TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

F. Ç. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/45273)

Karar Tarihi: 1/7/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yılmaz AKÇİL

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Muhammed Cemil KANDEMİR

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Yalçın TORUN

​

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, askerî disiplin cezasına karşı açılan davanın yargı yolunun kapalı olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde astsubay olarak görev yapan başvurucu, başka taburlarda tabur araçlarının bakım ve onarımıyla görevli kişiler bulunmasına rağmen tüm taburların araçlarının bakım ve onarım işlerinin yapılmasının kendisinden istendiğini ancak bunun kendisinin görev tanımı kapsamında olmadığını üstlerine bildirmiştir. Bunun üzerine başvurucu, emri mütalaa etmek fiilinde bulunduğu gerekçesiyle 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca uyarma disiplin cezasıyla cezalandırılmıştır.

3. Başvurucunun bu işlemin iptali talebiyle açtığı davada Denizli İdare Mahkemesi (Mahkeme) davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, Anayasa'da disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağı düzenlenmiş olmakla birlikte, silahlı kuvvetler mensupları hakkındaki hükümlerin saklı tutulduğu, TSK'daki disiplin sistemine ilişkin usul ve esasları düzenleyen 6413 sayılı Kanun'da uyarma cezalarının yargı denetimi dışında bırakıldığı, başvurucuya verilen uyarma cezasının yargısal denetime tabi tutulmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

4. Başvurucu, Mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna gitmiştir. Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.

5. Başvurucu nihai kararı 13/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 28/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

6. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. İfade Özgürlüğü ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

7. Başvurucu; 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinde getirilen kısıtlama nedeniyle aldığı uyarma disiplin cezasına karşı yargı yoluna başvuramadığını, iddialarını mahkeme önünde ortaya koyma imkânı tanınmadığını iddia ederek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun ifade hürriyetinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği cevapta, Mahkemenin işin esasına girerek değerlendirme yapmadığını, bir yıl içinde disiplin ceza puanını dolduranların ilişiğinin kesildiğini, böyle bir durumla karşılaşıldığında bu cezanın ilişiğin kesilmesinde dikkate alınmakta olduğunu, söz konusu cezanın hiçbir şekilde iptal edilemediğini ileri sürmüştür.

9. Başvurucuya disiplin cezası verilmesinin gerekçesi üstlerine karşı kullandığı ifadeler olduğundan başvurucunun bu şikâyeti ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmiştir.

10. Anayasa'nın 129. maddesinde "...Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz. Silahlı Kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır. ..." denilmektedir. Belirtilen kuralda Anayasa ile kanun koyucuya Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezalarının yargı denetimi dışında bırakılabileceğine ilişkin bir takdir yetkisi verildiği görülmektedir. Bu takdir yetkisine dayanılarak 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinde hangi disiplin cezalarına karşı yargı yoluna gidilemeyeceği düzenlenmiştir.

11. 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının başvuru konusu disiplin cezasının tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâlinin ilk cümlesi şöyledir:

"Askerî öğrenciler ile erbaş ve erler hakkında verilen disiplin cezaları ile subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezaları hariç bu Kanunda yer alan disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabilir."

12. Buna göre, 6413 sayılı Kanun'da yargı yolunun kapatıldığı disiplin cezaları arasında uyarma disiplin cezasının da olduğu görülmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan uyarma disiplin cezasına karşı yargı yolunun kapalı olduğu açıktır.

13. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında verdiği 1/6/2022 tarihli ve E.2022/10, K.2022/72 sayılı kararıyla 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…uyarma,...” ve “…ve hizmete kısmi süreli devam…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırılığını denetlemiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"35. Bu durumda yargı yolu kapalı olan uyarma ve hizmete kısmi süreli devam cezaları söz konusu askerî personelin TSK’dan ayrılmalarına ya da sözleşmelerinin feshine yol açabilmektedir. TSK’dan ayırma ya da sözleşmenin feshi işlemlerine karşı dava açılabilse de, bu işlemlerin dayanağı olan uyarma ve hizmete kısmi süreli devam cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olması nedeniyle gerek itiraz edilmeksizin gerekse itiraz aşamasından geçerek kesinleşen söz konusu disiplin cezaları yargısal denetime tabi tutulmadığından, bu işlemler dayanak alınarak gerçekleştirilen TSK’dan ayırma ya da sözleşmenin feshi işlemleri yönünden yargısal denetim şeklî bir hâle gelmektedir. Başka bir deyişle uyarma ve hizmete kısmi süreli devam cezalarına konu fiillerin disiplin cezasını gerektirip gerektirmediğinin yargısal denetime tabi tutulmaması nedeniyle TSK’dan ayırma ya da sözleşmenin feshi işlemlerine karşı açılan davalarda yapılan yargısal denetim etkinliğini yitirmektedir. Kurallar bu yönüyle asker kişilere aşırı bir külfet yüklemekte ve disiplinin tesisi şeklindeki kamu yararı ile hak arama özgürlüğü arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozmaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13., 36. ve 129. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir."

