TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

M.A. BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2021/62678)

Karar Tarihi: 6/5/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Kenan YAŞAR

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Burak GÜNGÖR

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Nurgül YAYMAN YILMAZ

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, beyanları belirleyici olarak hükme esas alınan tanıkların başvurucu (sanık) tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, usule ilişkin imkanlar noktasında dezavantajlı duruma düşürülme nedeniyle de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, Kabadüz hâkimi olarak göreve başlamış sırasıyla Saray ve Karamürsel hâkimliği, Iğdır, Çankırı ve Muğla Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 24/2/2011 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle hakkında soruşturma başlatmıştır. 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin mülga altıncı fıkrasının yeniden düzenlenmesine istinaden başvurucuya ilişkin soruşturma evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na (Başsavcılık) gönderilmiştir.

3. Başsavcılık 14/12/2017 tarihinde iddianame düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun öğrencilik yıllarından itibaren örgüt içinde bulunduğu, örgüt adına düzenlenen toplantılara katıldığı, örgüt mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) çoğunluğu ele geçirmelerine müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, 2014 yılı HSYK seçim sürecinde örgüt adına aktif olarak çalıştığı, Yargıtay'daki terör örgütünün bütün mensuplarını, tüm birimlerini ve tüm hücrelerini emir ve direktifleri ile yöneten Kartal kod isimli Yargıtay imamı İ.Ş.nin Yargıtay üyesi iki bacanağından birisi olduğu, Yargıtay üyesi seçildikten sonra da örgütün sivil ve yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve kovuşturma devam eden mensupları ile irtibatlı olduğu ve örgüt ile irtibatını sürdürdüğü yönündeki tespit ve tanık beyanlarına yer verilmiştir.

4. Hazırlanan iddianame Yargıtay 9. Ceza Dairesi (Daire) tarafından 20/12/2017 tarihinde kabul edilmiş ve duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda diğer hususların yanında tanıkların huzurda, bunun mümkün olmaması halinde ise istinabe yoluyla dinlenmelerine karar verilmiştir.

5. Tanıklardan; B.E. ile M.K.Ö.nün 19/7/2018 tarihli ikinci, A.Ş.nin ise 12/9/2018 tarihli üçüncü celsede huzurda, tanık İ.O.nun 19/7/2018 tarihli ikinci ve 21/1/2019 tarihli beşinci celsede Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) bağlantısı ile yine bizzat Dairece, diğer tanıkların ise istinabe yoluyla bulundukları yer mahkemelerinde beyanlarının alındığı anlaşılmıştır. Başvurucu ve müdafiinin de hazır bulunduğu celselerde Dairece dinlenilen tanıkların beyanları özetle şöyledir;

i. B.E.: "Sanığı personelde çalıştığı dönemde bir kaç defa yanına bakanlığa geldiği için hatırladığını, fakat o tarihler itibarıyla mensubiyeti hakkında herhangi bir bilgi ve kanaati olmadığını, sanığın 2011 yılında yapılan Yargıtay üyeliği seçimlerinde o zamanki genel sekreter [M.K.nın] evinde yapılan görüşmede cemaat mensubu denilen HSYK üyeleri tarafından ismi gündeme getirilen cemaat listesinde olan kişilerden birisi olduğunu, ondan sonra yapılan görüşmeler sonucunda cemaat mensubu denilen HSYK üyelerinin ısrarıyla Yargıtay üyeliğine seçildiğini, Yargıtay ve Danıştay'da bu yapı mensuplarının organize hareket etmek suretiyle yönetim ve seçim işlerinde etkili olmaya başlamaları ve bu konuda çeşitli yakınmalar gelmesi üzerine Yargıtay'daki bu yapı mensubu olmayan kişileri biraraya getirmek için düzenledikleri toplantılara 'o zamanki adıyla cemaat diye bilinen yapıdaki arkadaşlarla birlikte hareket ediyor şeklinde bir algı söylendiği' için sanığı çağırmadıklarını",

