I. Giriş

Dokunulmazlık denildiğinde akla ilk; temsili demokraside milletin temsilcisinin, yani yasama veya milletvekilinin dokunulmazlığı gelir[1].

Dokunulmazlık, hukuki ve cezai sorumluluktan muaf olmaktır. Bu muafiyet veya yargı bağışıklığı, “hukuk devleti” ilkesini rencide edecek şekilde bir ayrıcalığın veya suç işleme özgürlüğünün milletvekiline tanınması olarak anlaşılmamalıdır. Prensip olarak, hukuk devletinde herkes hukukilik denetimine açık olmalı, hukuka aykırı veya konusu suç teşkil eden eylemlerinden dolayı hesap vermelidir.

Ancak bu prensibe, halkı temsil eden kişinin iradesinin kısıtlanmaması, baskı altına alınmaması, temsilcilik görevini özgürce yapabilmesi, konuşabilmesi, davranabilmesi ve oy kullanabilmesi amacıyla istisna getirilmiştir. Milletvekili dokunulmazlığına yöneltilen birçok eleştiriye rağmen, özellikle muhalif parlamenterlerin korunabilmesi için yasama dokunulmazlığının korunması gerektiğine inanmaktayız.

Milletvekillerinin işledikleri suçlardan dolayı korunmamaları gerektiği, asil gibi vekilin de hukukilik denetimine açık olmasında isabet olduğu türünde gerekçeler, parlamenterlerin parlamentoya giderek veya ülkenin her yanında halkı temsil edebilme özgürlüklerinin önüne geçilmesi amacıyla yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya aşırı kısıtlanmasına dayanak teşkil edemez.

II. Mutlak Kürsü Dokunulmazlığı ve Geçici Dokunulmazlık Ayırımı

1982 Anayasası’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83. maddesinde, kürsü dokunulmazlığı adı ile bilinen mutlak dokunulmazlığın 1. fıkrada ve muvakkat dokunulmazlık adı ile bilinen geçici dokunulmazlığın ise 2. ve devamı fıkralarda düzenlendiği bilinmektedir. Bu hususları düzenleyen Anayasa m.83/1-2’ye göre; “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır”.

Bizde kürsü dokunulmazlığı mutlak ve sınırsızdır. Milletvekilleri, Meclis çalışmaları ile ilgili oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden sorumlu tutulamazlar. Hatta Meclis Genel Kurlu aksini kararlaştırmadıkça milletvekili, bu düşüncelerin Meclis dışında tekrarlanması ve açığa vurulmasından dolayı da sorumlu tutulamaz. Bu sorumsuzluğun olabilmesi için, Mecliste söylenen dışarıda tekrarlanmalı veya açığa vurulmalıdır. Meclis çalışmalarında kullanılan oy ve açıklamalar ile Mecliste ileri sürülen düşüncelerin, o oturumun Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça, buralarda yapılan açıklamaların kelimesi kelimesine dışarıda tekrarlanması ve açığa vurulması, açıklamayı yapan milletvekilinin veya diğer bir milletvekilinin sorumluluğuna yol açmayacaktır. Elbette bu dokunulmazlık; yalnızca milletvekilleri ve bu sıfatı taşımayan bakanlar için geçerli olup, milletvekilinin açıklamalarının haberleştirilmesi dışında bir başkası tarafından söylenmesi, o kişiyi sorumlu kılar.

Meclis çalışmalarında veya Mecliste söylenmeyen, yani dışarıda yapılan açıklamalardan dolayı milletvekilinin sorumluluğu devam eder. Bu noktada, kalıcı yasama (kürsü) dokunulmazlığı değil, geçici yasama dokunulmazlığı gündeme gelir.

Kürsü dokunulmazlığı o derece sınırsızdır ki, Meclis çatısı altında olsun veya olmasın Meclis çalışmaları ile ilgili her türlü sözü, düşünce açıklamasını ve oyu kapsar. Kimisi, kürsü dokunulmazlığının da sınırsız olmadığını ileri sürer. Bu düşünce ancak iki nedenle doğru kabul edilebilir. Birincisi milletvekilinin açıklaması, Mecliste ileri sürülmeli veya Meclis çalışmaları ile ilgili olmalıdır. İkincisi ise, milletvekili tarafından bu düşüncenin dışarıda tekrarlanmasına veya açığa vurulmasına Meclis Genel Kurulu tarafından engel getirilmemelidir. Bu iki hal dışında kürsü dokunulmazlığı sınırsız olup, milletvekili sıfatının son bulması halinde de hukuki ve cezai sorumsuzluk devam eder.

