamında “fahiş fiyat” olarak nitelendirebilecek ürün fiyatlarını artıran veya artışına destek veren faillerin TCK m.237/1-2 kapsamında sorumlu tutulmaları mümkün olabilecektir.
İzlenen mali ve para politikalarının enflasyonu artırdığı, borçları ve faizi yükselttiği, bütçe dengesini bozduğu, cari açığa yol açtığı, bu nedenle mali sistemin devamlı eleştirildiği, toplumu oluşturan çoğunlukta artan yoksullaşmanın, gelir dağılımında ortaya çıkan adaletsizliğin sürekli gündeme geldiği ve siyasi tartışmalara konu edildiği, ancak bunların hiçbirisinin “suçta ve cezada kanunilik” ve “şahsi kusur sorumluluğu” ilkeleri kapsamında, serbest piyasa koşullarının istikrarsızlığından faydalanarak ve maliyet artışlarını bahane ederek, özellikle de tüketicide bozulan fiyat algısından istifade etmek suretiyle fahiş fiyatla ve karla mal ve ürün satmanın serbest piyasa koşullarında gerçekleşebilecek olan hareketlerden sayılmasının, buna sebep olan sonucun izlenen hatalı mali ve para politikaları olduğundan bahisle, isteyenin istediği fiyattan ürün ve mal satabileceği, çalışan ücretlerini belirleyebileceği türünde savunmalar karşısında, “Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’yi gözardı etmek mümkün değildir.
Stokçuluk; yani elde mal ve ürün tutarak ve satışa arz etmeyerek piyasada fiyatların suni olarak yükselmesine sebep olma fiilinin, TCK m.240 kapsamında değil, fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237/1-2’ye göre değerlendirilmesinin uygun olacağı, buna göre elinde yeterli mal ve ürün olduğu halde bunları satmayıp depolayarak veya gizleyerek, besin veya malların değerlerinin suni olarak artmasının TCK m.237 kapsamında suç sayılacağı, ancak mal stoklamak, yani malı veya hizmeti satmaktan kaçınarak, halk için acil ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olma varsa, bu durumda TCK m.240’da tanımlanan mal veya hizmet satışından kaçınma suçunun oluşacağı, m.237’de düzenlenen fiyatları etkileme suçunun manevi unsurunun oluşmasında özel kastın arandığı, stokçuluğun bu özel kastla yapılması halinde fiyatları etkileme suçunun dikkate alınması gerektiği, kaldı ki TCK m.237/1’de suçun unsurları arasında “sair hileli yollara başvuran kimseye” denilerek, stokçuluk da dahil olmak suretiyle fiyatları etkileme suçunda serbest hareketlerin ortaya koyulduğu, mal veya hizmet satımından kaçınmak suretiyle kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olma suçu ise TCK m.240’da düzenlenmekle, failin bir stokçuluk fiili ile her iki suçu da işlemesi halinde, TCK m.44’de düzenlenen fikri içtima hali gündeme gelecek ve bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasının yanında adli para cezasını da öngören ve ayrıca ağırlaştırıcı sebeplere yer veren, bu özellikleri itibariyle cezası daha ağır olan TCK m.237’nin tatbiki yoluna gidilecektir.
Özetle; fiyatları etkileme suçu ile mal veya hizmet satımından kaçınma suçunun aynı fiille işlenmesinin mümkün olabileceği, bu durumda “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 gereğince cezası daha ağır olan fiyatları etkileme suçundan failin cezalandırılmasının gerektiği,
Sonucuna varılmalıdır.
Suçun maddi unsurunu oluşturan icra hareketi ve tehlike veya zarar sonucu ile illiyet bağının kurulduğu, “tipiklik” unsuru çerçevesinde TCK m.237/1-2’de tanımlanan suçun işlendiği, bu şekilde maliyetlerin artırıldığı ve tüketicilerin zarara uğrama tehlikesi ve hatta düşen alım gücü karşısında mal ve ürünleri pahalı almak suretiyle zarara uğratıldığı bir durumda, fiyatları etkileme suçunun oluştuğundan bahsedileceği gibi, bunun fail tarafından somut bir veya birkaç kişiye karşı yapıldığı, hileli davranışlarla mağduru aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlayacak şekilde fahiş fiyattan, yani gerçek koşulları bilmesi ve yanıltılmaması halinde satın almayacağı bir ürünü veya malı yüksek fiyattan almak durumunda bırakılan mağdurun esasta hataya düşürüldüğü ve TCK m.157 ile m.158/1-h kapsamında dolandırılıp dolandırılmadığına da ayrıca bakılması gerektiği, ancak burada tartışma konumuzu oluşturan fiyatları etkileme suçumuzun topluma karşı işlenen suçlardan sayılan bir suç olduğu, fiyatları etkileme suçu kapsamına giren besin veya malların değerlerinde artışın ve eksilmenin genel ve herkese karşı işlenen bir suç olarak kabul edildiği gözardı edilmemelidir.