ii. M.K.Ö.: "Sanığın 2011'deki seçimde Yargıtay üyeliğine seçildiğini, seçildikten sonra da Urankent'teki lojmanlarda A blokta oturduğunu, yani farklı bir blokta olmakla birlikte komşu olduklarını, genelde çocuklar küçük olduğu için aşağıda spor yaptığını, sanığında spor yaptığını, futbol oynadığını, yürüyüş yaptığını, o şekilde sanığı sıkça görmeye başladığını, sanık seçildiğinde [İ.Ş.nin] bacanağı olduğunu bilmediğini, ancak lojmana geldikten sonra hatırladığı kadarıyla [E.D.nin] kendisine sanığın ve [H.K.nın] [İ.Ş.nin] bacanağı olduğunu ve her ikisinin de cemaat mensubu olduğunu söylediğini, sanık hakkında başkalarından duyumunun da aynı şekilde olduğunu",

iii. İ.O.: "Sanığın Muğla Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı iken 2011 yılının Şubat ayındaki seçimlerde Yargıtay üyeliğine seçildiğini, 2011 yılında Yargıtay üyeliği seçimlerinde [M.K.nın] evinde yapılan ön görüşmeler sırasında 350 kişilik listede adının olduğunu, ilk 80'e girenlerden bir tanesi olduğunu, Fetullah Gülen cemaat mensuplarının istemi ve ısrarı üzerine bu cemaatin kontenjanından Yargıtay üyeliğine seçildiğini, 2013 yılında bu yapıya karşı diğer Yargıtay üyelerini buluşturup tanıştırmak için yemekler organize ettiklerini, cemaatçilerle birlikte hareket ettiği yolunda değerlendirmeler nedeniyle o yemeklere sanığı da çağırmadıklarını, seçilme şekli itibari ile de onların (cemaatçilerin) listesinde olduğu için sanığı bu yemeklere davet etmediklerini hatırladığını, sanığın [İ.Ş.nin] bacanak olduğunu gazete haberiyle öğrendiklerini, [İ.Ş.] seçildikten sonra o tarihte bir gazetede 'Yargıtaya 3 bacanak seçildi' şeklinde haber olarak çıktığını, M.A. ile [H.K.nın] ilk seçimde seçildiğini, [İ.Ş.nin] ikinci ya da üçüncü seçimde seçildiğini, o şekilde haberdar olduklarını ama seçim öncesinde böyle bir şeyin gündeme gelmediğini, yani sanığın [İ.Ş.ile] akrabalık bağı olduğuna, bacanak olduğuna dair herhangi bir söylem olmadığını",

iv. A.Ş.: "2000-2004 yılı Şubat ayına kadar Sakarya İdari Mahkemesinde hakim olarak çalıştığını, sanığı Karamürsel hakimi olduğu dönemden tanıdığını, o dönemde şahsının cemaat içerisinde olduğunu, belli bir dönemde sanıkla aynı cemaat grubu içerisinde, aynı sohbet grubu içerisinde bulunduklarını, 2004'ün Şubat ayında ayrıldığını ve teftişe geçtiğini, ondan sonra sanığın cemaatle bir irtibatının olup olmadığını bilmediğini,