Tüm bunların yanında geçici dokunulmazlık ise; seçimden önce veya sonra suç işlediği iddia edilen milletvekiline, iki istisna hariç, dokunulmazlığı usule uygun kaldırılmadıkça milletvekilliği süresince güvence tanır. Anayasa m.83/2’de belirtildiği üzere, Geçici dokunulmazlık sürelidir, kısıtlıdır. Dokunulmazlığın amacı; milletvekillerine suçtan kurtulma veya suç işleme imkanı tanımak olmayıp, halkı temsil görevlerini kısıtlama olmadan ve baskı görmeden yapabilmelerini sağlamaktır.

Geçici dokunulmazlığı düzenleyen Anayasa m.83/2’de yer alan; “Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.” ifadesi gereğince, burada gösterilen şartlar sağlandığında milletvekili hakkında soruşturmaya başlanılması için Meclis kararına ihtiyaç bulunmayacak re’sen soruşturma başlatılabilecektir.

Anayasa m.83/2 hükmü okunduğunda; ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin sadece seçimden sonra gerçekleşen suçüstü hallerini mi kapsadığı, yoksa seçimden önce ve seçimden sonra gerçekleşmiş olan suçüstü hallerini kapsayıp kapsamadığı konusunda tereddüt oluşabilmektedir[2].

Anayasa m.83/2’nin ilk cümlesinde; seçimden önce veya sonra denilerek, suç işlediği ileri sürülen milletvekili için yasama dokunulmazlığının sınırının çizildiği görülmektedir. Anayasa m.83/2’nin ilk cümlesinin devamında; ilk fıkrada tanımlanan kürsü dokunulmazlığı dışında kalan ve geçici dokunulmazlık olarak da bilinen yasama dokunulmazlığının sınırı çizilmiş olup, hüküm seçimden önce veya sonra ibaresi ile başladığından, Ceza Muhakemesi Kanunu m.2/1-j’ye ve m.90/1’e göre belirlenecek suçüstü halinin ağır cezalık olanlarının her iki dönemi kapsadığı sonucuna varılmalıdır, yani yasama dokunulmazlığının istisnalarından birisi olan ağır cezalık suçüstü hali sadece milletvekili olarak seçilmekten sonrayı değil, öncesini de içine alır.

Anayasa m.83/2’nin ikinci cümlesinin devamında; “…seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.” ifadesine yer verilerek, kişinin milletvekili sıfatını alması öncesinde soruşturmasına başlanmış olan ve Anayasa m.14’ün kapsamına giren durumların yasama dokunulmazlığının bir diğer istisnası sayılacağı ifade edilmiştir. Anayasa m.14’de ifade edilen; “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler” ile ilgili durumlarda, soruşturmaya seçimden önce başlanması gerektiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Burada suçun ağır cezalık olup olmaması önemli değildir, ancak milletvekili seçildikten sonra başlayan soruşturma yasama dokunulmazlığının istisnası kapsamında sayılmaz.

Burada sayılan istisnalardan birisinin gerçekleşmesi halinde, durumun yazı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bildirilmesi yeterlidir ve ayrıca TBMM tarafından yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek bulunmamaktadır.

Anayasa m.83/2’de belirtilen soruşturmanın seçimden önce başlaması koşulu yalnızca ortada bir soruşturmanın bulunmasını değil, seçimden önce derdest olan soruşturmanın aynı zamanda milletvekili hakkında açılmasını da kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle; sadece soruşturma dosyasının seçimden önce açılması yeterli olmayıp, bu soruşturmanın milletvekili hakkında da yapılması gerekmektedir.

Geçici dokunulmazlığın Anayasa m.83/2’nin ikinci cümlesinde düzenlenen istisnası bakımından ikinci mesele, Anayasa m.14'ün kapsamının ne olduğudur. Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa m.14 hükmünü incelediği kararlarında görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kararlarının çoğunluk görüşüne göre; yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçların, yargı organlarının kararlarıyla belirlenmesi halinde belirlilik ve öngörülebilirlik sağlanmayacaktır. Bu sebeple; Anayasa m.14 kapsamına hangi suçların girdiği belirli olmadığından, ilgili hüküm Anayasa m.13’de aranan “kanunilik” ilkesini karşılamayacaktır. Kanunilik şartı sağlanmadan bir kısıtlamaya gidildiğinde, Anayasa m.67’de güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ihlal edilecektir[3].

