Tanığın veya uzman tanığın dinlenmesine, tanıklara soru sorulmasına ve delillerin ortaya koyulup tartışılmasına yönelik haklı ve makul taleplerin davayı uzatmak amacıyla yapıldığından bahisle soyut gerekçe ile reddedildiği, böylece maddi hakikate ve adalete ulaşmak için görülen duruşmada savunma makamının etkisizleştirildiği, bu tür sorunların davaları ve duruşmaları, usulen tamamlanması gereken sembolik süreçlere düşürme tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığı,

Uygulamada;

Soruşturmaların savunma tarafına karşı kısıtlı yürütülmesinden, şüphelilerin lehine olabilecek delillerin toplanıp soruşturma dosyasına alınmamasından,

Duruşmalarda maddi hakikate ve adalete ulaşılması yönünden yeterli çabanın gösterilmemesinden, kanunlara ve hukuka aykırı uygulamaların hatalı teamüllere dönüşmesinden, savunma hakkının kısıtlanmasından, adaletin gecikmesinden,

Somut hukuki ve fiili gerekçelerden yoksun tutukluluk veya elkoyma tedbirlerinden, en önemlisi de bu tedbirlere karşı yapılan itirazlardan sonuç alınamamasından,

Davada sözlü yargılamanın yerini yazılı usulün almasından,

Şüphe sanık aleyhine yüzde yüz giderilmeden veya şüphenin sanık aleyhine değerlendirilmesi suretiyle verilen mahkumiyet kararlarından ve bunlara karşı kanun yollarının etkili işletilememesinden, ne kadar güçlü savunma yapılırsa yapılsın sonucun değişmeyeceğine dair inançsızlıktan,

Kaynaklanan birçok eleştirinin gündeme getirildiği,

Bu tür eleştirilerin çözülebilmesi için cevaplandırılması gereken asıl sorun, ceza muhakemesinin amacının ne olduğu, bu amacın iddianın ve savunmanın çelişmesi ve çatışması suretiyle maddi hakikate ve adalete ulaşılması olarak kabulünün gerektiği,

Bu amaçla; kanuniliğin, ceza sorumluluğunun şahsiliğin, masumiyet karinesinin ve dürüst yargılanma hakkının gözetilmesinin ve bunun için gereken usuli güvencelerin, hem kanunlarda hem de uygulamada taraflara sağlanmasının zorunlu olduğu,

İzahtan varestedir.