6. Huzurda dinlenilmeyen tanıkların aşamalardaki beyanları ise özetle şöyledir;

v. K.T.: "Soruşturma aşamasında özetle; Sanığın Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu, aynı zamanda Yargıtay imamı olan [İ.Ş.nin] bacanağı olduğunu... isimli şahsın davasının da cemaatin girişimleri ile onandığını bildiğini, bu dosyanın kamuoyunda Kayseri Hipnoz davası olarak nitelendirilen askeri yetkililer ile ilgili bir dava olduğunu, cemaatin yakın markaja almak istediği daire başkanları ve üyelerini daha önceden Bakanlık ve Yargıtay'ın düzenlediği özellikle yurtdışı gezilerine götürüp, yanlarına ekledikleri cemaat mensubu üyeler ile yakın markaja alarak onları etki altında bıraktıklarını, [S.B.yi] yakın markaja almak için cemaatin önceden ayarladığı bir çok yurtdışı gezisine götürdüğünü, bu kişinin başkan olmasında da cemaatin doğrudan etkisi olduğunu, bu kişi cemaatçi olmadığı halde cemaat bu dosyaya çok önem verdiği için bu dosyanın onanmasını sağladığını, ancak bu dosyanın içeriğini tam olarak bilmediğini, bu bilgileri bizzat 8. Ceza Dairesi üyesi olan [M.K.dan] duyduğunu, [M.K.nın] kendisinin de bulunduğu bir sohbet esnasında cemaatin isteği üzerine bu dosyayı onadıklarını söylediğini, Talimat beyanında özetle; Sanığı 2011 yılında yargıtay üyesi seçildikten sonra tanıdığını, sanığın örgütle ilgili bağlantısı hakkında somut bir bilgisi olmadığını, 17-25 aralık sürecinden sonra gerek seçimlerdeki tavırları gerekse ikili konuşmalardaki tavırları nedeniyle sanığın fetö üyesi olduğunu düşündüğünü,"

vi. İ.D.: "Erciş Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olduğu zaman bir süre sonra [İ.Ş.nin] M.A.'nun yanına geldiğini, bu ikisinin bacanak olduklarını, kendisini de yanlarına çağırdıklarını, ailecek gittiğini, [İ.Ş.nin] kendisine akşamki sohbet sırasında bundan sonra M. A. ile görüşebilirsiniz dediğini, kendisinin bunun bir cemaat organizasyonu olduğunu anladığını, toplantılarını bundan sonra M. A. ile O'nun Van'daki lojmanında yapmaya başladıklarını, sohbet grubuna katılan başkalarının da olduğunu, ancak isimlerini hatırlamadığını, toplantılar sonrasında aidatlarını M. A.'ya ya da sohbete gelen başka birilerine verdiğini hatırladığını, burada yine standart sohbet toplantılarında yapılan şeyleri yaptıklarını"

vii. T.T.: "Doğubeyazıt ilçesinde başsavcı olarak görev yaptığını, ünvan aldığı için ünvanlı sohbet gruplarıyla ünvansız sohbet gruplarının farklı olduğunu, 2004-2006 yılları arasında sohbet toplantılarının Erzurumda yapıldığını, Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan M. A.'nun da Erzurumda yapılan toplantılara iştirak ettiğini, 28 şubat sürecinden sonra başka evlerde kamp yapılmasının istendiğini, Doğubeyazıt'ta görev yaparken Beşiktaş'da üç gün bir evde kaldığını, birlikte kaldığı kişilerin devre denilen aynı dönem meslektaşları olduğunu, O evde [İ.Ö.], [M.S.], M. A., [S.nin] (soyismini hatırlamadığı) bulunduğunu, burada daha yoğun biçimde ibadet yapıldığını, çok ihtiyaç olmadığı sürece evden çıkılmadığını, yoğun bir manevi hayat yaşandığını,

viii. E.K: "Yargıtay stajını 2013 yılının başında 8. Ceza Dairesinde yaptığını, sanık M.A.'yu bu dönemde tanıdığını, örgüte ait evlerde kalmasına rağmen bu yapıya üye olduğu konusunda sanık M. A.'nun da herhangi bir bilgisi olduğunu düşünmediğini, seçimden önce ve sözde bağımsız adayların listesine oy vermesini istediğini, geçiştirdiğini hatırladığını, bu telefon görüşmesinden sonra 2014 HSK seçimleri ile ilgili herhangi bir görüşme ve iletişiminin olmadığını,"