14. Söz konusu iptal kararı sonrasında 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinin 12/6/2024 tarihli ve 7517 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değiştirilen ve hâlen yürürlükte olan hâli şöyledir:

"Askerî öğrenciler ile erbaş ve erler hakkında verilen disiplin cezaları ile subay, astsubay, uzman erbaş ile sözleşmeli erbaş ve erler hakkında verilen uyarma, kınama ve hizmete kısmi süreli devam cezaları hariç bu Kanunda yer alan disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabilir. Subay, astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erler hakkında disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğu mahkemelerce denetlenebilir. Seferberlik ve savaş zamanında ise yüksek disiplin kurulları tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası hariç bu Kanunda yer alan diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışındadır."

15. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında verdiği 4/6/2026 tarihli ve E.2025/212, K.2026/127 sayılı kararıyla 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 43. maddesinin 12/6/2024 tarihli ve 7517 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…subay,…”, “…hakkında verilen uyarma, kınama…” ve “…cezaları hariç…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırılığını denetlemiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"21. Anayasa’nın 129. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında 'Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz./ Silahlı Kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.' hükümleri yer almaktadır.

22. 6413 sayılı Kanun’un kuralın da yer aldığı maddenin 'Anayasanın 129 uncu maddesi uyarınca, Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezalarının yargı denetimi dışında bırakılması mümkündür. Bu doğrultuda bugüne kadar Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezaları yargı denetimi dışında bırakılmıştır. Kanunla kısmen, ağır nitelikteki disiplin cezalarının yargı denetimine açılmasına imkân sağlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevcudu, disiplin tesisinin önemi, disiplinsizliklerin ve disiplin cezalarının mahiyeti gibi hususlar gözönüne alınarak tüm disiplin cezalarına karşı yargı yolunun açık olması sistemi tercih edilmemiştir. Zira bu tür bir sistemin, disipline ciddi zararlar verebileceği değerlendirilmektedir.' şeklindeki gerekçesinden kuralın Anayasa’nın 129. maddesinde kanun koyucuya verilmiş olan takdir yetkisine göre TSK açısından disiplinin tesisi amacıyla öngörüldüğü ve anayasal anlamda meşru bir amaca sahip olduğu anlaşılmaktadır.

23. Kuralın anayasal anlamda meşru bir amaca sahip olması yeterli olmayıp Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması da gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

24. Uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolunun kapatılması suretiyle bu tür disiplin cezalarının etkinliğinin artırılacağı gözetildiğinde kuralın TSK’da disiplini sağlama amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez (AYM, E.2022/10, K.2022/72, 1/6/2022, § 33).

25. Bununla birlikte yargı yoluna başvurulamayacağı öngörülen uyarma ve kınama cezaları anılan askerî personel açısından en hafif sonuç doğuran disiplin cezalarıdır. Öte yandan uyarma ve kınama cezaları dayanak alınarak söz konusu askerî personel hakkında tesis edilen diğer işlemlere karşı dava açılması durumunda da anılan cezaların yargı denetiminden geçmeden kesinleştiğinin ilgili yargı mercileri tarafından gözetilmesini engelleyen bir düzenleme bulunmamaktadır.

26. Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından sonra 6413 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen ve TSK’dan ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğunun mahkemelerce denetlenmesine imkân tanındığı görülmektedir.

27. Bu itibarla askerî personel hakkında verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı dava açılamayacağını öngören kuralın kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu, asker kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, kuralla TSK’da disiplinin tesis edilmesi yoluyla elde edilmesi öngörülen kamusal yarar ile asker kişilere yüklenen külfet arasında gözetilmesi gereken dengenin bozulmadığı, diğer bir ifadeyle kuralın mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 36. ve 129. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. "

16. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesi şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."

17. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç [1. B.], B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).

18. Somut olayda; 6413 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca uyarma disiplin cezasıyla cezalandırılan başvurucunun yasal düzenleme nedeniyle bu işlemin esasını yargılama mercilerine inceletememesinin ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik bir ihlale neden olup olmadığı değerlendirilmelidir.

