Giriş

İş uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması, kural olarak dava şartıdır. Ancak arabuluculuk sürecinin yürütülmesi ve son tutanağın düzenlenmesi sırasında ortaya çıkan eksikliklerin, doğrudan mahkemeye erişim hakkının kaybedilmesine yol açıp açmayacağı ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirir.

Anayasa Mahkemesi, 20 Ekim 2026 tarihli ve 33406 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Durmuş Çelik Başvurusu kararında, işçilik alacakları bakımından arabuluculuk son tutanağında uyuşmazlık konusunun yeterince somutlaştırılmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir.

Anayasa Mahkemesinin 18 Mayıs 2026 tarihli, 2023/33449 başvuru numaralı kararında ortaya koyduğu değerlendirme, zorunlu arabuluculuk uygulamasında yalnızca şekli koşullara değil, sürecin amacı ve başvurucuya yüklenen külfetin ölçülülüğüne de dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir.

1. Uyuşmazlık nasıl ortaya çıktı?

Başvurucu Durmuş Çelik, işçi olarak çalıştığı sırada iş sözleşmesinin askerlik nedeniyle sona ermesi üzerine kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacakları için işverene karşı dava açmıştır.

Başvurucu, 28 Eylül 2018 tarihinde açtığı davada başlangıçta 500 TL kıdem tazminatı ve 500 TL fazla çalışma ücreti olmak üzere toplam 1.000 TL talep etmiş; alacaklarının faizleriyle birlikte ödenmesini istemiştir.

İlk derece mahkemesi davayı kabul ederek başvurucu lehine kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti ödenmesine karar vermiştir.

Ancak işverenin istinaf başvurusu üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık konusunun yeterince açık belirtilmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını kaldırmış ve davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine kesin olarak karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin değerlendirmesinde, arabuluculuk son tutanağında uyuşmazlığın genel olarak “işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan” şeklinde ifade edilmesinin yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

Bunun üzerine başvurucu, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

2. Anayasa Mahkemesi hangi hukuki soruna odaklandı?

Uyuşmazlığın temelinde, zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilip getirilmediği kadar, arabuluculuk tutanağındaki eksikliğin sonuçlarının başvurucuya yüklenmesinin adil olup olmadığı sorunu bulunmaktadır. Somut olayda başvurucu, arabuluculuk bürosuna başvurmuş ve arabuluculuk görüşmelerine katılmıştır. Süreç sonunda taraflar anlaşamamış, ancak son tutanakta kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti gibi alacak kalemleri açıkça belirtilmemiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun arabuluculuk sürecini tamamen atladığı bir durumla karşı karşıya olmadığını dikkate almıştır. İncelemede, arabuluculuk sürecinin gerçekten yürütülüp yürütülmediği ve tarafların hangi alacaklar üzerinde anlaşmaya varamadığının tutanaktan anlaşılıp anlaşılamadığı önem kazanmıştır.

Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklarını bir mahkeme önüne taşıyabilmelerini güvence altına alır. Bu hak mutlak değildir; kanun koyucu dava şartları ve usul kuralları öngörebilir. Bununla birlikte, söz konusu kuralların uygulanması hakkın özünü zedelememeli ve kişilere aşırı bir külfet yüklememelidir.

3. Arabuluculuk tutanağındaki eksiklik kimin sorumluluğundadır?

Kararın dikkat çeken yönlerinden biri, arabuluculuk son tutanağının hazırlanmasında arabulucunun rolüne ilişkin değerlendirmedir.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 17. maddesi kapsamında düzenlenen son tutanak, sürecin nasıl sonuçlandığını belgelendiren önemli bir belgedir. Tarafların anlaşamadığı hususların tutanakta gösterilmesi, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların ve dava şartına ilişkin tereddütlerin önlenmesi bakımından önem taşır.

Anayasa Mahkemesi, somut olayda son tutanakta yalnızca genel bir ifadeye yer verilmesini ve hangi alacak kalemlerinde anlaşma sağlanamadığının belirtilmemesini değerlendirmiştir. Ayrıca arabulucunun, tutanağın içeriği ve düzenlenme şekli hakkında tarafları bilgilendirme yükümlülüğüne de dikkat çekmiştir.

Kararda, arabuluculuk başvuru formunda uyuşmazlığın “işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan” şeklinde ifade edilmiş olmasının da dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

Bu çerçevede, tutanağın içeriğindeki eksiklik nedeniyle davanın usulden reddedilmesinin başvurucu üzerinde ağır bir külfet oluşturduğu değerlendirilmiştir. Arabuluculuk sürecini yürütmüş olan kişinin, tutanağın düzenlenmesindeki eksikliklerin tüm sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılması, somut olayın koşulları bakımından ölçüsüz bulunmuştur.

Burada önemli olan, arabuluculuk tutanağındaki her eksikliğin önemsiz sayılması değildir. Asıl mesele, eksikliğin niteliği, başvurucunun süreçteki davranışı, arabuluculuk başvurusunun kapsamı ve uygulanan yaptırımın ağırlığı birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmasıdır.