Anayasa m.13’de yer alan “kanunilik” ilkesine uygun bir sınırlama getirilebilmesi için kamu gücünü kullanan organların keyfiliğini engelleyebilecek ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak, “öngörülebilirlik” ve “belirlilik” ölçütlerini karşılayan yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Anayasa m.83/2’de yasama dokunulmazlığının dışında bırakılan haller olarak gösterilen Anayasa m.14’de sayılan durumlar, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması için aranan “kanunilik” ilkesini karşılamadığından, AYM önüne gelen başvurularda ihlal kararı vermektedir.

Atıf yaptığımız ve çoğunluk görüşüne yer verdiğimiz Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında yer alan karşı oy görüşüne göre; AYM, somut ve soyut norm denetiminde dahi Anayasa hükümlerini denetleyememektedir. Çünkü AYM’nin yetkisi; kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya uygun olup olmadığını denetlemektir. AYM’nin, yetkisini aşarak Anayasa hükmünün “Anayasaya uygunluğunu” denetlemesi mümkün değildir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla önüne gelen dosyada bir kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı denetimini de yapmamalı, bu konuda bir sıkıntı görmekte ise bu durumu eleştiri konusu yapıp bırakmalıdır.

Kanaatimizce; Anayasa m.14 hükmünün; Türk Ceza Kanunu'ndaki karşılığının, Devletin birliğini ve Ülke bütünlüğünü bozmak suçunu düzenleyen 302, düşman ile işbirliği yapmak suçunu düzenleyen 303, devlete karşı savaşa tahrik suçunu düzenleyen 304, temel milli yararlara karşı hareket suçunu düzenleyen 305, yabancı devlet aleyhine asker toplamak suçunu düzenleyen 306, Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 309 ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı silahlı isyan suçunu düzenleyen 313. madde olduğu konusunda tartışma bulunmamaktadır.

Gerek Anayasa m.14 ve gerekse Anayasa m.83/2'nin, somut olarak sınırlama kapsamına giren suçların neler olduğunu göstermediği dikkate alındığında, bu soyut hükümlerin hangi suçları kapsadığı açıkça belirtilmediğinden, daraltılan 14. maddenin, Türk Ceza Kanunu m.311 ve 312'yi kapsayıp kapsamayacağını tartışmak gerekir.

Soyut bir hüküm olan Anayasa m.14'ün mevcut hali, maalesef herhangi bir suçu yasama dokunulmazlığı kapsamına sokmaya hala elverişlidir. Burada ya 14. madde kaldırılmalı ya da maddenin, hangi somut suçları kapsamına aldığı açıkça gösterilmelidir. Maddenin yürürlükten kaldırılması görüşü, özgürlükçü anlayışı; suçların somutlaştırılarak maddenin yürürlüğüne devam edilmesi ise, temkinli özgürlüğü, yani “Özgürlük olmalı, ancak demokratik toplumda duyulan zorunluluklar ile başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amacıyla somut sınırlamalara tabi tutulmalıdır.” anlayışını temsil eder. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. madde var iken, 14. maddeye hala neden ihtiyaç duyulduğu da, cevabı aranacak ayrı bir sorudur[4].

Kürsü dokunulmazlığı ile geçici dokunulmazlık arasında ince bir çizgiye işaret etmek gerekirse;

Yasama dokunulmazlığı milletvekilliği süresince devam eder, bu sürede yararlanılan kürsü dokunulmazlığı “mutlak” olduğu için milletvekilliği bittikten sonra da sürer, fakat muvakkat, yani geçici dokunulmazlık milletvekilliği bittikten sonra devam etmez, hatta milletvekilliği süresinde geçici dokunulmazlığın kaldırılması da mümkündür.

III. Milletvekilinin Sosyal Medya Paylaşımlarının Kürsü Dokunulmazlığı Kapsamında Değerlendirilmesi

Milletvekillerinin kullandıkları ve görüşlerini açıkladıkları paylaşımlarda bulundukları sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilebilir mi veya Mecliste ileri sürdükleri düşünceleri dışarıda tekrarladıklarında, bu düşünceleri paylaşan alanlara kısıtlama getirilebilir mi? Anayasa m.83/1’de düzenlenen ve yukarıda açıkladığımız üzere milletvekilinin mutlak olan kürsü dokunulmazlığının, sosyal medya üzerinde halka açıkladıkları görüşlerini kapsayıp kapsamayacağına açıklama getirmek gerekmektedir.