7. Başsavcılık tarafından sunulan esas hakkındaki mütalaada, iddianamede yer alan hususların yanı sıra özetle;

"...M.A.nun, örgüt mensubiyetini mesleğin devamı sırasında da sürdürdüğü... Tanıklardan [İ.D.], [T.T.] ve [A.Ş.] tarafından da belirtildiği üzere görev yaptıkları yerler itibariyle aynı sohbet grubu içerisinde olacak şekilde Fetullah Gülen hakkında konuşulan ve himmet adı altında örgüte maddi destek sağlanan toplantılara sanığın bizzat katıldığı, ayrıca sanığın [İ.D.nin] katılımı ile yapılan toplantılar da örgüt adına verilen himmet adındaki aidat ödemelerini bizzat topladığı, Yargıtay üyesi olarak seçildikten sonra da örgüt mensuplarıyla birlikte hareket etmeye devam ettiği, örgütün, çıkarlarına aykırı davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla yaptığı yargısal operasyonlar kapsamında, kamuoyunda 'Kayseri Hipnoz' davası olarak bilinen davada verilen mahkeme ilâmını örgütün talebi doğrultusunda Yargıtay aşamasında onayan heyette yer aldığı, 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri öncesi örgüt tarafından belirlenen adayların seçilebilmesi amacıyla tanık [E.K.nın] beyanından da anlaşılacağı üzere örgüt lehine aktif olarak çalıştığı ve yaptığı çalışmalara ilişkin dokümanları güvenli olarak muhafaza edileceğini düşündüğü kayınpederinin evinde saklamaya çalıştığı, Mali Analiz Raporuna göre de FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında yargılama yapılan kişilerle para alışverişinde bulunduğu, sanığın hem kendisi hem de herhangi bir düzenli geliri olmayan eşi tarafından örgütün yurt dışında faaliyet gösteren ve 'Gülenist Kuruluşlar' olarak isimlendiren kurumlara para aktardığı..."

8. Son celsede başvurucunun son savunması alındıktan sonra silahlı terör örgütü üyeliği nedeniyle 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Sanığın ilk derece hakimi olarak görev yaptığı Van, Karamürsel ve Iğdır'da görev yaptığı dönemlerde örgütsel gruplara dahil olup sohbet adı altında tertiplenen örgütsel toplantılara iştirak ettiği, bu amaçla Erzurum ve Beşiktaş'da düzenlenen kısa süreli kamplara iştirak ettiği, zaman zaman grup sorumlusu olarak himmet paralarını topladığı, 24.02.2011 tarihinde o dönem cemaat olarak nitelenen FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kurul üyelerinin listesinden ve onların ısrarı ile Yargıtay üyeliğine seçildiği, örgüt mensuplarının yüksek mahkemelerde kadrolaşması ve etkinliklerinin artması nedeni ile örgüte dahil olmayanların organize edilmesi amacıyla 2013 yılı içerisinde düzenlenen toplantılara örgüt mensubiyeti nedeni ile çağrılmadığı,

Sanıkta ele geçirilen ve bir çok hakim ve savcının isimlerinin, soyisimlerinin, telefon numaralarının, atandıkları ya da bulundukları yerlerin yazılı olduğu, özellikle bazı hakim ve savcıların isimlerinin karşısında küçük notlar halinde ''+11'', ''+10'', ''+'',''-'', ... gibi isim ve işaretlemelerden bu örgütün 2014 HSYK üyeliği seçimleri öncesi aday olarak desteklediği mensupları lehine seçim çalışması yaptığı,

8. Ceza Dairesinde görev yaptığı dönemde kamuoyunda Hipnoz Davası olarak bilinen ve yeniden yargılama talebinden sonra beraatle sonuçlanan davada örgütsel bir tavırla diğer üyelerle birlikte verilen mahkumiyet kararının onanması yönünde oy kullandığı,

Yargıtay'da eş zamanlı olarak [İ.Ş.] ve [H.K.] ile birlikte üç bacanak olarak görev yapmalarının diğer Yargıtay mensupları arasında dikkat çektiği ve örgütsel bir seçim olarak yorumlandığı...