19. Anayasa'nın 129. maddesinde disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağına ilişkin kural koyulduğu ancak yine aynı maddede kanun koyucuya TSK açısından farklı düzenleme yapmak hususunda takdir yetkisi verildiği görülmektedir. Bu takdir yetkisine dayanılarak 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesiyle başvurucunun aldığı en alt sıradaki disiplin cezası olan uyarma cezasının da aralarında olduğu bazı disiplin cezaları için yargı yolu kapatılmıştır.

20. Anayasa Mahkemesi 1/6/2022 tarihli ve E.2022/10, K.2022/72 sayılı kararı (bkz. §13) üzerine yapılan düzenlemeyle (bkz. §14) söz konusu disiplin cezalarına karşı yargı yolu kapalı tutulmaya devam edilmiş ancak yargı yolu kapalı olan disiplin cezaları sonucunda TSK'dan ilişiğin kesilmesi hâlinde ilişiğin kesilmesi işlemine karşı açılan davada yargı yolu kapalı cezaların da denetlenebileceği kuralı getirilmiştir. Böylece tek başına yargısal denetime tabi tutulmayan disiplin cezalarının TSK'dan ilişiğin kesilmesine etki etmesi durumunda ilişik kesme işlemine karşı açılacak davalarda denetlenmesinin yolu açılmıştır. Anayasa Mahkemesi, 4/6/2026 tarihli kararında (bkz. §15) 6413 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklik sonrasında başvuru konusu uyarma cezasının da aralarında olduğu disiplin cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olmasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasını değerlendirmiştir. Kararda, yapılan değişiklikle disiplin ceza sayısı veya puanı nedeniyle tesis edilen ve TSK’dan ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalarda yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının hukuka uygunluğunun mahkemelerce denetlenmesine imkân tanındığı da belirtilerek normun Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

21. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, TSK'dan ilişiğin kesilmesi cezasına dayanak teşkil eden yargı yolu kapalı olan cezalar, ilişiğin kesilmesi sonucunu doğuran işleme karşı açılan davada yargılama mercilerince denetlenebilecektir. Anayasa ile kanun koyucuya verilen yetki çerçevesinde TSK mensupları yönünden yargı yolunun kapatıldığı disiplin cezalarına -ilişiğin kesilmesi sonucunu doğurmadığı sürece- yargı yolunun kapatılmış olması ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, başvurucu hakkında tesis edilen en hafif disiplin cezasına -uyarma- ilişkin olarak kanun koyucunun yargı yolunu kapatmış olmasının ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.

22. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.

B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, görevini daha iyi yapmak amacıyla söylediği sözlerin "emri mütalaa etmek" olarak değerlendirildiğini iddia ederek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine ilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen başvuru yolları ibaresinin başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekir (Taner Kurban [2. B.],B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 20).

25. Anayasa Mahkemesi Yasin Şimşek ([GK], B. No: 2017/37390, 29/9/2021) kararında kesin olarak verilen karara karşı kanun yoluna başvurulmasının hangi durumlarda süreye etkili olarak kabul edilebileceğini değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesinin Yasin Şimşek kararında, başvurucunun bir olağan başvuru yolunu etkili olarak değerlendirmesini haklı kılan nedenlerin varlığı hâlinde söz konusu yolu tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunmuş olması sebebiyle başvurucunun cezalandırılmaması gerektiği vurgulanmıştır (Yasin Şimşek, § 47). Kararda, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun ikincil nitelikte olduğu, etkili olmayacağı teorik düzeyde açıkça anlaşılmayan ve pratikte de etkisiz kaldığı belirli hâle gelmeyen bir başvuru yolunun tüketilmesiyle ihlalin tespiti ve giderilmesi fırsatının bireysel başvurudan önce bu mercilere tanınmasının makul karşılanması gerektiği belirtilmiştir (Yasin Şimşek § 47).

26. Etkili olmadığı açıkça belli olan yolların tüketilmesinden sonra bireysel başvuru yapılması hâlinde süre aşımı söz konusu olabilir (Ümit Durak Özdemir [1. B.], B. No: 2019/30047, 25/1/2024, § 12; Murat Durmuş [1. B.], B. No: 2015/13800, 9/6/2020, § 22). Buna karşılık etkili olup olmadığı ancak nitelikli bir hukuki tartışmadan sonra anlaşılabilen bir yolun tüketilmesinden sonra yapılan bireysel başvuruların esasının incelenmesi gerekir. Bu nedenle bir başvuru yolunun makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolu olup olmadığının her somut olayın özel şartları içinde denetlenmesi gerekmektedir( Murat Durmuş, § 22) .