Fiyatları etkileme suçunda vergi suçu gündeme gelmişse, bu konu ayrıca 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.359’da öngörülen vergi kaçakçılığı fiilleri bakımından değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmenin, “suçta ve cezada kanunilik” prensibine göre yapılması gerekir.
Bunun yanında; fiyatları etkileme ve mal veya hizmet satımından kaçınma suçlarını işlemek suretiyle maddi kazanç elde edilmişse, bu iddianın “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” başlıklı TCK m.282/1-2’de unsurları düzenlenen kara para aklama suçunun unsurları yönünden ele alınması gerekir. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için; öncelikle alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını öngören bir suç ve bu suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurtiçinde veya yurtdışında aklama kastı ile hareket eden failin, maddi unsuru TCK m.282/1’de belirtilen şekilde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklamak için yurtdışına çıkarma veya yurtiçinde çeşitli işlemlere tabi tutma veya m.282/2’de yer aldığı biçimde TCK m.282/1’de tanımlanan suçun işlenişine iştirak etmeksizin sadece bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini bu özelliğini bilerek satın alma, kabul etme, bulundurma veya kullanma seçimlik hareketlerinden birisini icra etmesi gerekir. Dolayısıyla; fiyatları etkileme veya stokçuluk olarak bilinen mal veya hizmetten kaçınma suçu, kara para aklama suçunun öncül suçu olabilir. Ancak kara para aklama suçunun oluşabilmesi için; öncül suçun işlenmesi ve bu suçtan elde edilen malvarlığı değeri olmalı, fail de bu malvarlığı değerini aklama fiillerini icra etmelidir.
Belirtmeliyiz ki; “Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’nin “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince gözden geçirilmesi, fahiş fiyat uygulamalarının önüne geçecek şekilde, fakat serbest piyasaya aşırı müdahale içermeden değiştirilmesi düşünülebilir. Buna göre; üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından hileli yollarla, serbest piyasa düzenini bozucu hareketlerle, başkalarıyla anlaşarak, fiyatlarda suni artışlara ve eksilmelere yol açacak şekilde bir malın veya hizmetin satış fiyatında piyasa koşullarına aykırı fahiş fiyat artışları yapılmasını suç sayan yasal düzenlemeye gidilebilir. 6585 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yer alan idari cezalar ile adli cezalar arasında “bir suçtan iki ceza verilemez” kuralının ihlalini önlemek amacıyla 6585 sayılı Kanunda değişikliğe gidilmesi de isabetli olacaktır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgili kısa bilgi verecek olursak;
TCK m.237’de tanımlanan fiyatları etkileme suçu; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” başlıklı 100, “Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma” başlıklı 128, “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlıklı 128/A, “Postada elkoyma” başlıklı 129, “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133, “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı 135, “Gizli soruşturmacı görevlendirmesi” başlıklı 139, “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140 ve “Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi” başlıklı 153. maddelerinde sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, bu suç yönünden yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu maddelerde tanımlanan müesseselerin uygulanamayacağını belirtmek isteriz.
Fiyatları etkileme suçunun bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde ise; örgüt suçu yönünden m.100’ün, m.128’in, m.135’in, m.139’un, m.140’ın ve dosyanın soruşturma aşamasında savunmaya karşı gizli tutulmasını öngören m.153/2’nin tatbiki mümkün olabilecektir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Cem Serdar
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
----------
[1] 23.06.2022 tarihli ve 7413 sayılı Kanunun 19. maddesiyle bu maddenin 1. fıkrasında yer alan “üç aydan iki yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla”, 2. fıkrasında yer alan “üçte biri” ibaresi “yarısı” ve 3. fıkrasında yer alan “sekizde bir” ibaresi “yarısı” şeklinde değiştirilmiştir.
[2] Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç/Çetin Akkaya/Ahmet Buğra Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi Cilt V, Adalet Yayınevi, 3. Baskı, Ankara, 2026, s.8426.
[3] Gökcan/Artuç/Akkaya/Artuç, s.8428.
[4] İlker Tepe, “Fiyatları Etkileme Suçu (TCK m.237)”, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 14, Aralık 2010, s.98.
[5] Karşı görüş için bkz. Gökcan/Artuç/Akkaya/Artuç, s.8428; Berrin Akbulut, “Fiyatları Etkileme Suçu (TCK m.237)”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 20, Ocak 2015, s.41.
Next