Bir önceki başlık altında izah ettiğimiz hususlar ışığında özetle; Anayasa m.83’de düzenlenen yasama dokunulmazlığı; hem kürsü, yani mutlak ve hem de muvakkat, yani geçici dokunulmazlıkları kapsar. Milletvekilleri için kürsü dokunulmazlığı Anayasa m.83/1’de güvence altına alınmış olup, milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleriyle mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden dolayı, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclis tarafından başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak veya açıklamaktan sorumlu tutulamazlar. Milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı; dışarıda herhangi bir yerde, televizyonda, radyoda, basında, sosyal ortamlarda ve “sosyal medya” olarak bilinen internet üzerinde yapılan açıklamalar ile paylaşımları da kapsar. Bu nedenle; milletvekilinin Meclis çalışmalarında kullandığı oy ve sözler ile düşünce açıklamalarını ve buna bağlı davranışlarını sosyal medya üzerinden paylaşması engellenemez ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli de getirilemez.

Bir mutlak dokunulmazlık türü olan ve kapsamlı sorumsuzluk öngören kürsü dokunulmazlığı; halkı temsil eden milletvekilinin bir kamu görevi olan milletvekilliği görevini ifa ederken ortaya koyduğu düşünceler ile bunları paylaştığı alanları kapsayacak şekilde geniş ele alınmalıdır. Kürsü dokunulmazlığı, yalnızca yapılan açıklamaları değil, bunların paylaşıldığı alanların kısıtlanmamasını da içine alacağından, milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığına giren açıklamaları ve paylaşımları nedeniyle sosyal medya hesaplarına ve yine bu düşüncelerin haber niteliğinde paylaşıldığı yerlere kısıtlama getirilemez.

Anayasa m.83/2’de geçici dokunulmazlık ise; ağır cezalık suçüstü hali ile Anayasa m.14 kapsamına giren sebepler hariç, milletvekilinin milletvekilliği süresince veya dokunulmazlığı kaldırılmadan işlediği suçlardan dolayı tutulamayacağını, sorguya çekilemeyeceğini, tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını öngördüğünden, bu dokunulmazlık türünün sirayeti gereğince de milletvekillerinin açıklamalarından ve paylaşımlarından dolayı sosyal medya hesaplarına kısıtlama veya engel getirilemez.

Şayet milletvekilinin sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlarındaki açıklamaları, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleri ile Mecliste ileri sürdüğü düşüncelerden ibaret ve bunlarla sınırlıysa mutlak kürsü dokunulmazlığı kapsamında görülmeli ve milletvekili bunlardan dolayı hiçbir şekilde sorumlu tutulmamalı; bunun yanında milletvekilinin sosyal medya üzerinden paylaşım yoluyla yaptığı açıklamalarının, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerden veya Mecliste ileri sürdüğü düşüncelerden farklı, onların kapsamını aşan biçimde paylaşıldığı tespiti durumunda ise, bu husus Anayasa m.83/2’de yer alan geçici dokunulmazlık kapsamında görülmeli ve o hüküm uyarınca uygulama yapılmalıdır. Dolayısıyla; hiçbir gerekçe halihazırda milletvekili sıfatını haiz olan kişinin halka düşüncelerini ulaştırmak amacıyla kullandığı sosyal medya hesabına erişimin doğrudan engelleme getirilmesi için haklı gerekçe olmayacağı gibi, ihtimaller dahilinde bir önceki cümlede izah ettiğimiz şekilde uygulama yapılmasının isabetli olacağını düşünmekteyiz.