363824 Nejat kod adlı sivil imam [M.B.] ile 411201 ID arasında geçmekte olup 59344, 396079, 469835, 410798 ID' ye de gönderilen :2016-02-07, 14:45:00 tarih ve saatli mesaj; 'Konu:SAHA BİLGİSİ 8 Ceza watsap grubunda 2 olan heyet say?s?n?n 3'e ç?kar?ld??? ilan? vard?. Ba?kan [H.M.] her üç heyete imza atarken, [A.Y.K.], [N.Ü.]ler ve [F.A.] sadece kendi kat?ld?klar? heyete imza atacaklar [H.B.] ve [R.Ç.] iki heyette imza atacaklar. M. A. ve [A.K.] her üç heyete imza at?yor. [A.K.] kat?lmad???? hiçbir ?eye imza atmazken ve çok rahat ben muhalefet yaz?yorum derken baz? arkada?lar?n [S.B.] bile hakk?nda i?lem yap?lmas? için ihbar eden [H.M.] kolayla?t?rmalar? ve üç heyete de imza atmalar? çok mant?kl? gelmiyor.'' şeklindeki ByLock mesajında isminin geçtiği, mesaj içeriğinden 8. Ceza Dairesinde görevli üyelerden sanığın ve [A.K.nın] kendilerinden olduğu iması yapılarak dairede her üç heyete de imza atarak farklı görüşte olduğunu düşündükleri Başkan [H.M.nin] işini kolaylaştırmalarının sanığın örgütün bir mensubu olarak kabul edilmesi nedeniyle eleştirildiği, ..."

9. Hüküm başvurucu ve müdafi tarafından temyiz edilmiş ve bu kapsamda yapılan inceleme sonucu Yargıtay Ceza Genel Kurulu hükmün onanmasına karar vermiştir. Onama karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Yargıtay üyeliğine yerleştirildiği...

örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla 'mahrem alan' yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından...

Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık ve müdafisinin temyiz itirazları doğrultusunda incelenmesi sonucunda, yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, hükmün sadece veya belirleyici ölçüde sanık ile müdafisinin haberdar edilmediği duruşmada dinlenen tanığın beyanlarına dayandırılmadığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın örgütte kaldığı süre ve bu süre içerisindeki örgütsel eylemlerinin çeşitliliği itibarıyla suç kastının yoğun olması, örgütün mahrem yapılanmasında ve bu yapılanmanın da Yargıtay gibi örgüt tarafından büyük önem taşıyan Anayasal bir kurum içerisindeki örgütlenmesinde yer alması, bu örgütlenme içerisinde tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlandığı şekilde örgütsel saikle hareket ettiği..."

10. Başvurucu nihai hükmü 14/12/2021 tarihinde öğrendikten sonra 21/12/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

11. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

12. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu, istinabe yoluyla dinlenen tanık beyanlarının kendisinin bulunmadığı ortamda alındığını ve bu beyanların mahkûmiyet kararında belirleyici olduğundan şikâyet etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık), adil yargılanma hakkı kapsamında görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında önceki iddialarını yinelemiştir.

14. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

İrfan FİDAN ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.16. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

17. Sanığın, aleyhinde beyanda bulunan tanıklarla esas hakkında kararı verecek hâkimin huzurunda yüz yüze gelmesi, onların güvenilirliğini bu esnada test etme fırsatı elde etmesi adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sanığın suçluluğu konusunda karar verecek hâkim, sağlıklı gözlem yapabilmek ve sadece iddia makamının yorum şekliyle değil savunma makamının iddia ve itirazlarını da değerlendirerek doğru bir vicdani kanaate ulaşabilmek için anlatımlarıyla sanığın hukuki durumunu önemli ölçüde etkileyecek tanıkları huzurda dinlemelidir. Dolayısıyla tanıkların duruşma öncesinde veya haricindeki dinlenmeleri sırasında düzenlenmiş tutanakların veya yazılı açıklamaların duruşmada okunması huzurda dinlemenin eş değeri olarak değerlendirilemez (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Erdal Sonduk [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, § 45).

18. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrası olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini öngörmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Anılan hükmün gerekçesinde de "Delillerin hükmü verecek mahkeme huzurunda ortaya konulması, tartışılması ve irdelenmesi adil yargılama ilkesinin temel gereklerindendir. Bu itibarla, duruşmada sanık ve tanığın ifadesine ait tutanakların okunması ile yetinilmesi, ancak zorunlu hâllerde kabul olunabilir." denilerek bu husus vurgulanmıştır (Erdal Sonduk, § 53). Kaldı ki Yargıtayın da bazı kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu durumlar hakkında genişletici bir yaklaşım benimsediği ve tanık ya da tanıkların beyanının tek değil belirleyici delil olduğu durumları da anılan hükmün kapsamında gördüğü anlaşılmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/3/2021 tarihli ve E.2019/9 MD.213, K.2021/118; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 15/2/2021 tarihli ve E.2020/220, K.2021/1681; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2024 tarihli ve E.2023/1657, K.2024/17714 sayılı kararları).

19. Başvuru konusu olayda ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Bu bağlamda beyanı delil olarak kabul edilen tanıklar K.T., İ.D., T.T. ve E.K.nın istinabe yoluyla alınan beyanları başvurucu ve müdafiine okunmuş ancak tanıkların huzurda dinlenilmesine ilişkin herhangi bir çaba gösterilmemiştir. Diğer taraftan gerekçeli kararda adresleri yargı çevresi dışında bulunan tanıkların duruşmaya getirilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili bir değerlendirme bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun tanık sorgulama imkânından yararlandırılmamasının gerekçelendirilmesi yükümlülüğü somut olayda kamu makamları tarafından yerine getirilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmaması tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir.

20. İkinci olarak, hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama veya sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı incelenecektir. Duruşmada sorgulanmayan tanığın ifadesinin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanığın ifadesinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin değerlendirmesinin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.

21. Başvurucu hakkındaki gerekçeli karar incelendiğinde duruşmada dinlenmeyen tanıkların başvurucu aleyhine verdikleri beyan ve diğer delillerin ağırlığı hususunda Mahkemece herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından "hükmün sadece veya belirleyici ölçüde sanık ile müdafisinin haberdar edilmediği duruşmada dinlenen tanığın beyanlarına dayandırılmadığı" kanaatine gerekçesinde yer verilerek kararın onandığı anlaşılmıştır (bkz. § 9).

22. İnceleme konusu olayda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin mahkûmiyet gerekçesinin istinabe yoluyla dinlenen tanıklar K.T., İ.D., T.T. ve E.K.nın; başvurucunun örgütsel amaçla gerçekleştirilen toplantılara katıldığına, anılan toplantılarda örgüte yardım amacıyla himmet verdiğine ve örgütü ilgilendiren davalarda örgüt talimatı doğrultusunda karar verdiğine ilişkin beyanlarına dayanıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan gerekçeli karara göre Daire huzurunda dinlenen tanıkların genel olarak başvurucunun Yargıtay üyeliğine seçim süreciyle ilgili beyanlarda bulundukları görülmüştür (bkz. § 6). Dairenin gerekçeli kararı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun temyiz isteminin reddine dair kararı birlikte ele alındığında başvurucu yönünden sorgulama imkânı tanınmayan tanıkların anlatımlarının mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.

23. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır. Bu bağlamda yargılama süreci incelendiğinde dosyada tanık beyanlarını destekleyen başka delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan Mahkemenin yargı çevresi dışındaki tanıkları başvurucunun da onlara soru sormasına imkân sağlayacak şekilde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla neden dinlemediğine ilişkin bir bilgi ve belgeye de ulaşılamamıştır. Başvurucu, tanıkların beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığı esnada tanıkların verdikleri cevaplar hakkında izlenim edinme fırsatı elde edememiştir. Bu yüzden tanıkların tepkileri konusunda Mahkemenin dikkatini çekememiş, böylelikle tanık beyanlarının güvenilirliği test edilememiştir. Mahkeme de tanıklar beyanda bulunurken gösterdiği tepkilerle ilgili olarak izlenim edinememiştir. Sonuç olarak güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alındığı hâlde savunmaya, karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda tanıkların duruşmada veya SEGBİS yoluyla dinlenmemesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.