27. Anayasa Mahkemesi Barış Koç ([2. B.], B. No: 2016/11722, 15/9/2020) kararında, 6413 sayılı Kanun uyarınca verilen kınama disiplin cezası nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasını incelemiştir. Kararda, 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kınama cezasının yargı denetimine başvurulabilecek ve iptal davası açılabilecek disiplin cezaları arasında yer almadığı bu nedenle başvuru tarihi itibarıyla başvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı belirtilmiştir (Barış Koç, §34).

28. Başvurucunun ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik bir ihlalin olmadığına ilişkin ulaşılan sonuç dikkate alındığında başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak öncelikle yargı yolu kapalı olan uyarma disiplin cezasına karşı yaptığı bireysel başvurunun süresinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca uyarma cezasının yargı denetimine başvurulabilecek ve iptal davası açılabilecek disiplin cezaları arasında yer almadığı bu nedenle başvuru tarihi itibarıyla başvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı görülmektedir. Başvurucunun dava konusu yaptığı uyarma disiplin cezasına karşı yargı yolunun açıkça kapatıldığı durum karşısında hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali talebiyle açtığı davada yargılama mercilerinin davanın esasını inceleyebileceğine yönelik beklentisinin haklı bir beklenti olduğu söylenemez. Bu nedenle söz konusu disiplin cezasına karşı açılan iptal davası, bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemez.

29. Somut olayda Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden başvurucunun idarenin nihai kararını en geç disiplin cezasına karşı iptal davası açtığı 2/9/2021 tarihinde öğrendiği, bireysel başvurunun otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 28/4/2022 tarihinde yapıldığı görülmüştür.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiasının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İfade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 1/7/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Askerî disiplin cezasına karşı açılan davanın yargı yolunun kapalı olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı başvurunun açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki sonuca katılmamaktayım.

2. Eldeki dosyaya konu olayda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde astsubay olarak görev yapan başvurucu, başka taburlarda tabur araçlarının bakım ve onarımıyla görevli kişiler bulunmasına rağmen tüm taburların araçlarının bakım ve onarım işlerinin yapılmasının kendisinden istenildiğini ancak bunun kendisinin görev tanımı kapsamında olmadığını üstlerine bildirmesi üzerine “emri mütalaa etmek” fiilinde bulunduğu gerekçesiyle 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Kanunu'nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca uyarma disiplin cezasıyla cezalandırılmıştır.

3. İdari yargıda açılan iptal davasında ise bahse konu cezanın iptal talebi 6413 sayılı Kanun'da uyarma cezalarının yargı denetimi dışında bırakıldığı ve davacıya verilen uyarma cezasının yargısal denetime tabi tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilerek kesinleşmiştir.

4. Başvurucu yapmış olduğu bireysel başvuruda 6413 sayılı Kanun'un 43. maddesinde getirilen kısıtlama nedeniyle aldığı uyarma disiplin cezasına karşı yargı yoluna başvuramadığını, kendisine iddialarını mahkeme önünde ortaya koyma imkanı tanınmadığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ileri sürmüştür.

5. Mahkememiz çoğunluğu ise Anayasa ile kanun koyucuya verilen yetki çerçevesinde TSK mensupları yönünden yargı yolunun kapatıldığı disiplin cezalarına -ilişiğin kesilmesi sonucunu doğurmadığı sürece- yargı yolunun kapatılmış olmasının ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı kanaatine ulaşmıştır. Gerekçede ayrıca başvurucu hakkında tesis edilen disiplin cezasının en hafif disiplin cezası olan uyarma disiplin cezasına ilişkin olarak kanun koyucunun yargı yolunu kapatmış olmasının ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal etmediği hususuna da yer verilmiştir (§ 21).

6. Eldeki başvuruya konu olayda başvurucuya verilen disiplin cezasına karşı yargı yoluna başvurulamaması nedeniyle ortaya çıkan durumla ilgili olarak bir anayasal sorun bulunmaması şeklindeki sonuca katılmak mümkün değildir.