Ayrıca, milletvekilinin mutlak olan kürsü dokunulmazlığı bakımından son bir hususu da açıklık getirmek isteriz. Yukarıda izah ettiğimiz üzere; milletvekilinin Anayasa m.83/1 kapsamında Meclis çalışmalarında yaptığı açıklamalarını tekrar maksadıyla sosyal medya üzerinden paylaşarak halka aktarmasının kürsü dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Burada paylaşımı yapan ve Mecliste ileri sürdüğü fikirleri tekrarla halka sosyal medya üzerinden aktaran milletvekilinin bizzat kendisi olduğundan, buna yasama/milletvekili dokunulmazlığının doğrudan etkisi veya doğrudan kapsamı denilebilir. Ayrıca milletvekilinin; kürsü dokunulmazlığına giren ifadelerini sosyal medya hesabından da paylaşabileceğinin, buna engel getirilmesinin Anayasa m.83/1 uyarınca hukuka aykırı olacağının ve bunlardan dolayı milletvekilinin hiçbir şekilde sorumluluğuna gidilemeyeceğinin açık ve bunun yasama/milletvekili dokunulmazlığının doğrudan etkisi olarak değerlendirilecek olması yanında, milletvekilinin Meclis çalışmaları kapsamında yaptığı ve mutlak kürsü dokunulmazlığı kapsamında yer alan açıklamalarının tekrar mahiyetinde bizzat kendisi tarafından olmasa da haber sitelerinde veya yayınlarında yayımlanabileceği, burada da yapılan tekrar yayınların milletvekilinin mutlak kürsü dokunulmazlığı kapsamında görülmesi gerektiği, bunun da yasama/milletvekili dokunulmazlığının dolaylı etkisi veya dolaylı kapsamı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır.

Yasama dokunulmazlığı milletvekili olan kişinin şahsına bağlı olup başkasını kapsamaz. Bununla birlikte, milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı kapsamına giren açıklamalarını yorum katmadan ve olduğu gibi kamuoyuna aktaran, basında veya sosyal medyada paylaşan kişinin de haber alma verme hakkı kapsamında bu paylaşımdan sorumlu tutulmaması gerekir. Böylece; milletvekilinin kürsü dokunulmazlığına giren açıklamalarından dolayı dokunulmazlığı ve bunların dışarıda tekrarlanmasının engellenemeyeceği tartışmasız olmakla birlikte, bunları haber niteliğinde dışarıda paylaşanların da bu dokunulmazlığın dolaylı etkisinden yararlanacakları, bu tür birebir paylaşımların paylaşan açısından hukuki sakınca oluşturmayacağı sonucuna varılmalıdır.

IV. Piyasa Dolandırıcılığı Suçu Kapsamında Milletvekili Dokunulmazlığı

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Piyasa dolandırıcılığı” başlıklı 107. maddesinde; (1) Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapanlar, emir verenler, emir iptal edenler, emir değiştirenler veya hesap hareketleri gerçekleştirenler üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak, bu suçtan dolayı verilecek olan adli para cezasının miktarı, suçun işlenmesi ile elde edilen menfaatten az olamaz.

(2) Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayan ve bu suretle menfaat sağlayanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.

(3) Birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen kişi pişmanlık göstererek, beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı, Hazineye;

a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.

c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.” şeklinde üç fıkra halinde piyasa dolandırıcılığı suçu düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; 1. ve 2. fıkralarda iki ayrı suç tipi tanımlanmış olup, 3. fıkrada ise 1. fıkrada tanımlanan suçun üç başlıkta etkin pişmanlık haline yer verilmiştir.

İlk olarak belirtmeliyiz ki; bir milletvekili hakkında bu suçu işlediğinden bahisle bir iddianın ortaya atılması durumunda, yukarıda açıkladığımız üzere, Anayasa m.83/1 kapsamında mutlak olan kürsü dokunulmazlığına giren bir sebebin varlığından bahsedilemeyeceğinden, konunun Anayasa 83/2 kapsamında geçici dokunulmazlık ile ilgili olarak değerlendirilmesi gerekir.

Anayasa m.83/2’de yer alan geçici dokunulmazlık; ismi üzerinde geçici olduğu gibi, aynı zamanda istisna durumu hariç, dokunulmazlığı Meclis kararıyla kaldırılmadıkça milletvekilinin tutulamayacağını, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını, yani bir ceza soruşturmasına muhatap olmayacağını da güvence altında alır. Dolayısıyla; m.83/2’nin ikinci cümlesinde düzenlenen istisnai durum ayrık olmak üzere, her durumda milletvekili hakkında soruşturma başlatılabilmesi, ancak Meclisin bu yönde bir karar almasının sonucunda hukuken mümkün olabilecektir. Burada izah edilmesi gereken, piyasa dolandırıcılığı suçunun milletvekilli geçici dokunulmazlığının istisnasını teşkil eden Anayasa m.83/2’nin ikinci cümlesi kapsamına girip girmediğidir.