24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

İrfan FİDAN ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

25. Başvuruda tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden başvurucunun adil yargılanma hakkının diğer güvenceleri ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

26. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yaşanan hususlar nedeniyle çeşitli haklarının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Yine bu şikâyetlerden bir kısmının kabul edilemezlik kararları ile sonuçlanan önceki başvurularında benzer içeriklerle ileri sürüldüğü de görülmüştür.

27. Özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasının Ertan Erçıktı (3) ([1. B.], B. No: 2018/14040, 30/6/2021), Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt ([2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle; makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle; kötü muameleye maruz kaldığı iddialarının Mehmet Baransu ([2. B.], B. No: 2015/8046, 19/11/2015) ve Nebahat Baysal Gül ([2. B.],B. No: 2016/14634, 28/5/2019) kararları doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle; sulh ceza hâkimliklerine yönelik tarafsız ve bağımsız mahkemeler olmadığı iddialarının Fırat İşgören ([1. B.], B. No: 2014/6425, 17/11/2016) ve Mehmet Şimşek ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

28. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

29. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

30. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

31. Tanık sorgulama hakkı tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Musa Yılmaz Acar [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).

32. Somut olayda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA İrfan FİDAN ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

Ç. Adil yargılanma hakkının diğer güvenceleri ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (İlk Derece Sıfatıyla) Yargıtay 3. Ceza Dairesine (E.2017/36, K.2019/42) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

Ğ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY

Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Mahkememiz çoğunluğu tarafından, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başvurucu 2011 yılında Yargıtay üyeliğine seçilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında FETÖ/PDY üye olma suçundan 14.12.2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamenin Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından kabulü ile dava görülmeye başlanmıştır. Yargılama sonucunda başvurucu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmış, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından söz konusu mahkûmiyet kararı onanmıştır.

Yargılamayı yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi başvurucu ve müdafilerin hazır bulundukları celsede B.E., M.K.Ö., A.Ş. isimli tanıkları huzurda, İ.Ö. isimli tanığı ise, SEGBİS bağlantısı ile dinlemiştir. Huzurda dinlenen B.E. başvurucunun Yargıtay üyeliği seçimlerinde cemaat üyesi olan HSYK üyeleri tarafından isminin gündeme getirildiğini ve onların ısrarı ile Yargıtay üyesi seçildiğini, onlarla birlikte hareket ettiği için cemaat yapılanmasına mensup olmayan kişilerle yapılan toplantılara çağırmadıklarını beyan etmiştir. Yine M.K.Ö.beyanında başvurucu ile birlikte lojmanda oturduklarını, E.D.’nin başvurucunun İ.Ş.ve H.K.’nın bacanağı olduğunu ve her ikisinin de cemaat üyesi olduğunu söylediğini, SEGBİS yoluyla dinlenen İ.Ö. ise, sanığın 2011 yılında Yargıtay üyeliği seçimlerinde M.K.’nın evinde yapılan ön görüşmeler sırasında 350 kişilik listede 80’lerde olduğunu ve Fethullah Gülen cemaat mensuplarının ısrarı ile Yargıtay üyesi seçildiğini, söz konusu yapıya karşı olan üyeleri buluşturmak için yemek organize ettiklerini, ancak başvurucuyu cemaatçilerin listesinden seçildiği için çağırmadıklarını, başvurucunun diğer seçilen Yargıtay üyeleri H.K. ve İ.Ş. ile bacanak olduğunu gazete haberinden öğrendiğini beyan etmiştir. A.Ş. ise beyanında başvurucunun 2000-2004 yıllarında Karamürsel hakimliği yaptığını, başvurucu ile aynı cemaat ve aynı sohbet grubu içinde yer aldıklarını, 2004 yılında ayrıldığını ve teftişe geçtiğini, daha sonra bir irtibatının olup olmadığını bilmediğini beyan etmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi gerekçeli kararında sanığın 24.02.2011 tarihinde FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kurul üyelerinin listesinden Yargıtay üyesi seçildiğini, cemaat mensubu olduğu için örgüt mensubu olmayanların yemeklere çağrılmadığını, sanıkta ele geçen dokümanlarda birçok hakim ve savcının ve telefon bilgilerinin yazılı olduğu ve karşılarında +10,+11,… gibi işaretler bulunduğu, HSYK üyeliği seçimlerinde cemaat üyesi adaylar lehine seçim çalışması yaptığı, Yargıtay üyelik seçiminde üç bacanak şeklinde dikkat çektiği, yine 363…Nejat kod adlı sivil imam M.B.ile 411…ID arasında geçen yazışmalara yer verilerek sanığın cemaat üyeleri tarafından kendilerinden olduğunun iması yapıldığı ver farklı görüşte oldukları Daire Başkanı H.M.’nin işini kolaylaştırdığı için eleştirildiği belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, Yargıtay 9. Ceza Dairesi gerekçeli kararında gerek huzurda ve gerekse SEGBİS yoluyla dinlenen tanık ifadelerine ve tanık delili dışında da başvurucuda ele geçirilen dokümanların içeriğinde yer alan yazı ve işaretlere, yine başvurucu hakkında Bylock yazışmalarında geçen ifadelere yer vermiştir. İstinabe yoluyla dinlenen ve başvurucu tarafından sorgulanmayan tanıklar huzurda dinlenen tanıklardan farklı bir beyanda bulunmadığı gibi, gerekçeli karar huzurda dinlenilmeyen tanık beyanları üzerine inşa edilmemiştir. Bu nedenle istinabe yoluyla dinlenilen tanıklar hüküm için tek ve belirleyici delil niteliğini haiz değildir.