7. Anayasa’nın 129. maddesinde disiplin cezalarının yargısal denetimi ile ilgili genel ilke disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılmaması şeklinde olup maddede “Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır” şeklinde bir istisnaya yer verilmiştir. Disiplin cezalarına ilişkin bu istisnayı özellikle de hukuk devleti, yargısal denetim ve temel hak ve özgürlüklerle ilgili hükümler başta olmak üzere Anayasa’nın diğer hükümlerini de dikkate alarak amacına uygun biçimde yorumlamak gerekir.

8. Bireysel başvuru veya norm denetimi bağlamında önüne taşındığında Anayasa’nın üstünlüğünü sağlamaya çalışan ve bu yönü ile insan haklarını etkili biçimde korumayı ve Anayasa’nın üstünlüğünü eksiksiz biçimde tesis etmeyi amaçlayan bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin bu konu ile yaklaşımının da yargısal denetimin temel kural, yargısal denetimi devre dışı bırakan kuralın ise istisnai nitelik taşıması ve Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olması şeklindeki temel işlevi dikkate alınarak ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla denetim sürecinde Anayasa Mahkemesi yargısal denetim yasağı içeren Anayasa hükümlerini oldukça dar yorumlamalı ve bu süreçte mümkün olduğunca hukuk devleti ve insan haklarını koruma temelinde özgürlük lehine yorum yapmaya gayret göstermelidir.

9. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bir kararında anayasa yargısının kabul edildiği bir hukuk sisteminde esas olan normların Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması ve Anayasa’ya aykırı olan kuralların hukuk sisteminden ayıklanması olduğunu öne çıkararak, Anayasa Koyucunun bu denetime bazı istisnalar getirmesi durumunda bu istisnaların dar yorumlanmasının anayasa yargısının amacına daha uygun olacağını vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesine göre bir an için denetim yasağına ilişkin kuralın yer aldığı maddenin lafzından hareketle yasağın kapsamı noktasında iki türlü yorumun mümkün olduğu kabul edilse bile, sınırlayıcı kuralın dar yorumlanması Anayasa’ya uygunluk denetiminin amacı bakımından daha doğru olacaktır (bkz.: AYM, E.2023/177, K.2024/30, 01/02/2024, § 16).

10. Yine konumuz bağlamında askeri disiplin ile ilgili olarak kamu düzeninin korunması ve hukuka uygun bir hiyerarşik düzen ve kamu hizmetinin sunumu boyutu da dikkate alındığında bu konuda Anayasa’nın “kanunsuz emir” ile ilgili olarak 137. maddesinde yer verilen temel ilkelerin de dikkate alınması önem arz etmektedir.

11. Eldeki başvuruya konu olayda silahlı kuvvetlerde astsubay olarak görev yapan başvurucu başka taburlarda tabur araçlarının bakım ve onarımıyla görevli kişiler bulunmasına rağmen tüm taburların araçlarının bakım ve onarım işlerinin yapılmasının kendisinden istenildiğini ancak bunun kendisinin görev tanımı kapsamında olmadığını üstlerine bildirmiş, bunun üzerine başvurucu emri mütalaa etmek fiilinde bulunduğu gerekçesiyle uyarma disiplin cezasıyla cezalandırılmıştır.

12. Görüldüğü gibi başvurucu silahlı kuvvetlerde görev yapan bir kişi olarak sadece kendisine verilen emir bağlamında başka taburlarda tabur araçlarının bakım ve onarımıyla görevli kişiler bulunmasına rağmen tüm taburların araçlarının bakım ve onarım işlerinin yapılmasının kendisinden istenilmesinin kendisinin görev tanımı kapsamında olmadığını üstlerine bildirmiş, bu konuda verilen emri asla yerine getirmeyeceğine dair bir beyanda bulunmamıştır.

13. Her ne kadar başvurucu astsubay sınıfındaki bir asker olarak silahlı kuvvetlerde görev yapan bir kamu görevlisi konumunda disiplin kurallarına daha sıkı biçimde riayet etmek durumunda ise de bu kamu görevlisinin de kurum içerisinde kendi görüş ve kanaatlerini, kurumdaki kamu hizmetinin işleyişine ilişkin kendi görüş ve önerilerini ve hatta somut örnekte olduğu şekildeki sorularını üstlerine sorabilecek biçimde ifade özgürlüğünden faydalanabilmelidir.

14. Elbette ki kamu görevlilerinin ve asker kişilerin ifade özgürlüğünün kapsamı ve bu kişilerin ifade özgürlüğünden faydalanma düzeyi diğer kişilerden farklı olabilir. Bu bağlamda asker kişilerin ifade özgürlüğünün daha fazla kısıtlanmasının meşru bir amacı da olabilir.