Anayasada düzenlenen geçici dokunulmazlığın istisnaları; ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ile seçimden önce suçun soruşturulmasına başlanmış olması ve Anayasa m.14 kapsamına giren bir hal taşımasından ibarettir. Sermaye Piyasası Kanunu m.107’de düzenlenen suçun, hem ağır cezalık bir suç olmadığını ve hem de Anayasa m.14 kapsamına girmediğini söylemek gerekir. Milletvekili hakkında piyasa dolandırıcılığı suçu ile ilgili soruşturma açılabilmesi için, mutlaka Meclisin karar alması suretiyle dokunulmazlığını kaldırmasının şart olduğunu, ancak bunun üzerine ceza soruşturmasının başlatılabileceğini ifade etmek gerekir. Milletvekilliği dokunulmazlığın Meclis kararı ile kaldırılmasının yanında, milletvekilliğinin düşmesi halinin veya milletvekilliğinin süre dolmasıyla birlikte sona ermesi durumlarında da soruşturma yürütülebilecektir.

Burada esas izah edilmesi gereken ise; her ne kadar milletvekili hakkında piyasa dolandırıcılığı suçundan dolayı Meclis kararı ile dokunulmazlığı kaldırılmadıkça soruşturma başlatılmasının mümkün olmayacağı açık olsa da, bunun yanında milletvekilinin böyle bir durumda Sermaye Piyasası Kanunu m.107/3’de yer alan, “(3) Birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen kişi pişmanlık göstererek, beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı, Hazineye;

a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.

c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir.” şeklindeki etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmasının mümkün olup olmadığıdır.

Kanaatimizce; Sermaye Piyasası Kanunu m.107/3-b,c’de bulunan ve piyasa dolandırıcılığı suçu için öngörülen etkin pişmanlık hallerinden faydalanabilmek için soruşturma evresinin veya kovuşturma evresinin başlamış ve devam ediyor olması şart olduğundan, milletvekilinin Meclis kararı ile dokunulmazlığı kaldırılmadığı takdirde sıfatı devam ederken bunlardan faydalanması mümkün değildir. Ancak; gerek Anayasada ve gerekse ceza kanunları ile Sermaye Piyasası Kanunu’nun ilgili hükümlerinde herhangi bir aksi düzenlemenin bulunmadığı da gözetilerek, SPK m.107/3-a’da açıkça “Henüz soruşturma başlamadan önce …” denildiğinden, milletvekili kendisi hakkında böyle bir iddia ortaya atıldığında, fakat dokunulmazlığı kaldırılmadığı için milletvekili sıfatını haiz olmaya devam ederken kendisi hakkında soruşturma da başlatılamamasına rağmen bu hükümden faydalanmak suretiyle etkin pişmanlıkta bulunabilir. Bu durum; milletvekili hakkında dokunulmazlığın kaldırılması kararı verilmesi, milletvekilliğinin herhangi bir sebeple düşmesi veya sürenin dolması ile milletvekilliğinin son bulması ile milletvekili hakkında soruşturma başlatılması engellemez. Ancak soruşturmanın başlatılması sonrası Cumhuriyet savcısı, milletvekilinin soruşturma öncesinde SPK m.107/3-a’da belirtilen etkin pişmanlıktan faydalandığını tespit ettiğinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “(1) Cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.” hükmü gereğince, eski milletvekili olan şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi gerekir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Cem Serdar

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------------------

[1] Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Ersan Şen, “Dokunulmaz”, https://www.hukukihaber.net/dokunulmaz, (Erişim tarihi: 28.09.2026)

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. Ersan Şen, “Yasama Dokunulmazlığı Hakkında Bazı Sorunlar”, https://sen.av.tr/tr/makale/yasama-dokunulmazligi-hakkinda-bazi-sorunlar, (Erişim tarihi: 28.09.2026)

[3] AYM Genel Kurulu, Başvuru No: 2019/10634, 01.07.2021 T; AYM Genel Kurulu, Başvuru No: 2018/26689, 07.04.2022.

[4] Bkz. Ersan Şen, “Anayasa m.14 Işığında Milletvekili Dokunulmazlığı”, https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/944211-anayasa-m14-isiginda-milletvekili-dokunulmazligi, (Erişim tarihi: 28.09.2026)