Başvurucu gerek soruşturma gerekse kovuşturma süreçlerinde müdafi yardımından yararlanmış, iddianameye konu eylemler ve dosya kapsamı hakkında bilgi verilmiş ve savunması alınmıştır. Dosya kapsamında tanık ifadeleri alınmış, başvurucuya tanık beyanına karşı savunma imkânı tanınmıştır. Yine başvurucudan ele geçirilen materyallerde 2014 HSYK seçimleri öncesinde örgüt mensupları lehine seçim çalışması yaptığı belirtilmiştir. Yargılamada başvurucuya esas hakkında mütalaaya savunma imkânı tanınmış ve başvurucunun savunması sonrasında hüküm verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusunda (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaya ilişkin olarak FETÖ/PDY örgütünün özellikleri hakkında kapsamlı açıklamalara yer vermiştir. Söz konusu kararda, yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilerek, özetle; FETÖ/PDY'nin yöneticileri ve üyelerinin, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttüğü ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandığı, gizlilik anlayışı, devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulandığı, FETÖ/PDY'nin gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu belirtilmiştir.

Yine Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Başvurucu hakkında terör örgütü üyeliğinin sübut bulduğunu kabul eden Daire, dosyadaki diğer delilleri ve tanık ifadelerini birlikte değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuştur. Dairenin gerekçeli kararı incelendiğinde, özellikle huzurda dinlenen tanık beyanlarının hüküm için yeterli olduğu görülmektedir. Daire, başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurarken tek ve belirleyici delil olarak istinabe yoluyla dinlenen tanık delillerine dayanmamıştır.

Yargılamayı yapan Yargıtay Dairesi tüm dosya kapsamını nazara alarak, hukuk kurallarını nasıl uyguladığını ve yorumladığını, ayrıca takdir yetkisini gerekçelendirerek hüküm kurmuştur. Dairenin kararı gerekçeli olup, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir. Dairenin kararı, Yargıtay Ceza genel Kurulu tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda onanmış ve kesinleşmiştir. Buna göre, başvurucunun bireysel başvurusunda yer alan iddiaları kanun yolu şikâyeti niteliğini haiz olup, Anayasa’nın 148. maddesinde bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılması yasaklanmış olduğundan, işbu başvurusu açısından kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başkan

İrfan FİDAN

Üye

Ömer ÇINAR