15. Bununla birlikte asker kişilerin de silahlı kuvvetler içerisinde görev yaparken birer birey olarak Anayasa’da güvence altına alınan haklardan ve konumuz bağlamında ifade özgürlüğünden faydalanması önem arz etmektedir.

16. Hatta kamu görevlisi olarak askerlerin sunulan kamu hizmeti ile ilgili kendi görüş, öneri veya eleştirilerini üstlerine aktarabilmeleri kamu hizmetinin etkinliği ve hizmetin sunumunda yaşanabilecek sorunların giderilmesi noktasında fevkalade yararlı da olabilir.

17. İfade özgürlüğünün bu işlevi de dikkate alındığında eldeki bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun verilen emre binaen bunun kendi görev tanımı içerisinde olmadığını üstlerine bildirmesinin kurumun disiplinini ne şekilde bozduğunu anlayabilmek mümkün değildir.

18. Nitekim İdare Mahkemesi de bu konuya ilişkin hiçbir değerlendirme yapmadan ilgili Kanun hükmünü esas alarak dava konusu işlemin iptali talebini reddetmiştir.

19. Bu bağlamda Mahkememiz çoğunluğunun da ifade özgürlüğüne yönelik müdahale ile kamu hizmetinin sunumundaki disiplinin korunması arasında hiçbir dengeleme yapmadan kategorik biçimde verilen disiplin cezasını yargı denetimi dışında tutan yaklaşımda sorun görmemesi kabul edilemez. Hele de Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme sürecinde kamu görevlilerinin ifade özgürlüğünün korunması noktasında bu şekilde kategorik bir yaklaşım sergilemesi Mahkemesinin özgürlükleri koruma işlevi ile de bağdaşmamaktadır.

20. İnsan haklarının korunması, hukuk devleti ve yargısal denetim ile ilgili Anayasa’nın açık hükümleri ortada iken Mahkememiz çoğunluğunun eldeki dosyada asker kişilerin etkili başvuru hakkına kısıtlama getiren kuralla ilgili olarak hiçbir dengeleme arayışına girişmeksizin Anayasa’nın Silahlı Kuvvetler mensupları ile ilgili disiplin kararlarına ilişkin idari yargı denetimini kısıtlayan istisna hükmüne oldukça rahat biçimde dayanması ve eldeki başvuruya konu olayda bir sorun görmemesi Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma yönünde norm denetiminde ve bireysel başvuruda sergilemesi gereken yaklaşımla da temelden çelişmektedir.

21. Başvurucunun başka taburlarda tabur araçlarının bakım ve onarımıyla görevli kişiler bulunmasına rağmen tüm taburların araçlarının bakım ve onarım işlerinin yapılmasının kendisinden istenildiğini ancak bunun kendisinin görev tanımı kapsamında olmadığını üstlerine bildirmesi üzerine kanaatimizce bu süreçte idare pekala Anayasa’nın 137. maddesinde düzenlenen kanunsuz emir hükümlerine uygun bir yaklaşım sergileyerek hiyerarşik bakımdan üst emrinde ısrar edip bu emrini yazı ile yenileyebilirdi. Bu durumda yine de emir yerine getirilmediğinde ilgili kişiye disiplin cezası verilebilirdi.

22. Burada akla kanunsuz emir noktasında Anayasa’nın 137. maddesinde öngörülen standardın hemen akabinde askerî hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnaların saklı olduğu hükmü gelebilir. Ancak ifade etmek gerekir ki bu istisna da yine dar yorumlanmalı ve amacına uygun biçimde uygulanmalıdır.

23. Eldeki bireysel başvuruya konu olayda başvurucuya disiplin soruşturmasına konu fiil bağlamında verilen uyarma biçimindeki disiplin cezasının asker kamu görevlisi sıfatıyla çalıştığı kurum içinde hizmetin sunumu esnasındaki başvurucunun ifade özgürlüğünü tamamen anlamsız hale getirmektedir.

24. Üstelik başvurucu bu cezaya karşı idari yargı yoluna başvurduğunda yargısal denetimi engelleyen hükümler gerekçe gösterilerek bu disiplin cezasının hukuka uygunluğu denetlenememiştir.

25. Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması hak arama özgürlüğünün ön koşulunu oluşturur (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 21; E.2022/10, K.2022/72, 1/6/2022, § 23).

26. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin cezasına karşı idari yargı denetiminin gerçekleştirilememiş olması başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesindeki etkili başvuru hakkını ihlal etmektedir. Dolayısıyla çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