4. Anayasa Mahkemesi hangi sonuca ulaştı?

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kararda, işçilik alacakları yönünden arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği kabul edilerek davanın usulden reddedilmesinin, somut olayda mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı bir külfet oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğunu belirtmiştir. Bu nedenle ihlal kararının ilgili yargı merciine gönderilmesi ve yeniden yargılama işlemlerinin başlatılması gerektiğine hükmetmiştir.

Başvurucunun talep ettiği maddi ve manevi tazminat ise yeniden yargılamanın ihlalin sonuçlarını gidermek için yeterli bir giderim sağlayacağı değerlendirilerek reddedilmiştir.

Öte yandan başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyeti, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Dolayısıyla karar, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde verilmiş bir karar değildir.

5. Karar, işçilik alacakları davaları bakımından ne ifade ediyor?

Bu kararın uygulama bakımından önemli sonuçları bulunmaktadır.

Birincisi, arabuluculuk son tutanağının içeriği daha da önem kazanmıştır. İşçilik alacaklarında kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti ve diğer alacak kalemlerinin uyuşmazlık konusu olarak açıkça belirtilmesi, dava şartına ilişkin sorunların önüne geçilmesine yardımcı olacaktır.

İkincisi, arabuluculuk başvurusu ile son tutanak birlikte değerlendirilmelidir. Uyuşmazlığın kapsamı yalnızca son tutanaktaki tek bir ifadeye bakılarak değil, başvuru formu ve sürecin diğer belgeleri de dikkate alınarak incelenmelidir. Bununla birlikte, başvuru formunun kapsamı ile son tutanağın içeriğinin birbiriyle uyumlu olması uygulamada önemini korumaktadır.

Üçüncüsü, arabuluculuk sürecindeki eksikliklerin sonuçları otomatik biçimde taraflardan birine yüklenmemelidir. Eksikliğin nasıl meydana geldiği, tarafların sürece katılımı ve eksikliğin davanın esasının incelenmesini engellemesinin ölçülü olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Dördüncüsü, karar zorunlu arabuluculuğu ortadan kaldırmamaktadır. İş uyuşmazlıklarında kanunen arabuluculuğa başvurulması gereken hâllerde bu yükümlülük devam etmektedir. Karar, arabuluculuk sürecini hiç işletmeden dava açılabileceği veya tutanaklardaki her eksikliğin sonuçsuz kalacağı anlamına gelmez.

6. Uygulamada bundan sonra nelere dikkat edilmeli?

Kararın ortaya koyduğu yaklaşım doğrultusunda, tarafların ve hukuk uygulayıcılarının şu hususlara dikkat etmesi yerinde olacaktır:

Arabuluculuk başvurusu yapılırken: Talep edilen her bir işçilik alacağı mümkün olduğunca açık ve ayrı ayrı belirtilmelidir.

Arabuluculuk görüşmeleri sırasında: Hangi alacak kalemlerinin görüşüldüğü ve hangilerinde anlaşma sağlanamadığı netleştirilmelidir.

Son tutanak düzenlenirken: Genel ifadelerle yetinilmemeli; uyuşmazlığın kapsamı ve anlaşamama durumu somutlaştırılmalıdır.

Tutanak imzalanmadan önce: Taraflar ve vekilleri, tutanağın uyuşmazlığın gerçek kapsamını yansıtıp yansıtmadığını kontrol etmelidir.

Dava açılmadan önce: Arabuluculuk başvuru formu ve son tutanak birlikte incelenmeli; dava şartına ilişkin olası eksiklikler mümkün olduğu ölçüde giderilmelidir.

Dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararı verildiğinde: Somut olayın özelliklerine göre, şekli eksikliğin mahkemeye erişim hakkı üzerinde ölçüsüz bir sonuç doğurup doğurmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki Anayasa Mahkemesinin kararı, son tutanağın eksik olması hâlinde her durumda eksikliğin sonradan giderilebileceğine ilişkin genel bir kural getirmemektedir. Kararın etkisi, somut olayda ortaya çıkan eksiklik ile davanın usulden reddedilmesi arasındaki ilişkinin temel haklar yönünden değerlendirilmesidir.

Sonuç ve hukuki değerlendirme

Anayasa Mahkemesinin Durmuş Çelik Başvurusu kararı, zorunlu arabuluculuğun bir dava şartı olarak uygulanması ile kişilerin mahkemeye erişim hakkının korunması arasında adil bir denge kurulması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kararın temel mesajı, usul kurallarının önemini ortadan kaldırmak değil; bu kurallar uygulanırken somut olayın özelliklerinin ve kişiye yüklenen külfetin göz ardı edilmemesidir.

Uygulamada arabuluculuk son tutanaklarının daha dikkatli hazırlanması, uyuşmazlık konularının açıkça gösterilmesi ve dava şartı incelemesinin yalnızca şekli bir değerlendirmeye indirgenmemesi önem taşımaktadır.

Sonuç olarak karar, işçilik alacakları davalarında arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülmesinin önemini bir kez daha hatırlatırken, arabuluculuk tutanağındaki eksikliklerin mahkemeye erişim hakkı üzerindeki etkisinin de ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.